islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
13,3797
EURO
15,1899
ALTIN
790,39
BIST
2.014,21
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Karla Karışık Yağmurlu
3°C
İstanbul
3°C
Karla Karışık Yağmurlu
Cumartesi Karla Karışık Yağmurlu
2°C
Pazar Karla Karışık Yağmurlu
2°C
Pazartesi Karla Karışık Yağmurlu
2°C
Salı Çok Bulutlu
3°C

“İKİ YÜZLÜLÜK” SAMİMİYETSİZLİĞE TAKILAN MASKE

“İKİ YÜZLÜLÜK” SAMİMİYETSİZLİĞE TAKILAN MASKE
08.01.2022
A+
A-

 

İnsanın erdemli davranışlardan  biri de olduğu gibi görünmesi ve  göründüğü gibi  de olmasıdır. Bu nedenledir ki Mevlana “Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol”  deme ihtiyacını  hissetmiştir. Türkçe’ de olduğu gibi görünmemeye,  iki yüzlülük deniliyor, “dürüst olmama” yı, kısaca  gerçeği gizlemeyi ifade ediyor.   Bir başka deyişle  iki yüzlülük, “Bildiğinden, inandığından ve olduğundan başka türlü görünme veya göstermeye çalışma” anlamına geliyor.  Dinî literatürümüzde ise iki yüzlülük, “riya” veya  “riyakarlık” olarak biliniyor.  “Görmek” anlamındaki re’y kökünden türeyen riyâ, “saygınlık kazanma, çıkar sağlama gibi dünyevî amaçlarla kendisinde üstün özellikler bulunduğuna başkalarını inandıracak tarzda davranma” [1] anlamında kullanılıyor. Bu bağlamda  riya, “Allah’tan başkasının hoşnutluğunu kazanma düşüncesiyle amelde ihlâsı terk etme” olarak da  açıklanıyor. [2]

Neden insanlar,  kendilerini başka türlü  gösterme  ihtiyacı hissederler ve  böyle bir  gayretin içinde olurlar?  Bu sorunun  ayrıntılı  cevabını, elbette ki  konu ile ilgili uzmanların  vermesi yerinde  bir davranış olacaktır. Ancak  basit gözlemlerden ve edinilen tecrübelerden anlaşıldığı kadarıyla insanların toplum içinde  itibar kazanma, beğenilme ve onaylanma  arzularına mahkum oluşları, iki yüzlülüğün sebepleri arasında  yer alıyor. Dolayısıyla saçının rengini,  boyunu, işini, anne-babasını vs. daha pek çok şeyi beğenmeyen, buna rağmen  kendisini başkalarına  beğendirme  ve sevdirme  çabası içinde olan insanların,  beğenilme ve  takdir edilme  arzuları, onları  böyle  bir  iki yüzlülüğe sevk ediyor. Bu insanların, kendisi  olmak yerine, sevgisini almak ve beğenisini kazanmak istediği kişilerin, istek ve arzuları  doğrultusunda  yaşamaya   başladıkları ve bu nedenle de maskeli bir hayata baş vurdukları   görülüyor.  Bu nedenle de iki yüzlü  davranmak, kendisini sevmeyen, kendisiyle barışık olmayan  ve özgüveni  yeterince gelişmeyen insanların baş vurdukları  bir yöntem oluyor.  Böyle insanlar, taktıkları maskelerin adedince  farklı kişiliklere bürünüyorlar ve  asla kendileri olamıyorlar.   Bu tür  sorunlu bir kişiliği ise  Kur’an’ın,  asla onaylamadığı hatta şiddetle kınadığı  görülüyor.[3] Bu nedenle de  Kur’an, Müslümanlardan mallarını riya /gösteriş için sarf eden kimseler gibi olmamalarını ve  riyakarlık  etmemelerini istiyor.[4]  Hz. Peygamber de riyakarlar hakkında  şunları söylüyor:

“Siz insanları madenler (gibi cins cins) bulursunuz. Onların Câhiliye  döneminde hayırlı ve değerli olanları, şayet dini hükümleri iyice hazmederlerse İslâmiyet devrinde de hayırlıdırlar. Siz yine en hayırlı kişileri, yöneticilik işinden hiç hoşlanmayanlar olarak bulursunuz. Siz, en kötü kişileri de ikiyüzlüler olarak bulursunuz ki onlar, birilerine bir yüzle diğerlerine bir başka yüzle gider, gelirler.”[5] 

“Riya duygusunun dışa yansımasının beş şeklinden söz eden Muhâsibî , bunları beden, dış görünüş, söz, amel ve sosyal çevreyle ilişkilere dindarlık süsü verme diye sıralar. Bir kimsenin âhiret endişesi taşıdığını göstermek için yüzüne  kederli bir görüntü vermesi; oruçlu olduğu bilinsin diye sesi kısılmış, gözlerinin feri sönmüş bir hal takınması; âbidler ve zâhidler gibi saçı başı dağınık görünmesi; konuşmalarında hikmet sahibi, âlim ve zikir ehli bir kimse olduğu izlenimi uyandırmaya çalışması; rükû ve secde gibi rükünlerde uzun süre durarak namazı uzatması, kezâ oruç ve hac gibi ibadetlerinde titiz bir dindar görüntüsü sergilemesi; ilim ve din ehlinden olduğunu, ilimde ve dinde yüksek bir mertebede bulunduğunu hissettirmek amacıyla âlimler ve âbidlerle düşüp kalkması bu beş şeklin örnekleri arasında yer alır. Muhâsibî, dünya hayatına düşkün kişilerde sayılan beş yolla gösteriş yaptığını ancak dindarlık süsü verilerek yapılan riyakârlığın bundan daha kötü olduğunu belirtir”.[6]

