islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
48,4354
EURO
56,2404
ALTIN
6.898,85
BIST
14.012,42
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
30°C
İstanbul
30°C
Açık
Pazartesi Parçalı Bulutlu
27°C
Salı Parçalı Bulutlu
25°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
26°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
27°C

HAYIR VE ŞERRİN VARLIĞININ HİKMETİ

HAYIR VE ŞERRİN VARLIĞININ HİKMETİ
18/08/2026 10:00
A+
A-

HAYIR VE ŞERRİN VARLIĞININ HİKMETİ

Âlemde hayrın yanında şerler de yaratılmaktadır. Hayrı da, şerri de yaratan Allah’tır. Bu inanış, Kadere İmanın bir parçasıdır. Ancak âlemde yaratılan hayırlar asıl, şerler ise fer’îdir. Hayırlar küllî, şerler cüz’îdir.

Şerrin yaratılması, “Her şey zıddıyla bilinir” kaidesiyle, hayrın hakikati ve güzelliği ortaya çıkması içindir. Meselâ hastalık olmasa, sıhhatin nasıl kıymetli bir nimet, büyük bir ganimet olduğu bilinemezdi. Karanlık olmasa, ışığın değeri anlaşılamazdı. Kötülük olmasa, iyiliğin fazilet ve üstünlüğü idrak edilemezdi.

Ayrıca şer ve hayır algısı, çoğu zaman insanın anlayışına ve bakış açısına göre de değişmektedir. İnsan bazı şeyleri kendisi için şer ve çirkin bulurken, aslında o şey onun hakkında tamamıyla hayırdır. Bu konuda Yüce Allah şöyle buyurur: “Olur ki, hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz.” (2/Bakara: 216)

Fakat insanoğlu bencil ve görüntüye aldanan olduğu için, ilk bakışta kendi menfaatine aykırı bulduğu her hâdiseye şer hükmünü verebilmektedir. Bunu bir misalle açıklayalım: Mühim bir iş nedeniyle gideceği yere gitmek için uçak bileti alan bir adam, bineceği uçağı kaçırsa, bu ona büyük bir şer olarak gözükür. Çünkü menfaati zedelenmiş, dünyevî bir işi aksamıştır. Ancak daha sonra havada uçağın kaza yapıp düştüğünü farz edelim. Bu durum karşısında da, aynı insan, daha önce şer olarak kabul ettiği şeyin, aslında kendisi için ne kadar hayırlı olduğunu düşünmeye başlayacaktır.

Demek ki ilk bakışta insana şer gibi görünen pek çok hâdise, netice itibariyle iyi ve hayırlı olabilmektedir.

Şerrin, Allah’ın ilmi ve iradesi dışında meydana geldiğini ve Allah’ın şerleri yaratmadığını söylemek; Allah’ın İlim, İrade, Kudret ve Tekvin sıfatlarının bir sınırı olduğunu iddia etmek demektir. Bu ise, İlahlığın şanına bir noksanlık isnadı olduğu gibi, kâinatın bir plân ve programa göre yaratıldığı gerçeğine de zıttır. Bunun içindir ki, hayır ve şerrin de Allah’tan olduğu, Allah tarafından yaratıldığı hususu, Kaza ve Kadere imanın içinde yer almıştır.

“İnsanın işlediği hayrı da, şerri de Allah yarattığına göre, insan yaptığı şerden sorumlu tutulabilir mi?Sorusuna şöyle cevap veririz:

Allahu Teâlâ bizim yapacağımız iyi-kötü bütün hareketlerimizi, hayır ve şer bütün davranışlarımızı bilir ve zamanı gelince de yaratır. O’nun bu bilmesi ve yaratması, bizim sorumluluktan kurtulmamızı gerektirmez. Çünkü Allah, biz insanlara, iyi ile kötüyü, hayır ile şerri birbirinden ayırt edip bunlardan birini tercih etme irade ve seçimini, kabiliyet ve hürriyetini de vermiştir. İnsandaki bu irade ve ihtiyara, “Cüz’-i irade” denir. İnsan bu kabiliyetini kullanarak iyiyi veya kötüyü, hayrı veya şerri seçebilir. Allah da onun bu tercihine göre, fiilini yaratır.

