islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,0354
EURO
52,7909
ALTIN
6.764,97
BIST
14.594,01
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
17°C
İstanbul
17°C
Parçalı Bulutlu
Çarşamba Az Bulutlu
19°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
16°C
Cuma Hafif Yağmurlu
12°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
13°C

ALLAH (ST) FASLEDENLERİN EN HAYIRLISIDIR

ALLAH (ST) FASLEDENLERİN EN HAYIRLISIDIR
21/05/2025 09:00
A+
A-

Allah’ın (st) hükmedenlerin en hayırlısı olduğu bir âyette de ‘fâsıl-fasleden’ kelimesiyle haber veriliyor.

-Yevmu’l-fasl

‘fesale’ fiilinden gelen ‘fasl’; iki şey arasındaki mesafe olduğu gibi aynı zamanda kesin hüküm manasına da gelir.

“Yoksa onların bir takım ortakları mı var ki, Allah’ın izin vermediği şeyleri, dinden kendilerine şeriat kıldılar? Eğer “fasl (karar/hüküm)” kelimesi olmasaydı, elbette aralarında hüküm hemen verilirdi. Gerçekten zalimler için acıklı bir azap vardır.” (Şûrâ 42/21)

Aynı kökten “kavlün fasl”; hak söz, ayırdedici söz demektir. (el-Isfehânî, R. el-Müfredât, s: 573) Bu da Kur’an’ın bir sıfatıdır. Bir âyette şöyle geçiyor:

“Şüphesiz o Kur’an, hak ile bâtılı ayırdeden bir sözdür. O asla bir şaka değildir. (Târık 86/13-14)

Allah (cc) burada göğe ve yere yemin ederek, insanın başlangıcı ve sonu ile ilgili âyetlerle, insanın tekrar kendisine geri döneceğini haber veriyor ve arkasından da Kur’an’ın hak söz, kesin hüküm olduğunu bildiriyor. (Elmalılı, H. Y. Hak Dini Kur’an Dili (sad.), 9/132)

Taberî şöyle demiş: Şüphesiz ki bildirilen bu olaylar, hak ile bâtılı ayırdeden hak haberlerdir. Bunlar oyuncak ve bâtıl şeyler değildir. Kavlu’l-fasl’a bazıları hak söz, bazıları hüküm sözü manasını verdiler. (Taberî, İbni Cerir. Câmiu’l-Beyân, 12/540)

Ali (ra) şöyle demiş: Rasûlullah’ı (sav) şöyle derken dinledim:

“… Bu (Kur’an) öyle bir kitabtır ki, onda sizden öncekilerin haberi, sizden sonrakilerin hükmü vardır. O ayırdedici (fasl’dır) bir sözdür. O bir şaka değildir. Herhangi bir zorba (zorbalık ederek) onu terkedecek olursa, Allah onun belini kırar. Kim hidâyeti ondan başka bir yerde arayacak olursa, Allah onu saptırır…” (Tirmizî, F. Kuran/13 no: 2906, Garip kaydıyla)

Yine aynı kökten; “yevmu’l-fasl”; kıyâmet günü, kesin hükmün verileceği gün demektir.

Âhiretin 15 isminden biri de “yevmu’l-fasl”dır. Rabbimiz “öldükten sonra dirilme/ba’sü ba’de’l-mevt” hakkında şöyle buyuruyor:

“O (dirilme,) korkunç bir çığlıktan ibarettir ve o anda, onlar baka kalırlar.

(Kafirler) şöyle diyecekler: “Vay başımıza gelene! Bu beklenen ceza (karşılık) günüdür.”

İşte bu, yalanlamış olduğunuz hüküm günüdür (yevmu’l-fasl’dır).” (Sâffât 37/21)

Kıyâmetten sonra başlayacak âhiret hayatı, orada hesaba çekilme bir önceki âyette “yevmü’d-dîn” bu âyette de “yevmu’l-fasl” olarak nitelendirildi. Her iki de bir hakikati haber veriyor: Dünya hayatının sona ermesinden sonra kıyâmet, yani yeniden ayağa kalkış, diriliş olacak… Herkes mahşerde Rabbin huzurunda haşrolacak (toplanacak)… Allah (st) o gün herkesin hakkında hüküm/karar verecek, herkes dünyada yaptıklarının karşılığını, cezasını alacak…

O gün hakkın bâtıldan ayrılacağı, haklının ve haksızın, iyi yapan ile kötü yapanın, izzetli olan ile zillet içinde olanın, zalimin ve mazlumun belli olacağı, insanların farklı düşündükleri şeyler hakkında hüküm verileceği gündür.

