islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,1849
EURO
53,0440
ALTIN
6.714,35
BIST
14.443,52
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
16°C
İstanbul
16°C
Az Bulutlu
Cuma Hafif Yağmurlu
11°C
Cumartesi Çok Bulutlu
13°C
Pazar Hafif Yağmurlu
12°C
Pazartesi Hafif Yağmurlu
14°C

ALLAH’LA BAĞ KURMAK MI, FÂNİ BİR BEŞERE BAĞLANMAK MI?

ALLAH’LA BAĞ KURMAK MI, FÂNİ BİR BEŞERE BAĞLANMAK MI?
01/10/2025 09:00
A+
A-

Ya Kur’an’da RABITA…

‘Ribât’ kelimesiyle aynı fiilden gelen ‘râbıta’; bağ, bağlantı, bağlamak, düşmanla karşılaşmaya hazır olmak gibi manalara gelir.

Bunun masdarı ‘ribât’ın kavram olarak; “düşman saldırılarını önlemek için sınır boylarında nöbet tutmak, düşmanın geleceği yeri bekleyip korumak, ya da düşmana karşı uyanık olmak, Allah yolunda yoğun çaba (cihad) için hazır olmak olduğunu hatırlayalım.

Ribât’ ayrıca, bir işe sarılıp devam etmek, düşmana karşı savaş atları (veya malzemeleri) hazırlamaktır.

Bu da aslında “düşmanın saldırılarını önlemek için atı bağlayıp hazır etmek anlamındaki “ribâtu’l-hayl-cihad için bağlanıp beslenen atlar(Enfâl 8/60) ifadesinden alınmıştır.

Gönüllü olarak ribât yapanlara da ‘murâbıt’ denir.

-Âl-i İmran 3/200. âyette sûfilerin (tasavvuf erbabının) anladığı gibi bir râbıta var mı?

“Ey iman edenler! Sabredin, sabretmekte direnin (veya kararlılıkta yarışın), ribât yapın (hazırlıklı olun) ve Allahtan hakkıyla korkup-sakının. Umulur ki kurtuluşa erersiniz.”

Âyette geçen sabretmek ve müsâbere yapmak (sabretmekte direnmek), ribât yapmak bir yönüyle cihadla (Allah yolunda yoğun çalışma işe), fiilî savaşla,

bir yönüyle de imanı korumakla, ibadette sabretmek ve Allah’tan hakkıyla korkup-çekinmekle ve O’nunla bağ kurmakla ilgilidir.

Bu âyette; gerektiği zaman düşmana karşı saf bağlamak, müslümanların sınırlarında onları korumak üzere nöbet beklemek, İslâm düşmanlarına karşı devamlı hazırlıklı olmak,

bir namazdan sonra diğerini beklemek,

ve Allah yolunda gerektiği gibi sabırlı olmak tavsiye edilmiş olabilir. (İbni Kesir, Muhtasar Tefsir, 1/351)

(Rabıta; sâlik’e ilâhi huzurda olduğu duygusunu yaşatmaktır. Bunu sağlamak ise çok zor, hatta imkansızdır. Kulun yoğunlaşmasını sağlayacak müşahhas bir objeye itiyaç vardır. Tasavvufta bu obje tecellilerin mazharı olan insanı-ı kûmil sûretindeki şeyhtir. Sâlik önce bu insan-ı kâmile, ardından hz. Rasûl’e ve ardından da Rabbe kalbini rabteder…. Yılmaz. H. K. Anahatlarıyla Tasavvuf, s: 328)

Bu âyetin tefsirlerine baktığımız zaman sûfilerin anladığı gibi bir ‘râbıta’nın kasdedilmediği kolaylıkla anlaşılır.

-Önceki tefsirlerden örnekler:

Yani “Ey mü’minler, ‘sâbirû’, Peygamberle birlikte bulunulan yerde sabredin…

وَرَابِطُوا ‘râbıtû’; Allah yolunda düşmana karşı ribât yapın ki onları dininize davet edebilesiniz.

‘ittekû’; sakın ha isyan etmeyin. Kim bu emirleri yerine getirirse kurtulur.” (Mukâtil b. Süleyman, Tefsir, 1/211)

İlk dönem tefsircilerinden bazıları demiş ki:

“Dininiz üzere, Allah’a itaat etmekle, ya da size emredilenler konusunda sabredin, kafirlere karşı  da direnin, Allah yolunda ribât yapın…”

Allah (cc) mü’minler darlıkta ve zorlukta dinlerinden yüz çevirmemelerini, küffara karşı da daha sabırlı olmalarını, direnmelerini, düşmanlarına karşı da hazırlıklı olmalarını emrediyor.

