
Hicret, İslam dininin tarihinde ortaya çıkan, ilahi kaynaklı sosyolojik bir olay… Mekkeli Müslümanlar, dinlerini yaşamak için doğdukları ve yaşamakta oldukları Mekke’yi terk ederek, Medine’ye doğru göç ederler. İşte Hicret, olayı bu hareketin coğrafi veya siyasi manasından çok, insanın onurlu yaşama mücadelesini içine alan fikri ve tarihi bir hadisedir.
Hicret, aslında Allah’ın, Müslümanların kendi fikri, ahlaki ve sosyal gelişimlerini gerçekleştirebilmek için, emin bir belde olan Medine’ye göç etmesiyle başlayan bir harekettir. Bu hareket, bizzat Allah’ın Peygamberimize emrettiği bir mucizedir. Aslında mucize kelimesi, tabii şart ve tutumların ötesinde meydana gelen bir hadiseye verilen isimdir. Gerçekten de Mekkeli Müslümanlar, Allah’ın istediği bir hayatı ve sistemi, onun istediği tarzda kurabilmek maksadıyla Medine’ye hicret etmişlerdir. Fakat bu hicret olayı, sadece fiilen memleketlerinden ayrılma ile sınırlı bir hadise değildir. Müslümanların fikir, ruh, siyaset, hukuk ve iktisadi hayatları ile ilgili yeni bir varoluşun başlatılmasıdır.
Hicret, belli bir kültür ve yaşama felsefesine has bir kavramdır. Çünkü İslam dini, kendini hiçbir düşünce ve sistemin güdümünde görmeyen, kendine has insan ve sistem anlayışına sahip bir yaşama tarzını öngörmektedir. Bu yaşama tarzı, öyle bir insan tipi inşa etmiştir ki, insan ve sistem birbirini tamamlamaktadır. Ne sistem, insanı kendine köle yapmaktadır, ne de insan, sistemi kendine alet etmektedir. Ne de kişilerin, birbirlerine soy, renk veya statü bakımından üstünlükleri bulunmaktadır.
Hicret ile yeni bir toplum ve siyasi, sosyal sistemin temelleri atılmıştır. Çünkü yeni insan tipinin yetişebilmesi, özgün ve başka şartların etkisi olmayan bir zemin ve ortamda mümkün olabilecektir. Zaten Hicret, düşünce, duygu, ahlak, anlayış ve her türlü bozucu ve saptırıcı etkilerden uzak kalma manasına gelmektedir. Yani Hicret, önce ruh ve düşünce olarak, yanlış ve yozlaştırıcı niteliklerden uzaklaşmakla başlamıştır.
İslam’ın Mekke’ye geldiği dönemde, Arapların bazı önemli ahlaki ve geleneksel özellikleri yok değildi. Cesaret, yardımlaşma, onur ve akrabalarını gözetme gibi güzel özellikleri vardı. Bazılarının ifade ettiği gibi, tamamen kötülük ve yanlışlar içinde değildiler. Fakat İslam dini, sosyolojik kanunları dikkate alan bir din olduğundan, Arapların bu iyi özellikleri yanında, onları saptıran, yanlışa sürükleyen ve tek Allah inancından uzaklaştıran yanlış ve saptırıcı yönlerini düzeltmek durumundaydı.
Öncelikle, tek bir inanç ve ahlaka ulaşmaları gerekiyordu. Bu durum, yanlış ve eksik bir inanç ve kültür içinde olamazdı. İslam, örnek bir toplum inşa etmeyi, ancak tam bir teslimiyet ve sadakat içinde gerçekleştirmek mümkündü. Hicret, bu müsbet değişim ve dönüşümün hem adı ve hem de uygulama planıydı.
İslam’ın bu yeni ve özgün doğuş hareketi, zaman dilimi olarak da Hicri Takvimi bu dönemin başlangıcı olarak kabul edilmişti. Çünkü yeni anlayış ve düzen, ne cahili Arapların, ne putperest Roma’nın, ne de Ateşe tapan İranlı Mecusilerin fikir ve ahlakın farklı bir dünya ortaya koyması gerekiyordu.
Hicret ile birlikte İslam, tüm dünyaya ve coğrafyalara kardeşlik, ahlak ve adalet örneği vererek, yeni bir insan ve yeni bir toplum olarak örnek bir sistem ortaya koyuyordu.
Peki bugün, Batı ve benzeri toplumları davranış, anlayış, giyim ve hayat tarzı olarak düşüncesizce benimseyen ve Müslüman olduğunu söyleyen insanların, Hicret’in yıldönümünde, “Hicret anlayışı”nı yeniden anlamaya ve İslam’ın muhteşem hayat felsefesi olarak insanları hangi dünyalara ve hangi konumlara taşıdığını öğrenmeye ihtiyacı yok mu?..
Batı’nın seküler ve modernist-pozitivist anlayışının, sadece Batı’ya değil, bütün coğrafyalara huzurlu ve güvenli bir hayat getirdiğini söyleyebilmek mümkün mü?.. O zaman, başı kuma gömmek” tabiri ile, gözlerimizi ve aklımızı, modalaşmış ve reklamlar ile gözleri boyayan “sahte düzenler”in anlayış ve kültürlerden uzaklaştırmak gerekmiyor mu?..
Ellerinize, düşüncelerinzie ve yüreğinize sağlık Hocam.. Hicret konusunu çok güzel anlatmısınız. Darısı bugünkü müslümanların başına diyorum. . Günümüzde hicret edilmesi gereken konular ve olaylar o kadar çok ki, müslümanım diyenelr bırakınız bu konulardan ve olaylardan icret etmeyi, bizzat bunalrın içine girmeyi gaye edinmişler !Ki bunlrın başında da POLİTİKA – SİYASET gelmektedir diye düşünüyorum.