islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
47,1648
EURO
53,9432
ALTIN
6.056,88
BIST
13.976,68
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
33°C
İstanbul
33°C
Açık
Cumartesi Açık
30°C
Pazar Parçalı Bulutlu
30°C
Pazartesi Açık
31°C
Salı Parçalı Bulutlu
32°C

BÜYÜK HABERİN SORUSU

BÜYÜK HABERİN SORUSU
03/07/2026 10:13
A+
A-

BÜYÜK HABERİN SORUSU

Adını “haber” anlamına gelen ve ikinci âyette geçen “nebe” kelimesinden alan “Nebe Sûresi[1], Kur’ân’ın resmî dizilişine göre 78, iniş sırasına göre ise 80. sırada yer almaktadır.[2] Mekkî bir sûredir ve 40 âyetten meydana gelmiştir. Sûrede üzerinde durulan temel konular; kıyâmet, diriliş, evrenin yaratılışı, hesap/hüküm günü, cennet/cehennem ve buradaki karşılıklar, melekler, kısaca âhiret sahneleridir. Nebe, “önemli/hayati haber” demektir ve özellikle bu haber Hz. Peygamber aracılığı ile insânlığa ulaştırılan haberdir. Zaten peygamber anlamında kullanılan “Nebî” kelimesi de “haber getiren/taşıyan” anlamına gelmektedir. Haberi bir peygamber getiriyorsa ve üstelik bu peygamber son peygamberse, kuşkusuz O’nun getirdiği haber insânlık için en önemli/büyük/hayatî haberdir.

Bu haberin bir adı da Kur’ân yâni ilâhî vahiy/bilgidir. İlâhî vahyin/çağrının taşıdığı en önemli/büyük haber de kıyâmetle birlikte başlayacak olan âhiret hayatıdır. Âhirete/hesap gününe îman, İslâm’ın en temel ilkesidir. Eğer böyle bir inanış yoksa yeryüzünde helâl/haram’ın veyâ hayr/şerr’in ne anlamı olur? Sonunda hesabın olmadığı her eylem/amel yapanın yanına kâr kalacak, hesap verme endişesi/korkusu taşımayan insân yeryüzünde başına buyruk her türlü kötülüğü işlemekten kaçınmayacaktır.

İşte Hz. Peygamber ve getirdiği haber Mekke müşriklerinin kendi aralarında konuştuğu/tartıştığı öyle bir noktaya gelmiş olacak ki, Nebe/1. âyet bu konuyla başlamaktadır: “Birbirlerine [bu kadar sık] neyi soruyorlar?[3] Âyette dikkat edilirse sorulan şeyden bahsedilmemekte ve kapalı geçilmektedir. Bu kalıp, konuşulan şeyin önemi ortaya koyan bir anlatım yöntemidir. Başka bir ifâdeyle “bunlar hangi büyük meseleyi konuşuyorlar?” demektir. Bir başka yaklaşımsa bu soruyu soranların niyetleriyle/maksatlarıyla ilgilidir. Yani “ne amaçla bu soruyu soruyorlar?” Tartıştıkları bu konuda ciddi midirler veyâ alay olsun diye mi konuyu sürekli gündemde tutuyorlar.

