
Hatırlayalım; ‘hayr’ masdarının kökü olan ‘hâre’ fiili; bir şeyi diğerine tercih etmek, bir şeyi seçip ayırmak. Hayırlı olmak, birine hayırlı olanı vermek demektir.
‘Hayır’ ise taşıdığı özellik dolayısıyla istenilen, arzu edilen, değerli, dünya ve âhirette faydalı, yarayışlı olan her şeydir.
Herkesin rağbet ettiği, istediği, arzuladığı veya beğendiği şey. Akıl gibi, faydalı nesneler gibi… (el-Isfehânî, R. el-Müfredât, s: 231)
Bir şeyin her durumda ve herkese göre beğenilen olması “mutlak hayr”, bir şeyin bazıları için şer iken, bir başkası için hayr olması “mukayyed (sınırlı) hayr” denmiş.
“Şu şundan daha hayırlıdır” örneğinde olduğu gibi… Mesela; “raculün hayr-hayırlı erkek”, “imraetün hayr-hayırlı kadın” kullanımları var.
Pek çok âyette de bu manada geçiyor:
“Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz…” (Âli İmran 3/110)
“Şüphesiz, iman edip, sâlih ameller işleyenler var ya; işte onlar yaratıkların en hayırlısıdırlar.” (Beyyine 98/7)
“Kadr Gecesi bin aydan daha hayırlıdır.” (Kadr 97/3)
“Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden gönül kırma gelen bir sadakadan daha hayırlıdır…” (Bekara 2/263)
‘Hayr’ın çoğulu ‘hayrât’, beğenilen özellikler, davranışlar, sevap amacıyla yapılan iyilikler ve sadaka-i câriye (devam eden sadaka) olan şeyler demektir.
Peki ‘hayr’ ya da “en hayırlı Allah (st)” hakkında kullanılabilir mi?
Evet… Kur’an’da 16 âyette “ALLAH … LARIN/LERİN EN HAYIRLISIDIR” şeklinde geçiyor.
Âli İmran Sûresinde bir bölüm Meryem’den (as) ve İsa’dan (as), onun davetinden, davetinin mahiyetinden, elçi olarak kendi işlevinden, muhataplarının (kavminin) ona karşı tavrından bahsediyor. Şöyleki:
İsa (as) İsrailoğullarına rasûl (elçi) olarak gönderdi. Onlara mu’cizeler getirdiğini söyleyerek bunlardan bir kaç tanesini saydı. “Eğer mü’min iseniz bunda sizin için ibretler vardır” diye de ekledi. Arkasından;
Tevrat’ı doğrulayıcı, bazı helâlleri açıklayıcı olarak gönderildiğini haber verip, “yalnızca herkesin Rabbi olan Allah’a kulluk edin” dedi. Onlardaki inkârcılık alametlerini sezince de; “Allah yolunda bana yardımcı olacaklar kimlerdir” diye sordu. Havâriler; “Biz Allah yolunun yardımcılarıyız, Allah’a iman ettik, şâhit ol ki biz müslümanlarız” dediler ve arkasından şöyle dua ettiler: “Rabbimiz, indirdiğine iman ettik ve Rasûl’e uyduk. Bizi (bunu tasdik eden) şâhitlerden yaz.” (Âli İmran 3/49-53)
Bunu takip eden âyette Rabbimiz şöyle buyuruyor:
“(Onlar) tuzak kurdular; Allah da tuzak kurdu. Allah, tuzak kuranların hayırlısıdır.” (Âl-i İmrân 3/54)
Dikkat çekici; âyet lafzi olarak Allah’ın tuzak kurduğunu, üstelik bu konuda O’nun en hayırlı olduğunu söylüyor.
Bunu okuyan veya duyan ilk başta şaşırabilir. “Hiç Allah (cc) başkalarına tuzak kurar mı” diye aklına gelebilir. Zira başkasına kötüler, hile yapanlar, hasımlarını alt etmek veya avlamak isteyenler tuzak kurabilir. Halbuki Allah (st) bu gibi sıfatlardan münezzehtir (uzaktır).
Ama âyette aynen böyle geçiyor: ALLAH tuzak kurdu.
Elbette bunun bir açıklaması, bir sebebi vardır. Bakalım Kur’an yorumcuları bu konuda ne demişler…
“ve mekerû ve mekerallah”; insanların tuzak kurması kötülük ve aldatmadır, Allah’ınki ise karşılık vermedir. Ona tuzak denilmesi karşılık olmasındandır, meselâ şu âyette olduğu gibi:
“İman edenlerle karşılaştıkları zaman, “İnandık” derler. Fakat şeytanlarıyla başbaşa kaldıkları zaman, “Şüphesiz, biz sizinle beraberiz. Biz ancak onlarla alay ediyoruz” derler.