Bazıları da demiş ki: “Dininizi yaşamaklta sabredin, size va’dedilenler konusunda müsâbere yapın (sabırda yarışın), benim ve sizin düşmanlarınıza karşı hazırlıklı olun, ta ki dinlerini sizin dininiz lehine terketsinler.”

Bazıları; “Bunun anlamı (Allah yolunda) cihad etmekle sabredin ve düşmanlara karşı direnin, dirençli olun” dediler.

Taberî diyor ki: “Bana göre ribât at bağlamaktan gelir. Buradan hareketle düşmana karşı at hazırlamak, düşmanların kötülüklerine engel olmak, eşkıyaların şerrinden içerde olanları korumak için beklenilen yerler manasında kullanılır oldu. (Taberî, İbni Cerir. Câmiu’l-Beyan, 3/561-562)

Allah (cc) Âl-i İmran’ın bu son âyetinde düşmanlara karşı muzaffer olmanın, âhiret nimetlerini elde ederek kurtulmanın yollarını gösteriyor.

Burada Allah’ın emirlerine itaate teşvik, nefsin arzularına karşı sabır tavsiyesi var. Yine ilk tefsircilerinden Atâ demiş ki: “Yani size verilen va’di bekleyiniz, ümidinizi yitirmeyiniz, zafer elde edeceğiniz vakti gözetleyiniz.”

Âlimlerin çoğu وَرَابِطُوا ‘râbitû’ emrini atlarınızla düşmana karşı ribât yapın. Onlar nasıl at bağlayıp besliyorlarsa siz de bunu yapın -ki Enfâl 8/60ta bu anlamdadır- şeklinde anladılar. (Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmi’l-Kur’an, 1/786-788)

Ebû Ubeyde b. Cerrâh, Ömer b. Hattab’a (ra) mektup yazarak Rûm ordusunun kalabalık olduğundan ve onlardan çekindiğinden bahsetti. Ömer ona şöyle cevap vermiş:

“Mü’min, kula herhangi bir sıkıntı gelip çatacak olursa, Allah (cc) o sıkıtından sonra mutlaka bir kurtuluş yolu açar. Şüphesiz tek bir zorluk iki kolaylığı yenemez. (İnşirâh 94/5-6) Çünkü Allah kitabında şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler…” (Muvatta, Cihad/6. Hâkim, Müstedrek, 2/300)

el-Vahidî ve Sa’lebi şöyle aktarıyorlar: Ebû Seleme b. Abdurrahman kardeşinin oğluna şöyle demiş: “Ey kardeşimin oğlu, Âli İmran 3/200. âyetinin inişi hakkında bir şey biliyor musun?” O da hayır demiş. Bunun üzerine “Ey kardeşimin oğlu; Rasûlüllah zamanında ribât yapacak bir durum yoktu ama bir namazın arkasında diğer namazı bekleme vardı.” (Sa’lebî, el-Keşfü ve’l-beyân, 2/220. el-Vahidî, Esbâbu’n-Nüzûl, s: 104)

Sa’lebi ‘sâbirû’yu; “tembelliğe ve yorgunluğa karşı sabredin veya savaş zamanında istikamet üzere kalın,

‘râbitû’yu, dâru’l-harbte düşmanlara karşı ribât yapın veya levvâme nefse karşı uyanık olun” şeklinde anlamış. (Sa’lebî, el-Keşfü ve’l-beyân, 2/220)

Zemahşerî, ‘sâbirû’, yani cihad zamanında düşmana karşı sabredin, harbin en şiddetli anlarında sabır konusunda onları geçin. Sebat ve sabır açısından onlardan daha aşağıda olmayın.

Musâbera (mufâale babından); bu da sabrın farklı bir yönüdür. Bunun sabırdan sonra gelmesi çok zor ve ağır şartlara karşılı direnç olduğunu göstermektir.

‘râbitû’; sınır boylarında atlarınızı, techizatınızı kuşanmış bir şekilde temkinli olarak bekleyin…

Her an savaşa girecekmiş gibi hazırlıklı olmak, ortamı iyi gözetlemek, dikkatli olmak sûretiyle yapılması gerekeni yapın… (Zemahşerî, el-Keşşâf, 1/449. Bursevî, Rûhu’l-Beyân, 2/157)

İbni Atiyye’ye göre en doğrusu ribât Allah yolunda cihadı sürdürmektir. Bunun aslı atları raptetmekten (bağlamaktan) gelir. Daha sonra müslümanların beldelerinin sınır boylarında kalıp orayı korumak üzere giden kimselere ‘murâbıt’ denmiş.

Hadiste namaz hakkında “işte ribât budur” demesi bunun Allah yolunda ribâta benzemesindendir.