Nebe/2-3. âyetlerde sorulan konunun ne olduğu biraz daha açılmaktadır: “O müthiş [yeniden dirilme] haberini (mi),  üzerinde [hiçbir şekilde] anlaşamadıkları.[4] Âyetten anlaşılıyor ki; Mekkeli müşrikler aralarında tartıştıkları bu yeniden diriliş konusunda zihinleri rahat değildir ve ortak bir noktada/inançta anlaşamamışlardır.[5] Aslında onlardaki bu zihin ve gönül karışıklığının nedeni tam kırk yıl aralarında yaşamış Hz. Peygamber’in konumu ile ilgilidir. Çünkü Hz. Peygamber, onların gözünde dürüst ve üstün ahlâk sahibi bir insândır ve yalan söylediği hiç görülmemiştir. Şimdi nasıl olur da bu konuda yalan söyleyebilir? Bu insânın peygamberliği inkâr edilebilir ama ahlâkı asla inkâr edilemez. İşte bu şüpheler müşrikleri düşündürüyor ve aralarında tereddütler oluşturuyordu. Aslında bu durumun müşriklerin inançlarıyla da yakın ilgisi vardı. Onlar Allah’ı inkâr etmiyorlardı, hâtta içlerinde âhiret inancına sahip olanlar bile vardı.[6] Fakat onların asıl sorunu, Allah ile birlikte O’nun yerine ve yarına koydukları yedek ilâhlara da yaşamlarında pay ayırmaları; yetki/hüküm tanımalarıydı. Bu nedenle Hz. Peygamber’in getirdiği bu haber onları rahatsız/huzursuz ediyordu. Bu konuda; kabul edenler, şüphe içinde olanlar ve inkâr edenler olarak üç gruba ayrılmışlardı.

Nebe/4-5. âyetler birbirlerine soru sorarak bu büyük haberi tartışan müşriklerin zaman içinde bunu anlayacaklarını söylemektedir: “Elbette, zamanı geldiğinde [onu] anlayacaklar! Ve bir kez daha: Elbette, zamanı geldiğinde anlayacaklar![7] Peş peşe gelen bu âyetler içerisinde aynı ifâdenin iki kez tekrarlanması müşrikler için açık bir tehdit ve uyarı niteliğindedir. “Kellâ/hayır” edatından anlaşıldığına göre, müşrikler “önemli haber” konusunda birbirleriyle tartışıp sürtüşseler de sonunda inkâr etme cihetine giderek kıyâmeti de, âhireti de yalanlamışlardır. İşte bu âyetlerle “Hayat, ancak bu dünyâ hayatımızdır. Dünyâya geldiğimiz gibi ölürüz ve bizi ancak zaman yok eder[8] diyen müşriklerin düşünceleri reddedilmiş ve onların yakında bütün gerçekleri anlayacakları ve bizzat yaşayarak öğrenecekleri bildirilmiştir. Şüphesiz bu gerçekleri anlamanın/yaşamanın zamanı kıyâmet koptuktan sonraki süreçte olacaktır. O zaman şüpheler ortadan kalkacak ve kesin bilgi meydana çıkacaktır.

Buradan şunu anlıyoruz ki; îman bir “görme” değil “işitme” olayıdır. Yânî “İlme’l Yakîn” bir bilgiye teslimiyettir. Nûr/51. âyette bu gerçeklik şöyle ifâde edilir: “Aralarında [ilâhî kitap] hüküm versin diye Allah’a ve O’nun Elçisi’ne çağırıldıkları zaman müminlerin söyleyeceği tek söz: ‘İşittik ve itaat ettik!’ sözü olmalıdır; kurtuluşa, esenliğe ulaşan kimseler de işte böyleleridir.[9] Ama bu gayba imanın ötesinde görmek ve yaşamak ise ancak ölümden sonra dirilişle mümkündür. İşte o zaman imanımız “Ayne’l Yakîn” ve “Hakka’l Yakîn”e dönüşecektir. Fakat bu iman, müminler için bir kurtuluş olurken, müşrikler için de telâfisi olmayan bir hüsran/felâket olacaktır.

Dipnotlar

[1] Bir diğer adı da “Amme Sûresi”.
[2] Meâric Sûresi’nden sonra.
[3] Nebe/1 “Amme yetesâelûn(yetesâelûne).
[4] Nebe/2-3 “Anin nebeil azîm(azîmi). Ellezî hum fîhi muhtelifûn(muhtelifûne).”
[5] Hacc/5.
[6] Kus b. Sâide, Zeyd b. Amr b. Nüfeyl, Âmir b. Zarib, Ubeydullah b. Cahş.
[7] Nebe/4-5 “Kellâ se ya’lemûn(ya’lemûne). Summe kellâ se ya’lemûn(ya’lemûne).
[8] Casiye/24.
[9] Nûr/51.

Necmettin Şahinler

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.