Öldükten sonra dirilmeyi inkâr eden kafirler, kıyâmeti bütün dehşetiyle bizzat (ayne’l-yakîn) görünce, dünyada iken yaptıkları hatalara, işledikleri günahlara pişman olacaklar. Kendi kendilerine zulmettiklerini anlyacaklar ve şöyle diyeceklerdir: “Yazıklar olsun bize. İşte bugün ceza ve hesap günüdür (yevmü’d-dîn’dir).”

Allah (cc), belki de melekler ve mü’minler onlara; “işte bu, yalanlayıp durduğunuz, Vahiyle bildirildiği hâlde ona karşı şüphe içinde olduğunuz ilâhi hüküm ve karar günüdür. Allah (st), adaletiyle kulların amellerine göre birbirlerinden ayırdedecektir. (Taberî, İbni Cerir. Câmiu’l-Beyân, 12/540)

Rabbimiz Kur’an’da Son Saat, yani dünya hayatının sona ereceğini zaman gerçekleşecek pek çok olaydan bahsediyor. Bunları farklı sûrelerde farklı ifadelerle görüyoruz. Bir kısmı da Mürselât Sûresinde söz konusu ediliyor ve söz “yevmu’l-fasl’a-fasıl/hüküm gününe getiriliyor:

Bütün bunlar hangi güne ertelenmiştir?” (Mürselât 77/8-12) Son cümledeki sorunun cevabı takibeden âyette veriliyor:

“Hüküm/karar gününe (yevmu’l-fasl’a)…” (Mürselât 77/13) Rabbimiz arkasında Rasûlüllah’a bir soru daha soruyor:

“Hüküm gününün ne olduğunu sen nerden bilirsin?” (Mürselât 77/14)

Kur’an’daki buna benzer soruların cevabı muhataptan beklenmiyor. Zira muhatap bunların cevabını zaten bilemez. Bu gibi sorularda iki vurgu var: Birincisi; bu Hakikati yalnızca Hakikatin sahibi bilir. İkincisi; O, bu Hakikati bildirmezse -bırakın herhangi bir beşeri- peygamberler bile bunu bilemezler.

Bu gibi soruların cevabını bir sonraki âyetlerde Vahyin sahibi veriyor. Yevmü’l-fasl ne demektir? Sorusuna Rabbimiz şöyle vevap veriyor:

“Bu, sizleri ve öncekileri toplayacağımız hüküm günüdür.” (Mürselât 77/38)

“Şüphesiz, hüküm günü (yevmu’l-fasl), hepsinin bir arada buluşacağı zamandır.” (Duhan 44/40)

Onun hangi gün, ne zaman, nerede olacağı Allah katında bellidir. İnsanlara, bunun kesinlikle olacağı bildirilmiştir ama ne zaman olacağı bildirilmemiştir.

“Doğrusu, hüküm gününün vakti elbette tesbit edilmiştir.” (Nebe’ 78/17)

O fasl günü (ayırdetme/hüküm) öyle bir dehşet zamandır ki, hiç bir kimse –kim olursa olsun- başka bir kimseye zerrece yardım edemez.

“… Çünkü Allah aranızı ayırır/hükmünü verir (yefsılü). Allah, yaptıklarınızı görendir.” (Mümtehıne 60/3)

-Allah (st) “yevmu’l-fasl”da hükmedecektir

Yevmu’l-fasl’ın, hüküm gününün sahibi her şey, her düşünce ve inanç, her eylem ve her iddiaları birbirinden ayırdedecek, yani hepsinin hakkında adaletli bir şekilde hüküm/karar verecek, herkesin hak ettiğini tevdi edecektir. (Bkz: Hacc 22/17)

Hani dünyada insanlar, “ben haklıyım sen haksızsın”, “ben doğruyum sen yanlıştasın”,”benim görüşüm isabetli sen yanlış düşünüyorsun”, “benimki hak seninki bâtıl”, “benim eylemlerin güzel sen çirkin iş yapıyorsun”,”bizim kesim hakta sizin taraf bâtılda”, “biz fırka-i nâciye’yiz siz Nuh’un gemisine binmeyenlerdensiniz” diyorlar ya; Allah o gün kesin hükmünü verecek, kim haklı ve ödülü hak edecek, kim de bâtılda ve cezayı hak edecek; ortaya koyacaktır.