Sûfilerden sayılan Kuşeyrî bu âyetle ilgili yorumları isim vermeden paylaşmış. “Sabrın başlangıcı, sabırlı olmaya çalışmak şeklinde olur. Bunu sırasıyla ‘sabır, musâbera ve son merhale olan ıstıbrar (sabrı özümlesemek) izler. İbadetleri yerine getirmede ve sakıncalı şeylerden sakınmada sabredin… Nefsin aşırı arzularını terketmek konusunda sabır üzere yardımlaşın… Bütün vakitlerde ve hâlde birlikte istikâmeti gözetmek sûretiyle hazırlık içinde olun…

Nefsilerinizde sabredin, kalbinizle sabırla yarışın. Allah’a bağlı kalın…” (Kuşeyrî, Letâifu’l-İşârât, 1/377)

Dil bilginlerinden olan Halil b. Ahmed; “ribât, hudutlardan ayrılmamaktır.  Aynı şekilde ısrarla namaza devam etmektir.

Bununla şu sonuca varılır: Namazı beklemek de Peygamber’in dediği gibi sözlük anlamıyla bir ribâttır” demiş. (İbni Atıyye, el-Muharriru’l-Vecîz, s: 396)

Araplar devamlı akan suya “mâun müterâbitûn” derler. Onlara göre murâbıt bir şey üzerine çözülemeyecek şekilde yapılan düğümün de adıdır.

Bu anlam, sabır gösterilen şeye dönüktür.

Böylelikle mü’min kalbini bir niyete, bedenini de sâlih amele bağlar. (Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmi’l-Kur’an, 1/786-788)

Yine tasavvufi tefsir yazan Bursevî, ‘râbitû’ emrini diğerleri gibi açıklıyor. “Bedenlerinizi ve hâyallerininizi geçit yerlerindeki murâbıtlar gibi raptedin… Nefsilerini tpkı hadiste geçtiği gibi Allah’a itaate bağlayın…” (Bursevî, Rûhu’l-Beyân, 2/157)

 -Son dönem tefsirlerinden örnekler:

Murâbıt; “bir müddet beklemek için sınıra giden kimse” demek olup terim olarak silâh altında bulunan, kışla ve karakollarda duran ve nöbet bekleyen asker için kullanılır.”

وَرَابِطُوا ‘râbitû’, “ribât yapınız, nöbetleşiniz,, imamın arkasında saf tuttuğunuz gibi birbirinize bağlanıp görevinize dikkatli olunuz ve özellikle savaşa düşmanlarınızdan daha çok hazır olunuz, gerekirse hudutlarda, mevzilerde nöbet bekleyiniz” diye anlaşılabilir. (Elmalılı, H. Y. Hak Dini Kur’an Dili, (sad.) 2/490)

Ribâtın bir anlamı da nefsi güzel niyete, güzel iş yapmaya bağlamaktır. Bunun en güzellerinden biri de Allah yolunda at bağlamak, yani cihad için malzeme hazırlamak ve nefsi namaza bağlamaktır.” (Ateş, S. Yüce Kur’an’ın Çağdaş Tefsiri, 2164)

Âl-i İmrân Sûresinin özellikle baş taraflarında tevhid, nübüvvet ve âhiret gibi dinin esaslarını oluşturan itikadî konular yer alır. Daha sonra hac, cihad ve benzeri amelî/ibadi konulardan bazıları sıralanır. Mü’minlere görevleri hatırlatılır. Bu görevler ya kulun kendisiyle, ya da başkalarıyla ilgilidir. Son âyet de bunlardan biri…

Burada Allah (cc) mü’mine, kendisiyle ilgili konularda sabrı, başkalarıyla ilgli konularda müsâbere’yi emrediyor diyebiliriz.

Meselâ Allah yolunda savaşta, düşmanlardan daha fazla sabırlı olmayı, düşmanların âni saldırılarına karşı da hazırlıklı, uyanık olmayı emrediyor. (Komisyon, Kur’an Yolu (DİB), 1/558)

-Sonuç

Görüldüğü gibi Kur’an yorumcuları bu âyeti bazı sûfilerin anladığı gibi anlamadılar. Üstelik ne Peygamberimiz (sav), ne sahâbeler, ne de sonradan gelen büyük âlimler sufilerin iddia ettiği böyle bir râbıtaya baş vurmadılar.

Bu sonradan uydurulmuş bir şeydir.

Rabıta bağ kurmak, gönlü bir şeye rabtetmek ise, bu anlamdaki bağ yalnızca âlemlerin Rabbi Allah’a olmalı, asla fâni yaratıklara veya insanlara değil…

Tekrar edelim ribât, mutâbıt ve râbıta öncelikle cihadla, sabırla, ibadetlere bağlanmakla ve onlara devam etmekle ilgili kavramlardır.

Hüseyin K. Ece

İSLAMİ HABER “MİRAT”  -YOUTUBE- 

YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ 

ETİKETLER: ÜSTMANŞET, yazarlar
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.