islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
47,5248
EURO
54,7641
ALTIN
6.208,35
BIST
13.331,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
29°C
İstanbul
29°C
Parçalı Bulutlu
Cumartesi Az Bulutlu
28°C
Pazar Parçalı Bulutlu
30°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
31°C
Salı Parçalı Bulutlu
31°C

YEVM’ÜL FASL/AYRIM GÜNÜ

YEVM’ÜL FASL/AYRIM GÜNÜ
31/07/2026 10:11
A+
A-

YEVM’ÜL FASL/AYRIM GÜNÜ

İsrâfîl, dört büyük melekten birinin adıdır ve kelimenin İbrânîce’den Arapça’ya girdiği kabul edilir. Kur’ân’da bu meleğin adı geçmemekte ancak yapacağı görevden söz edilmektedir. Anlam olarak İsrâfîl’in “Allah’ın kulu” veya “Rahmân’ın kulu” mânalarına geldiğini bildiren bazı rivâyetler bulunmaktadır.[1] Batılı araştırmacılar, İsrâfil’in Eski Ahid’de bir melek grubunu ifâde etmek üzere kullanılan “serâfîm” kelimesinden türetildiği kanaatindedir. Dinler tarihiyle ilgili etimolojik sözlüklerde Asurca’da “sarâpu”, Ârâmîce’de “sref” kelimeleriyle karşılandığı kaydedilen “serâfîm” lâfzının İbrânîce’de “yok etmek, yakıp yıkmak, tasfiye etmek” gibi mânalar taşıyan bir kökle bağlantılı olan “serâf” kelimesinin çoğulu olduğu kaydedilir.

Kıyâmetin kopmasından bahseden âyetler, evrende büyük bir kozmik değişime sebep olacak bu hadisenin sûra ilk üflenilmesiyle başlayacağını, ikinci üflenişle de herkesin diriltilip mahşere gitmeye hazır duruma getirileceğini ifâde eder. Bu tür açıklamalarda yer alan “üfleme” görevini ifâ edecek ve insânları hesap meydanına çağıracak olan meleğin İsrâfil olduğu hususunda İslâm âlimleri görüş birliği içindedir.  Bundan dolayı Kur’ân’da “sûr” bahsedilen her âyette dolaylı olarak bunu üflemekle görevli olan İsrâfil’den de söz edildiği söylenebilir. Kur’ân âyetlerinden anlaşıldığına göre İsrâfil sûra iki defa üfleyecektir. İlkinde Allah’ın diledikleri hariç, yerde her şey yıkılıp helâk olacak ve kıyâmet kopacaktır.[2] İkincisinde de insânlar dirilecek ve mahşer yerinde toplanmak üzere Rablerine doğru koşacaklardır.[3] Bu çerçeveden baktığımızda “yühyî ve yümît” yâni “dirilten ve öldüren” kudret Allah olduğuna göre, İsrâfîl’i de Allah’ın bu isimlerinin tecelli ettiği rûhânî varlık/görevli olarak düşünebiliriz.

İsrâfîl’in üfleyeceği “Sûr”un ise özelliğinin ne olduğu bilmiyoruz. Sözlükte “boru veyâ boynuz” gibi üfürülen şey anlamına gelmektedir. Bazı dilbilimcilere[4] göre sûr, “şekil” anlamına gelen “sûret”in çoğuludur. Sûret ise varlığın görünen biçimi, formu, kalıbı yâni tasvir ve tasavvur edilen yönüdür. İşte bu noktadan hareketle bazı müfessirler sûr’a üfürülmeyi “can verme”, rûhların bedenlere/sûretlere üflenmesi/iade edilmesi olarak düşünmüşlerdir. Bu yaklaşımlarına da Zümer/68. âyeti örnek göstermişlerdir: “[O Gün hesap] sûru üflenecek; ve yerde, gökte ne varsa hepsi, Allah’ın [hariç tutmak] istedikleri dışında, düşüp bayılacaklar. Sonra sûr yeniden üflenecek; işte o zaman [yargı kürsüsü önünde] duranlar [hakikati] görmeye başlayacaklar![5]

