
Allah (st) Tevbe Sûresinde şöyle buyuruyor:
“Ey iman edenler! Size ne oldu ki, “Allah yolunda savaşa çıkın!” denildiği zaman yere çakılıp kalıyorsunuz? Dünya hayatını âhirete tercih mi ediyorsunuz? Fakat dünya hayatının faydası âhiretin yanında pek azdır.
Eğer (gerektiğinde savaşa) çıkmazsanız, (Allah) sizi pek elem verici bir azap ile cezalandırır ve yerinize sizden başka bir kavim getirir; siz O’na hiçbir zarar veremezsiniz. Allah her şeye kadîrdir.
Eğer siz ona (Rasûlüllah’a) yardım etmezseniz; ona Allah yardım etmiştir: Hani, kâfirler onu, iki kişiden biri olarak çıkarmışlardı; hani onlar mağaradaydı; o, arkadaşına; “üzülme, çünkü Allah bizimle beraberdir” diyordu.
Bunun üzerine Allah ona sekine (güven duygusunu) indirdi, onu sizin görmediğiniz ordularla destekledi ve kâfir olanların sözünü alçalttı. Allah’ın sözü ise zaten yücedir. Çünkü Allah Aziz’dir, Hakîm’dir.” (Tevbe 9/40)
40. âyet mü’minler Resulullah’a (sav) yardım etmeseler bile Allah’ın Hicret esnasında ona yaptığı yardımı söz konusu ediyor. Zımnen deniyor ki; “Ey mü’minler, eğer siz Allah’ın Elçisiyle birlikte Allah yolundaki meşru savaşa katılıp ona ve davasına yardım etmezseniz de, bilin ki onun yardımcısı Allah’tır. Ona yardım etmişti, yine eder. Allah ona yardım ederse onun başka yardımcıya ihtiyacı yoktur.”
Olayı hatırlayalım: Risâletin 22 yılında müşrikler onu Mekke’den, kendi yurdundan/evinden çıkarmak istedikleri zaman Allah ona yardım etmişti. Ebû Bekir (ra) ile Sevr mağarasına bir kaç günlüğüne sığınmışlardı. Mağarada iken belli ki Ebû Bekir endişelendi, yakalanmaktan korktu. Resulullah ona; “Üzülme (ya da endişelenme), çünkü Allah bizimle beraberdir” demişti. Allah (cc) Elçisinin üzerine güven ve sükûnet duygusunu indirdi. Bu yersiz korkudan onu emin kıldı.
Sekine (sükûnet) hakkında da üç görüş vardır:
1. İbni Abbas’a göre o rahmettir.
2. Tefsirci Katâde’ye göre o vakardır.
3. İbni Kuteybe o sükûnet ve huzurdur demişler. (İbnu’l-Cevzî, Zâdu’l-Mesîr, s: 583)
İşte bu mağarada bulundukları sırada Ebû Bekir (ra), mağaranın ağzına kadar gelen müşriklerin, kendilerini göreceği endişesine kapılarak demiş ki:
“Ey Allah’ın Rasûlü, eğer bunlardan biri ayağımı biraz daha kaldıracak olsam bizi görecekler.” Resulullah da şöyle cevap vermiş: “Ey Eba Bekir, üçüncüleri Allah olan iki kişi hakkında ne düşünebilirsin?” (Buhârî, Tefsir 9/9, F. Sahâbe/2, M. Sahabe/45. Tirmizî. Tefsir/10 no: 3096. Müslim, F. Sahâbe/1. Ahmed b. Hanbel, 1/4)
İlginçtir, âyet bir gerçeği daha haber veriyor: Allah Peygamberini insanların göremediği ordularla destekledi. (Ancak bunun mahiyetini biz bilmiyoruz.)
Arkasından da evrensel ve ezelî hakikati duyuruyor: Allah (cc) kafilerin sözünü (kelimesini) alçalttı, değersizleştirdi. Şüphesiz en yüce olan, en değerli olan, en geçerli olan, en eşsiz olan Allah’ın kelimesidir (kelimetu’llah’tır). (Taberî, İbni Cerir. Câmiu’l-Beyân, 6/376)
Kur’an Mekke müşriklerinin Resulullah’a karşı kötülük planlarını şöyle anlatıyor:
“Hatırla ki, kâfirler seni tutup bağlamaları veya öldürmeleri yahut seni (yurdundan) çıkarmaları için sana tuzak kuruyorlardı. Onlar (sana) tuzak kurarlarken Allah da (onlara) tuzak kuruyordu. Çünkü Allah tuzak kuranların en iyisidir.” (Enfâl 8/30)
İbni Abbâs’a göre burada “kafirlerin sözü/kelimesi”nden maksat şirk/küfür, “Allahın sözünden/kelimesi”nden maksat ise Kelime-i Tevhittir. (İbni Kesir, ilgili âyetinden tefsirinden)
Ebû Mûsâ el-Eş`arî (ra) şöyle anlatmış: “Rasûlullah’a (sav):
-“Birisi cesaretini göstermek, diğeri kavmini korumak, öteki kendine yiğit adam dedirtmek için savaşan kimselerden hangisi Allah yolundadır? diye soruldu. Resulullah (sav) şu cevabı verdi:
–“Kim, Allah’ın kelimesi daha yüce olsun diye savaşıyorsa, o Allah yolundadır.” (Buhârî, İlim/45, Cihâd/15. Tirmizî, Fezâilü’l-Cihâd/16. İbni Mâce, Cihâd/13)
Bilindiği gibi ameller niyete göredir. Kim hangi bir işi, davranışı, eylemi hangi niyet ve amaç için yaparsa ona göre karşılığını alır. Hadiste işaret edildiği gibi ihlasla Allah’ın kelimesi, ya da hükmü (kelimenin hüküm, karar anlamına da geldiğini hatırlayalım) yüce olsun, yüce bilinsin diye çalışırsa, uygun araçlarla mücadele ederse, gerekirse savaşırsa o kimse Allah yolundadır.