Gerçekte, Allah onlarla istihza (alay) eder de azgınlıklarında onlara fırsat verir, bu yüzden onlar bir müddet başıboş dolaşırlar.” (Bekara 2/14-15)
“Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır”: Çünkü O’nun kötülerin tuzağı yapılan kötülüklerinin karşılığıdır ve mü’minlere yardımdır. (İbnu’l-Cevzî, Zâdu’l-Mesir, s: 197)
“İsa’ya inanmayanlar hileye başvurdular, Allah da onların hilesini/tuzağını boşa çıkardı. Allah hileleri boşa çıkaranların en hayırlısıdır.”
Havariler dua etti, diğerleri ise hile yaptılar, su-ikast tertip ettiler, yani İsa’ya tuzak kurdular. Âyetteki zamir her ne kadar havarileri işaret etse de, yani onların içinde tuzak kuran olduğu şeklinde anlaşılsa da bağlam açısından bu tuzak/hile inkârcı olan İsrailoğullarına ait olduğunu söylemek daha uygundur.
İsa (as) onlarda hainlik hissetti, havarilerin kendisine yardımcı olmalarını istedi. İsrailoğulları ise ona, hak davete karşı hile/tuzak kurdular. (Elmalılı, H. Y. Hak Dini Kur’an Dili (sad.), 2/370)
Âyette ‘mekr’ kelimesi kullanıldı. Bunun aslı ‘mekera’ fiili ve türevleri Kur’an’da 43 yerde geçiyor. Bu da; hile ile (ya da hile-hurda ile) kendisinin neyi kasdettiğini bir başkasından saklamaktır. Karanlık, gizli, hissedilmeyecek denli hile ile diğerine zarar vermeye çalışmaktır.
Bu da iki çeşittir: Birincisi; övülen, güzel görünen ‘mekr’. Bu da bir güzelliği kasdetmek amacıyla onu saklamak. İşte bu âyette Allah’a nisbet edilen ‘mekr’ bu anlamdadır.
İkincisi; kötü görülen, yerilen ‘mekr’. Bu da kötülük amacını gizlemektir. Kişin asıl amacı kötülük yapmaktır ama o nasıl kötülük yapacağını, kötülük yapmak istediğinden saklar. Âyette İsrailoğullarına nisbet edilen mekr bu manadadır.
Hz. Ali’nin (ra) şöyle dediği rivâyet edildi: “Her kimin dünya imkanları genişler de bunun kendisi için bir “mekr-tuzak veya aldatıcı” olduğunu anlamazsa, o kişi aklı çelinmiş birisidir.” (el-Isfehani, R. el-Müfredat, s: 715)
İsrailoğulları İsa’ya (as) komplo kurdular, onu ve davetini yok etmek için gizli gizli planlar yaptılar. Onu öldürmek için belki de el altından bazı kimselere görev verdiler. Böylece hem onun bedenini ortadan kaldırmaya, hem de tebliğ ettiği Tevhid inancına “mekr ve hud’a (hile ile)” engel olmaya kalkıştılar.
Ancak onlar bu berbat emellerine erişemediler. Ne onu öldürebildiler, ne de Tevhid inancını yok ettiler. Rabbimiz şöyle buyurdu:
“Oysa onu öldürmediler ve asmadılar. Fakat onlara öyle gibi gösterildi. Onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, bu konuda kesin bir şüphe içindedirler. O hususta hiçbir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Onu kesin olarak öldürmediler.” (Nisâ 4/157)
Onlar hak Elçiye, hak davete karşı hile yaptılar, tuzak (mekr) kurdular. Allah (cc) da onların bu tuzaklarına karşı tuzak kurdu. Üstelik “ALLAH TUZAK KURANLARIN EN HAYIRLISIDIR”.
O’nun mekr’i (tuzağı) başkasına zarar vermek, aldatmak, ayağını gizlice kaydırmak olmadığı gibi önüne geçilebilir de değildir. Mahiyetini bilmek de mümkün değildir.
O’nun mekr’i (tuzağı) sözlük anlamıyla bilinen şer/kötü anlamda değil, müşâkele (şekli bir manası zıt kelime getirmek) suretiyle tuzak diye ifade edilen bir hayır’dır. Bu, hakka karşı hile yapanlar hakkında bile hayırdır. Zira böylece mekr’in (hilenin) kötülüğünü ve cezasını anlarlar da, belki uyanmalarına, bundan vazgeçmelerine ve tevbe etmelerine vesile olur. (Elmalılı, H. Y. Hak Dini Kur’an Dili (sad.), 2/371)
Hüseyin K. Ece
MİRATHABER.COM -YOUTUBE-