İşte Nebe/17-18. âyetleri “Sûr”a üfürülmesiyle başlayacak ikinci sahnenin yâni “Ayrım Günü”nün işâretini vermektedir: “Gerçek şu ki, [doğru ile yanlış arasında] Ayrım Günü’nün belirlenmiş bir vakti vardır: [yeniden dirilme] sûrun[un] üflendiği ve hepinizin kalabalıklar halinde ortaya çıkacağınız Gün.[6] İlk âyette geçen “yevm’ül fasl” yâni ayrım günü ifâdesi; hakla batılın, iyilerle kötülerin, kâfirlerle müminlerin, cennetliklerle cehennemliklerin ayırt edileceği, farkların ortaya çıkarılacağı güne denmektedir. Bu gün, Allah’ın ezelî ilminde önceden bilinen bir gündür ve günün saatinin/zamanının bilgisini Allah –peygamberler de dâhil– hiçbir kimseye vermemiştir.[7] Âyette geçen “kâne mikâtâ” ifâdesi bu kesinleşmiş bu karara işâret etmektedir. Bu bir başka âyette şöyle verilir: “Bakın, bekleyip görün denilen her şey mutlaka gerçekleşecektir.[8] Böyle bir günde bütün canlılar bir araya gelecek ve Allah onların arasında hükmünü verecek, böylece dünyâda işlenmiş bütün haksızlıklar karşılığını bulacak, kusursuz adalet gerçekleşecektir. İşte o güne “ayırım günü” veya “hüküm günü” denmesinin sebebi budur. Bu âyet “Şüphesiz buluşma günümüz ayırım günü olacaktır” şeklinde de anlaşılabilir.

Nebe/18. âyetteki sûra üfürülüş, daha öncede değindiğimiz gibi ilk değil ikinci üfürülüştür. Bu çağrı/üfürülüşle birlikte insânlar bulundukları yerlerden dirilip bölük bölük Allah’ın huzuruna geleceklerdir. İşte o gün yeniden dirildiğinde insân, geçmiş hayatının mahiyetini hakkıyla anlayacak ve bütün aldatmacalardan uzak şekilde, kendisini olduğu gibi görecek; geçmişteki bütün eylemlerinin –ve böylece âhiretteki kaderinin– gerçek anlamı kendisine gözlerini kör edercesine gösterilecektir. Ve bir başka âyette insâna şöyle söyleneceği bildirilmektedir: “Sen, bu [Hesap Günü]nü umursamıyordun, ama şimdi Biz senin (gözündeki) perdeni kaldırdık, bakışın bugün artık daha keskindir![9]

Bu buluşma gününde iki değişimin daha gerçekleşeceğini Nebe/19-20. âyetleri bize göstermektedir: “Göklerin açıldığı ve [kanatları açık] kapılar haline geldiği (gün); ve dağların bir serapmış gibi kaybolup gittiği (gün).[10] İlk âyette semânın açılacağını anlatan kelime “fütihat” kelimesidir. Bu ifâdenin farklı ayetlerde başka versiyonları da vardır. Örneğin İnfitâr/1. âyette semânın çatlaması “fetara”, İnşikak/1. âyette ise yarılması ise “şakka” fiiliyle anlatılır. Anlaşılıyor ki, semânın açılması önce bir çatlama şeklinde olmakta ve arkasından da yarılışı gelmektedir. Bu gelişim/oluşum kıyâmetle birlikte başlayacak olan toplu ve kökten değişimin bir öncü habercisidir. Bu fetih/açılma ile birlikte âyetin devâmında “kapıların” oluşacağı söylenmektedir. Bu kapıların nasıl ve ne olduğu şüphesiz bilgimiz dışındadır. Ama bu âyeti Nebe/12. âyette anlatılan “üstümüze kurulan yedi kubbe/sistem/yol” gerçeği ile birlikte değerlendirirsek bu kapıları semâvî/rûhânî âleme belli bir sıra ile açılan mânevî geçişler olarak da düşünebiliriz. Daha özel anlamda buna nefsin basamakları/mertebeleri/makamları da diyebiliriz.

Bütün bu gelişmelerin arkasından ise “dağların bir serap gibi kayboluşları” gelmektedir. Dağlar daha önceki âyetlerde de işâret edildiği gibi yeryüzünün dengesini sağlayan unsurlardı. Onlar da şimdi bu değişimden sonra toz hâline gelmiş, darmadağın olmuş ve varlıkları kalmamıştır. Yani “serap” gibi gerçek zannedilen görüntüsünden/suretinden yokluğa/hayâle dönmüştür. Dağların serap oluşu, başka bir ifâde ile söylersek, alışılmış dengelerin/kuralların/ilkelerin/kalıpların bozulması anlamındadır.

Dipnotlar

[1] Buhârî, “Tefsîr”, 2/6
[2] Neml/87; Hâkka/13-16
[3] Yâsîn/51
[4] Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “svr” md. ; Lisânü’l-Arab, “svr” md.
[5] Zümer/68 “Ve nufiha fîs sûri fe saıka men fîs semâvâti ve men fîl ardı illâ men şâallâh(şâallâhu), summe nufiha fîhi uhrâ fe izâhum kıyâmun yanzurûn(yanzurûne).
[6] Nebe/17-18 “İnne yevmel faslı kâne mîkâtâ(mîkâten). Yevme yunfehu fîs sûri fe te’tûne efvâcâ(efvâcen).
[7] A’raf/187
[8] Mürselât/7
[9] Kâf/22
[10] Nebe/19-20 “Ve futihatis semâu fe kânet ebvâbâ(ebvâben). Ve suyyiratil cibâlu fe kânet serâbâ(serâben)

Necmettin Şahinler

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.