
Bir söz yükseldi vaktiyle, Hakkın hatırını her hatırdan üstün tutan. Sonra o söz, makamların eşiğinde sınandı; dillerde ayetler çoğalırken, hayatta hükmü eksildi Kur’an’ın.
Secdeler uzundu, hesaplar derin; alınlar yere değdi, gönüller dünyaya. Bir yanda Allah’ın adıyla başlayan cümleler, diğer yanda Allah’ın hükmüne kapanan kapılar. Ve insanlar, din sandı din adına yapılanları.
Ne ağır bir imtihandı bu! Hakikatin değil, hakikati taşıdığını söyleyenlerin düşüşü. Bir yanlışın bedeli bin masuma kesildi. Bir makamın gölgesi nice alnı kararttı. Bir nesil, Müslümanı gördü, İslam’ı tanıyamadı.
Dünya büyüdü gözlerde, ahiret küçüldü. Emanet mülk sanıldı, yetki saltanat. Şûra dillerde kaldı, itaat makama yöneldi. Adalet dostun kapısında sustuğunda, zulüm, yabancı bir kelime olmaktan çıktı.
Oysa vahiy, saraylara methiye olsun diye inmedi, hüküm sahiplerine dokunulmazlık vermedi. Kur’an, teraziyi güçlüden yana eğmedi, bir kavme duyulan öfkeye bile adaletsizliği helal görmedi.
Ne vakit din, iktidarın gölgesine sığdırıldı, gölge büyüdü, hakikat görünmez oldu. Kürsülerden rahmet anlatılırken, kapılarda hakkını arayanlar çoğaldı. Söz ile hayat arasına derin uçurumlar doldu.
En ağır kayıp ne makam ne servetti, ne de gelip geçici dünya itibarı. En ağır kayıp, bir gencin kalbinde İslam’a karşı büyüyen mesafeydi; insanların kusurunu Allah’ın dinine yüklemesiydi.
Bir anne evladına ahlakı anlatırken, evladı ona gördüğü çelişkiyi sordu. Bir baba doğruluğu öğütlerken, çocuğu yalanla yükselenleri gösterdi. Ve cevap bekleyen sorular, evlerin içine doldu.
Ey din adına söz söyleyen insan! Bil ki Kur’an, elinde taşıdığın bir sancak değil yalnız, önünde hesaba çekileceğin bir ölçüdür. Ayet, rakibine yönelttiğin bir ok değil, önce kendi nefsine tuttuğun aynadır.
Allah’ın adıyla yükselmek kolay, Allah’ın ölçüsüyle ayakta kalmak zordur. Mazlumdan söz etmek kolay, mazlumun hakkı için güce karşı durmak zordur. Adaleti övmek kolay, adaleti kendi aleyhine de istemek zordur.
Din, kalabalıkların alkışıyla yücelmez, iman, sandıkların sayısıyla ölçülmez. Hakikat, çoğunluğun rızasına göre değişmez, helal, bir makamın işaretiyle haram olmaz; haram da bir fetvanın gölgesinde helale dönüşmez.
Bir iktidarın ömrü kadar değildir İslam’ın ufku, bir neslin hevesine sığmaz Allah’ın kelamı. Mülk Allah’ındır, insan emanete memurdur; emaneti kendine mülk bilen, günün birinde mülkün değil, hesabın sahibi olur.
Ve unutulmasın: Dini itibarsızlaştıran, ona yöneltilen her eleştiri değildir; bazen onu savunduğunu söyleyenin çelişkisidir. Çünkü bir sözün en ağır yarası, onu söyleyenin hayatında inkâr edilmesidir.
Biz ne insanların kusuruyla dini yargılarız, ne dinin adıyla insanların kusurunu aklarız. İslam’ı iktidarın başarısına mahkûm etmeyiz, iktidarın yanlışına da İslam’dan mazeret aramayız. Zira vahiy, insanların hesabına göre değil, insanların hayatı vahye göre tartılsın diye inmiştir.
Bir gün kürsüler susacak, makamlar sahipsiz, unvanlar hükümsüz kalacak. Dünyada din adına konuşan her dil, ahirette söyledikleriyle yüzleşecek. Ve o gün sorulacak: Allah’ın dinine mi hizmet ettin, yoksa Allah’ın dinini kendi hükmüne mi hizmet ettirdin?
İşte o gün anlaşılacak, kimin hakikati taşıdığı, kimin hakikatin gölgesinde yükseldiği.
Çünkü İslam, kimsenin iktidarıyla başlamadı, kimsenin iktidarıyla da sona ermeyecek. Saltanatın gölgesi uzasa da güneşin sahibi değişmeyecek.