
Demokrasinin özü sandıktır, eyvallah. Ancak sandıktan çıkan irade, gayriahlaki yöntemlerle, parti içindeki ya da dışındaki birtakım güç odakları eliyle manipüle edilmeye kalkışılırsa ne olacak? Milletin verdiği desteğin çiğnenmesine, iradenin gasp edilmesine hangi makam “dur” diyecek? İşte siyasetin tıkandığı yerde, hukukun hakemliği kaçınılmaz bir zorunluluk olarak karşımıza çıkıyor.
Son dönemde yaşanan ve hem davacısının hem de davalısının CHP’li olduğu hukuki süreç, tam olarak bu düğümü çözmüştür. Burada tartışılması gereken partiler arası bir rekabet değil; bizzat aynı partiye gönül vermiş insanların, kendi içlerindeki “parti içi demokrasi” çığlığıdır. Yargının verdiği mutlak butlan kararı, sadece hukuki bir metinden ibaret değildir; kamuoyunda genel kabul gören, ortak aklı ve vicdanları ikna eden çok güçlü bir siyasi sonuçtur.
Elbette bu karar üzerinden fırtınalar koparmak isteyenler, suçu hemen iktidara yıkma kolaycılığına kaçıyorlar. Oysa Erdoğan iktidarının bu süreçteki tek dahli; yargının işini en iyi şekilde yapabilmesi, hiçbir kurumun, makamın ya da kişinin baskısı altında kalmaması için gerekli olan bağımsız ortamı ve imkanları sunmaktan ibarettir. Adalet, gölge kabul etmeyen bir iklimde tecelli etmiştir.
Çünkü şunun iyi bilinmesi gerekir: Milletin menfaatini gözeten bir siyaset, sokak ağzıyla, mahalle kavgalarıyla ya da orman kanunlarıyla yapılmaz. Siyaset; medeni bir şekilde, aklın, fikrin ve hukukun gösterdiği istikamette yürütülür. Eğer “gücü yetene helal olsun” mantığıyla hareket etmeye kalkarsanız, unutmayın ki milletten aldığı yetkiyle hareket eden devlet gücü, o sokak kavgacılarını ve hukuk tanımazları günü geldiğinde ezer geçer.
Özgür Özel başkanlığındaki CHP de yaşanan yargı kararlarına karşı gereğini yapmak yerine, tanımamak için her türlü yolu deneyerek nihayetinde parti tabanını sokaklara çağırarak anarşi, kaos, karmaşa oluşturmak suretiyle toplumun huzurunu bozmaya çalışması asla kabul edilebilir bir yol değildir. Allah’tan CHP tabanı marjinal küçük bir grubun dışında bu ekibin çağrısını karşılıksız bırakması toplumun huzuru için son derece takdire şayan bir durum olmuştur.
Burada sormak gerekiyor: Eğer millet çoğunluğunun seçmen desteğini arkanıza alacağınızdan bu kadar eminseniz, neden illa ki CHP tabelasının arkasına sığınmakta ısrar ediyorsunuz?
Bakın, Türk siyasi tarihi bunun benzer örnekleriyle doludur. Eğer kendinize güveniyorsanız, Bülent Ecevit gibi çıkarsınız ortaya, kurarsınız yeni bir parti ve milletin huzuruna çıkıp tek başınıza iktidara yürürsünüz.
Siyaset arenasında önemli olan kolay olanı, hazır olanı manipüle etmek değil, milletin gönlünde sıfırdan taht kurmaktır.
Türk siyasi tarihinde yargının siyaset kurumu karşısında geçmişte verdiği kararlar karşısında rahmetli Erbakan gibi partisinin kapatılmasın da takındığı tavır yine Sayın Erdoğan gibi şahsına karşı verilen karar karşısında takındığı tavırlar gibi örnekler ortada iken bugün Özgür Özel ve İmamoğlu’nun tavırları kötü örnek olarak tarihe geçecektir.
Amaçları bu ülkede yeni bir “Gezi” benzeri kaos, karmaşa ve kavga ortamı yaratmaksa, işte orada durun! Eğer niyetiniz buysa, ne hukuku ne de devleti manipüle edebilirsiniz; o an karşınızda sadece mahkeme duvarlarını değil, bizzat aziz Türk milletinin iradesini bulursunuz.
Bu yönde ki tüm sokak çağrılarınızın halk nezdinde karşılık bulmaması da bu durumun göstergesidir.