“Elbette Rabbin, ihtilâf ettikleri şeyler hakkında kıyâmet günü onların aralarında hükmedecektir (yefsılü).” (Secde 32/25)

 Allah (st) fasledenlerin (hüküm verenlerinden) en hayırlısıdır

‘fesale’ fiilinden özne ismi (ism-i fâil) olarak ‘fâsıl’ iki şeyin arasını fasleden, ayırdeden, doğru hüküm/karar veren demektir. Bir âyette Rabbimiz hakkında geçmektedir.

Allah (st) Elçisi’ne; Allah’ın kendisine merhamet etmeyi prensip edindiğini, günah işledikten sonra tevbe edenleri bağışlayacağını, zira kendisinin çok çok bağışlayan ve merhamet eden olduğunu açıklmasını söyledi.

Arkasından da “mücrimlerin-suçluların yolu” belli olsun diye âyetlerini açıkladığını açıkladıktan sonra Elçi’ye şöyle demesini emretti:

“Allah’ın dışında taptığınız şeylere tapmam bana yasak edildi. De ki: Ben sizin keyfinize (arzularınıza) uymam. O zaman hidâyete uyanlardan değil, sapıtanlardan olurum.

“De ki: Şüphesiz ben Rabbimden gelen apaçık bir delile dayanıyorum. Siz ise onu yalanladınız. Çabucak gelmesini istediğiniz (azap) benim yanımda değildir. Hüküm ancak Allah’ındır. O hakkı anlatır ve O, fasledenlerin (doğru hüküm verenlerin/fâsılîn’in) en hayırlısıdır.

De ki: “Sizin acele istediğiniz azap şayet benim elimde olsaydı, benimle sizin aranızda iş elbette bitirilmiş olurdu.” Allah, zalimleri daha iyi bilir. (En’âm 6/57)

Hüküm ve hâkimiyette, hâkimlikte bir ilmî, biri amelî (pratik) iki durum vardır. Ayette geçen “yekussu-hüküm verir” bunun ilmî tarafına, “kaza-kadılık yapma” da daha çok pratik ve icra tarafını ifade eder. İşte hak ve bâtılı ayırdetmek bu iki durumun sonucudur. Buna göre burada heş teşrî’ (kanun, hüküm, şer’î ölçü koyma, din gönderme) ve ilmî, hem de icrâî ve amelî hüküm/karar verme yetkisinin, hâkimiyetin ancak âlemlerin Rabbi Allah’a ait olduğu, ilâhi hükmün  de hem hak, hemde hayırlı olduğu beyan edilmiştir. (Elmalılı, H. Y. Hak Dini Kur’an Dili (sad.), 3/438)

İlk âyet bir bakıma müşriklerin/inkârcıların Allah’ın Rasûlü hakkında “mecnun, şair, sihirbaz” gibi çirkin ithamlarına cevaptır. Zira onun daveti kesin ve apaçık delilere (beyyine’ye) dayanıyordu. Takibeden âyette müşrikler güya onu zor durumda bırakmak için; “Eğer iddialarında doğruysan, hadi şu bizi tehdit ettiğin azabı başımıza getir de görelim!” (Yûnus 10/48. Enbiyâ 21/38. Neml 27/71 v.d.) gibi sözlerine ve -kendilerini olağanüstü gösterenlerin aksine- Allah’ın Elçisinin tanrısal bir gücü olmadığını, kendisinin de  böyle bir iddia taşımadığını, azap ve musibet gibi hususlardaki hükmün yalnız Allah’a ait olduğunu haber veriyor. (Komisyon, Kur’an Yolu (DİB), 2/329)

Çünkü Allah (cc) fasledenlerin, yani hüküm verenlerin en hayırlısıdır.

Hüseyin K. Ece

İSLAMİ HABER “MİRAT”  -YOUTUBE- 

YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ 

ETİKETLER: ÜSTMANŞET, yazarlar
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.