Demek ki, Allah kulun iyi veya kötü fiillerini, onu iyilik ve kötülük yapmaya zorlayarak değil, aksine irade ve ihtiyarını kullanması sonucu, yaptığı tercihe göre yaratmaktadır. Kul iyiyi tercih ettiyse iyiyi yaratır, kötüyü tercih ettiğinde de kötüyü… Bu durumda sorumluluk da, seçim ve tercihi yapan insana ait olur.

Özet olarak denebilir ki, kulun fiillerinde şerri ve kötüyü yaratan Allah’tır; fakat onu isteyen, kazanan insandır. Bu sebeple sorumluluk da insana aittir.

Pekiyi, Allah, kulun fiiline hiç müdahale etmez mi? diye bir soru akla gelebilir. Her şeyden önce Allah adalet ve fazilet sahibidir. Kulunun yaptığının karşılığını vermesi adaletinin gereğidir. Adaletin zıddı zulümdür, Allah zulmetmekten münezzehtir. Fakat kulu hak etmediği halde rızasına uygun başka bir ameli sebebiyle veya hikmeti gereği kulunun menfaatine olan konularda da faziletiyle hükmederek kuluna ekstradan bağışta bulunabilir, kötülüğünün önüne geçebilir. Yani hayırlı işine müdahale etmez, hayrı işlemesine engel olmaz, önünü açar fakat kulunun, razı olduğu başka bir amelinden dolayı bazan şerli işine, Küllî İradesiyle müdahale ederek o şerri işlemesine engel olur.

Kısaca; kulun menfaatine olan hayrı işlemesine müdahale etmez adaletiyle hükmederek o hayrı işlemesini sağlar. Fakat istediği bazı kullarının aleyhine olacak işlere lütfunun gereği müdahale edebilir ve o şerri işlemesine engel olabilir. Bu da kuluna bir lütfudur.

Ayrıca; “Allah, ezelde olacak her şeyi bilmekle, bizi o şeyi yapmaya zorlamış olmaz mı?Şeklinde sorulacak olursa: Hayır. Çünkü kulun bir şey’i yapacağını Allah’ın bilmesinin, kulun fiili üzerinde zorlayıcı bir etkisi yoktur. Bunu bir misalle açıklayalım:

Astronomik incelemeler neticesi 1 sene sonra ay’ın tutulacağını bildiğimizi farz edelim. Günü gelince ay tutulsa, bu, ay’ın biz bildiğimiz için tutulduğu manasına gelmez. Çünkü ay, biz bildiğimiz için değil, tutulma sebeplerinin varlığından dolayı tutulmuştur. Biz o sebepleri daha bir sene önceden ilmî incelemelerle keşfederek ay’ın tutulacağı hususunda bilgi sahibi olduk. Yoksa biz ay’ın tutulacağını söylediğimiz için ay tutulmadı. Biz de, işleyeceğimiz hayrı ve şerri, Allah bildiği için işlemiş olmuyoruz. Biz işleyeceğimiz için Allah biliyor. Buna Kelam âlimlerimiz; “İlim, malûma tâbidir; malûm ilme tâbi değildir” derler.

Aynen bu misalde olduğu gibi, Allah da kulun iradesini hayır veya şerden hangi istikamette kullanarak nasıl bir davranış yapmak istediğini önceden bilir ve onu “TESPİT” olarak takdir eder. Zamanı gelince de kulun istediği istikamette yaratır. Allah’ın bu bilmesi, kulun o fiili işlemeyi isteyeceği içindir. Yoksa Allah bildiği için kulun o işi yapmayı istemesi ve işlemesi söz konusu değildir.

Şu halde, kulun iradesini kullanarak işlediği fiillerini Allah’ın ezelde bilip takdir etmesi, kulu sorumluluktan kurtarmaz. Çünkü bu takdir, hüküm değil tespit takdiridir. Allah’ın ezelî ilmi ile bilmesinde, kulu bir zorlama, irade ve ihtiyarını ortadan kaldırma durumu kesinlikle yoktur.

Musab Seyithan

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.