Resulullah (sav) zamanında yaşayan mü’minler, yani sahabeler teker teker veya gerektiğinde toplu olarak ona, bir anlamda davasına yardım etmek vazifesinde idiler. Onlar bunun yapmazlarsa, Allah zaten Elçisine her zaman yardım etmiştir, davasında onu muzaffer kılmıştır.
Bunun en belirgin örneği Hicrettir. Sevr mağarasında endişe içinde olan arkadaşına; “üzülme, Allah bizimledir” derken gayet sakin, rahat ve güven içinde idi. Zira Allah onun kalbine ’sekine-sükûnet/itminan’ indirmişti. Rahmetiyle onu hüzünden ve korkudan uzaklaştırmıştı. Halbuki o an onlar için en tehlikeli saatler idi.
Allah, Elçisini bu gibi zor durumlarda yalnızlığa terk etmedi. Zaman zaman onu görünmez ordularla destekledi. Az bir zaman sonra Mekke’deki kötü ortamdan onu ve mü’minleri kurtarıp Mekke’nin fâtihleri yaptı. Kâbe’yi şirkin işgalinden kurtardı. (Elmalılı, H. Y. Hak Dini Kur’an Dili (sad.), 4/346)
Allah’ın Elçisine veya elçilerine yardım etmesi elbette insanların yardımına bağlı değildir. O (cc) Elçisine yardım ettiği gibi aynı zamanda, ona destek olanlara da yardım etti, yine de yardım edecektir. (İbnu’l-Cevzî, Zâdu’l-Mesîr, s: 583)
Nitekim bir âyette şöyle deniyor: “Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a (O’nun dinine) yardım ederseniz O da size yardım eder, ayaklarınızı sabit tutar.” (Muhammed 47/7)
“Kâfirlerin sözünü alçalttı” cümlesi hakkında iki görüş vardır:
Birincisi: Kâfirlerin sözü şirktir, Allah onu alçattı, çünkü o alçaltılmayı hak eder. Allah’ın kelimesi ise Tevhittir, o da en yücedir. Bu son Vahiyle bir daha meydana çıktı. (Bu çoğunluğun görüşüdür)
İkincisi: Kâfirlerin kelimesi, onu öldürmek için kendi aralarında kurdukları hiledir, Allah’ın kelimesi ise Resulullah’a yardım edici olmasıdır. (İbnu’l-Cevzî, Zâdu’l-Mesîr, s: 583)
“Allah’ın kelimesi”nden kastın: “Lâ ilâhe illallah” olduğu söylendiği gibi, Peygamber’e (ve İslam’a yardım edenlere) zafer vaadi olduğu da söylenmiştir. (Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmi’l-Kur’an, 1/1438-1440)
Allah (cc) kâfirlerin ve müşriklerin kelimesini, davalarını, hükümlerini, iddialarını alçalttıkça alçalttı. Öyle ki, en alçak kelime küfür kelimesi oldu. Birine kâfir demek büyük hakaret sayılır oldu. Halbuki Allah’ın kelimesi yani Kelime-i Tevhid ki “Allah’dan başka ilâh yoktur” sözü en yüce oldu. Zira en üstün, en yüce kelime, en doğru hüküm, en isabetli karar ve hakikat odur. (Elmalılı, H. Y. Hak Dini Kur’an Dili (sad.), 4/346)
Allah (cc) Son Vahiyle kafirlerin/müşriklerin Tevhid Yurdu Mekke’de egemen kılmak istedikleri aşağılık kelimeleriyle, hükümleriyle ilgili planlarını, küfre ve putperestliğe davetlerini alaşağı etti.
Allah’ın kelimesi/davası, hükmü ise hep yücedir ve öyle de kalacaktır. Allah’ın kullarını İslâm’a davet etmesi elbette yüce, değerli ve hak davettir. Bu da Son Saat’e kadar hep öyle devam edecektir. O (st), kendi kelimesine yani İslâm davasına sahip çıkanları yardımıyla zafere erdirip üstün kılan, hikmeti gereği müşrik ve kâfirleri de zelil ve perişan edendir. (Nesefî, Medâriku’t-Tenzîl, 1/681)
“Kâfirlerin kelimesi” inkârcıların insanları şirke ve küfre (inkâra) çağrıları, bu konudaki iddialarıdır. “Allah’ın kelimesi” ise Tevhid inancı ve İslâm davetidir. (Beydâvî, Esrâru’t-Tenzîl, 1/405)
Âyetin sonunda şöyle deniyor: “Çünkü Allah Aziz’dir, Hakîm’dir.” Allah (cc) mutlak yücedir ve güçlüdür, hikmet sahibidir, her ne yaparsa hikmetle yapar. Yenilmez, yanılmaz, onunla uğraşılmaz, hükmüne, kararına karşı gelinmez, O’nun koruduğu yok edilmez, kahrettiği de kurtarılamaz. Sebepler O’na değil, O sebeplere hükmeder.
Hükmü ve tedbiri de ayniyle hikmettir. O’nun şanı ve yüceliği başkalarının yardımına muhtaç olmaktan münezzehtir. Kulların Allah’ın dinine yardım ve Allah’ın kelimesini yüceltmek için nefir (seferberlik) hâlinde Allah yolunda yoğun çalışmakla, gerekirse savaşmakla emrolunmaları hem O’nun kulları üzerindeki bir hakkıdır, hem de onların faydalarına olan bir hikmettir. (Elmalılı, H. Y. Hak Dini Kur’an Dili (sad.), 4/346)