
Üç çeşit sevme vardır:
1 – “Eğer” kelimesiyle başlayan sevme. Eğer benim istediğim şu işi yaparsan, seni seveceğim. Baba çocuğuna, “Eğer falan fakülteyi kazanırsan, seni seveceğim” der. Çocuk babasının sevgisini kazanmak için çırpınır durur. Kazanamayınca da babasının sevgisini kaybetmenin karkuşuyla yaşar. Hatta bu yüzden intihar edenler bile vardır. Buna benzer çeşitli şartlı sevme örneklerini vermek mümkündür. Bu tür şartlı sevgiler, genel olarak doğru değildir, yanlıştır.
2 – Seni seviyorum, “çünkü”… Örneğin adam karısına, “Seni seviyorum, çünkü çok güzelsin” der. Şayet kadın bir kaza sonucu güzelliğini kaybederse, kocasının artık kendisini sevmeyeceği korkusuna kapılır.
Kadın kocasına, “Seni çok seviyorum. Çünkü çok paran var, benim her istediğimi alıyorsun” der. Demek ki adam mal varlığını kaybeder ve fakir bir duruma düşerse, karısı onu artık sevmeyecek demektir. Bu tür sevmek de gerçekçi bir sevgi değildir.
3 – “Seni seviyorum! O kadar.” Gerçek sevgi budur. Çünkü bu çeşit sevgide “eğer” veya “çünkü” yoktur. Sevgi, böyle olmalıdır.
Allah’a inanan, iman eden insanın Allah sevgisi böyle olmalıdır. “Ben, Allah’ı seviyorum. Allah sevgisi, benim kalbime hâkimdir. Bunda şek ve şüphe yoktur. Ben, Allah’a aşığım.” Zaten dini duygu, böyle bir sevgiye, aşka dayanmaktadır. Ona göre Müslüman demek, Allah’ı seven, ona âşık olan, onun yoluna baş koyan demektir. İster İslam, ister diğer inanç sistemlerinde ruh terbiyesini ifade eden tasavvufi anlayışa göre Allah sevgisi, her şeyin üstünde olmalıdır. Allah’tan başka ne varsa, hepsini bir kenara bırakıp Allah sevgisini ve iradesini kalbe hâkim kılmak demektir.[1]
Allah’ı seven, Allah’a âşık olan, Kur’an-ı Kerimi okusun ve Allah’ı ondan tanısın. Çünkü Allah kendini, kendi kelamı olan Kur’an-ı Kerimde pek çok yerde çok güzel tanıtmaktadır. Size burada sadece bir örnek vereceğim. Kur’an-ı Kerimin girişi ve özeti durumunda olan Fatiha Suresinin başında şu ayetlere yer verilmektedir:
الْحَمْدُ للّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ الرَّحْمـنِ الرَّحِيمِ مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ
“Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’adır. O, Rahman ve Rahimdir, din/ahiret gününün sahibidir.”[2]
Allah, bu ayetlerde şöyle tanıtılmaktadır: “Hem dünya ve hem ahiret hayatının rabbi/sahibi olan Allah, tüm âlemlerin rabbidir. O, tüm âlemlerin, yani yaratmış olduğu her şeye karşı Rahmandır, Rahimdir, şefkat ve merhamet sahibidir, tüm yaratıkları sever, hepsine âşıktır. O, kulları arasında ayırım yapmaz, İlahi kanuna göre herkese eşit şekilde adaletle muamele eder. Sonuç olarak Allah, kulları arasında ayırım yapanları sevmez.”
Netice olarak sizlere şunu söylemek istiyorum: Allah, Rabbülalemindir. Yani tüm insanların rabbidir. Allah ne kadar Türkün rabbi ise, o kadar Kürdün, Arabın, Farısın, Yunanın, Almanın vesaire tüm halkların rabbidir. Allah ne kadar Müslümanın rabbi ise, o kadar Alevinin, Ezidinin, Yahudi’nin, Hristiyan’ın ve tüm inanç mensuplarının rabbidir. Allah ne kadar erkeğin rabbi ise, o kadar da kadının rabbidir. Allah herkese Rahmandır, Rahimdir, eşit düzeyde tabii ve insani hakları tanımıştır. Allah, herkes için eşit ölçüde hak ve adaleti emretmektedir. Bunu kabullenmeyen ve buna uygun hareket etmeyen her kişi, Allah’ı tanımamış ve Allah’a inanmamıştır. Müslüman geçinen her kişinin bu konuda kendisini sorgulaması gerekir. Gerçek anlamda Allah’a inanan kişilerin de, herkesi bu ölçülere göre değerlendirmesi gerekir.
Herkese selam, saygı ve hürmetlerimle!
NURETTİN TURGAY
İSLAMİ HABER ‘MİRAT’ -YOUTUBE-
YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ
Anahtar Kelimeler: Allah, insan, aşk, sevki, Kur’an.
[1] Süleyman Ateş, İşârî Tefsir Okulu, Yeni Ufuklar Neşriyat, İstanbul 1998, s. 12.
[2] el-Fatiha 1/1, 2, 3.