           Bu nedenle Hz. Peygamber, “dinin  samimiyet”[7]  ve “amellerin  de niyetlere bağlı olduğunu” [8] ,   bu nedenle de ihlaslı olunması gerektiğini ifade ediyor. İhlas ise “İbadet ve iyilikleri riyadan ve çıkar kaygılarından arındırıp sadece Allah için yapmak”  anlamına geliyor. Bir diğer ifade ile  ihlas, şirk ve riyadan, bâtıl inançlardan, kötü duygulardan, çıkar hesaplarından ve genel manada gösteriş arzusundan kalbi temizlemeyi, her türlü hayırlı faaliyete iyi niyetle yönelmeyi ve her durumda yalnızca Allah’ın rızasını gözetmeyi ifade ediyor. [9] Riya ise böyle  bir  ihlas ve samimiyete sahip olmadığı halde insanın,  kendisini böyle göstermesi olarak  biliniyor.

Allah Teâlâ, kurban  konusunda Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır; fakat O’na sadece sizin takvanız ulaşır[10]  der.  Bu kural, bütün  ibadetler için de geçerlidir. Dolayısıyla gösterişe kaçmadan, ihlas  ve samimiyetle  ibadet etmek, Müslümanın en temel  görevidir. Bunun için de  toplu olarak yapılan  farz ibadetlerin haricinde yapılacak nafile ibadetlerin ve  yardımların mümkün mertebe  gizli  yapılması, büyük önem arz eder ve   insanı riyaya  götüren  yola  girmekten de  alıkoyar.  Çünkü Allah Teâlâ,  “Sadakaları âşikâre olarak verirseniz bu ne güzel! Eğer yoksullara gizlice verirseniz bu sizin için daha hayırlıdır[11] buyurarak, açıktan vermeyi  doğru  bulsa da, tercihimizi  gizliden yana  yapmamızı ister. “Daha hayırlıdır” sözü bunu  ifade etmektedir.

Ahirette bize ancak  ihlasla  yapılan ibadetlerimizin faydası olacaktır, yoksa  içine riya karıştırılmış  hiçbir ibadetin  faydası  olmayacaktır. Nitekim Hz. Peygamber, Allah’ın bizim dış görünüşümüze ve  malımıza  bakmadığını, kalplerimize ve amellerimize baktığını;[12]  kahraman desinler diye savaşanların, cömert desinler diye infak edenlerin, alim desinler diye ilim öğrenen ve öğretenlerin, güzel okuyor desinler diye Kur’an okuyanların ahirette yüz üstü cehenneme atılacaklarını [13]  açıklamakta ve “Kim işlediği hayrı şöhret kazanmak için halka duyurursa, Allah onun gizli işlerini duyurur. Kim de işlediği hayrı halkın takdirini kazanmak için başkalarına gösterirse, Allah da onun riyakârlığını  da açığa vurur”[14]  demektedir.

           Allah Teâlâ da   O gün ne mal fayda verir, ne de evlât. Ancak Allâh’a kalb-i selîm (tertemiz bir kalp) ile gelenler müstesnâ”[15] diyerek ibadetlerin kabulünde  ihlas ve samimiyetin temel  bir kriter olduğunu haber vermekte ve  kullarından huzuruna   riyadan ve  gösterişten  uzak “selim bir  kalp” ile gelmelerini istemektedir.

 

Prof. Dr. Celal Kırca

 

[1] Mustafa Çağrıcı, Riya, TDVİA, İstanbul, 2008,  35/137.

[2]  Cürcanî, et-Taʿrîfât, “riyâʾ” madesi.

[3] Nisa, 4/ 38,142,148; Enfal,8/ 47; Maide ,5/105.

[4] Bakara,2/264; Maun,107/6.

[5] Buhârî, Menâkıb, 1.

[6] Mustafa Çağrıcı, Riya, TDVİA, 35/137.

[7] Müslim, İmân, 95.

[8] Buhârî, Bedʾü’l-vaḥy, 1.

[9] Râgıb el-İsfahânî, Müfredât,   H l s maddesi.

[10] Hac, 22/37.

[11] Bakara 2/271

[12] Müslim, Birr,33.

[13] Müslim, İmare,152.

[14] Buhârî, Rikak 36

[15] Şuarâ,  26/ 88-89)

Yorumlar

  1. Recep Uzun dedi ki:

    Muhterem üstadım çok teşekkür ederim Allah razı olsun sizlerden. Müstefit oldum