islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
48,9821
EURO
55,7624
ALTIN
6.570,31
BIST
12.899,35
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Hafif Yağmurlu
20°C
İstanbul
20°C
Hafif Yağmurlu
Salı Yağmurlu
19°C
Çarşamba Çok Bulutlu
21°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
20°C
Cuma Hafif Yağmurlu
19°C

“İRTİCA 1906” KOD ADLI BİR İSTİKLAL ŞAİRİ: ÂKİF’İN SON ALTI AYI VE REJİMİN VEFA SINAVI (2)

“İRTİCA 1906” KOD ADLI BİR İSTİKLAL ŞAİRİ: ÂKİF’İN SON ALTI AYI VE REJİMİN VEFA SINAVI (2)
28/09/2026 10:52
A+
A-

“İRTİCA 1906” KOD ADLI BİR İSTİKLAL ŞAİRİ: ÂKİF’İN SON ALTI AYI VE REJİMİN VEFA SINAVI (2)

Geçen hafta Mehmed Âkif’in Kahire’deki o vakur hicretini, Kur’ân meali üzerindeki takva duruşunu ve Han el-Halili sokaklarındaki sızısını hasbihal etmiştik. Bugün ise Üstad’ın Mısır gurbetinden sonra dönüp geldiği öz vatanında, ömrünün son altı ayında maruz kaldığı o tüyler ürpertici rejim baskısını ve vicdanları sızlatan o büyük vefasızlığı deşifre edeceğiz. Çünkü Âkif’in son dönemi, Kemalist rejimin kendi makbul vatandaş kalıplarına uymayan bir medeniyet abidesini nasıl “iç tehdit” ilan ettiğinin en somut vesikasıdır.

Takvimler 17 Haziran 1936’yı gösterdiğinde, hastalığın pençesinde eriyen ve “Artık toprakta ölmek istiyorum” diyerek, 11 yıllık Mısır sürgününden vatanına dönen Mehmed Âkif’i limanda ne resmî bir heyet ne de bir vefa alkışı karşıladı. Karşılayan yegâne güç, rejimin sivil hafiyeleri ve emniyet birimleriydi. İstiklal Marşı yazılmış, vatan kurtulmuş ama o marşı yazan şair, yeni rejimin sekülerleşme ve din tasfiyesi politikaları karşısında tehlikeli bir “mürteci” figür olarak kodlanmıştı.


Resim: Millî şairin ahir ömrünü geçirdiği Mısır Apartmanı.

Nitekim Başbakanlık Cumhuriyet Arşivleri’nden çıkan resmî belgeler, bu acı hakikati yüzümüze bir tokat gibi çarpmaktadır: Devlet, karaciğeri iflas etmiş, ayakta duracak dermanı olmayan bu büyük şaire “İrtica 1906” kod adını vermiş ve adım adım takibe almıştır. “1906” rakamı ilk bakışta sanki bir yıl (1906 yılı) gibi görünse de emniyet istihbarat arşivlerinin o soğuk, bürokratik dilinde aslında çok farklı bir anlama sahiptir. Emniyet Genel Müdürlüğü ve İçişleri Bakanlığı’nın o dönemki gizli fişleme ve takip sisteminde bu tarz numaraların arkasındaki mantığı şu şekilde tahlil edebiliriz:

  1. Dosya Kayıt ve Tasnif Numarası (Esas Numara): O dönem devletin istihbarat birimleri (Emniyet Siyasî Şube veya jandarma istihbaratı), “İrtica” başlığı altında açtığı genel takip dosyalarını kronolojik olarak numaralandırırdı. Üstad Mehmed Âkif için açılan şahsî takip dosyası veya o takip zincirine verilen arşiv sıra numarası 1906 idi. Yani devletin gözünde İstiklal Şairi, “İrtica evrakları arasındaki 1906 numaralı şüpheli dosya” demekti.
  2. Hafiye/Ajan Kod Numarası İhtimali: İstihbarat dilinde bir diğer yaygın uygulama ise, hedef şahsı takip etmekle görevlendirilen gizli ajanın veya muhbirin kod numarasının rapora başlık olarak seçilmesidir. Ankara’ya gönderilen kriptolu telgraflarda ve raporlarda, “1906 numaralı ajanın irtica takibi raporudur” manasına gelecek şekilde bu ibare en başa not düşülürdü.
  3. Zamanın Ruhu ve Fişleme Zihniyeti: İşin en acı tarafına gelince; İstiklal Marşı gibi bir şaheseri bu millete hediye eden, ömrünü cephelerde, vaaz kürsülerinde vatanın kurtuluşuna adamış koca bir mütefekkir; yeni rejimin o katı, tek tipleştirici hafıza mühendisliği tarafından şair kimliğinden, edebî dehâsından ve insanî vasıflarından bütünüyle soyutlanmıştır. Âkif, o gizli jurnallerin tepesine vurulan o soğuk damgayla; devlet için sadece izlenmesi, attığı her adımın rapor edilmesi gereken mekanik bir “numaradan” ibaret kılınmıştır. O numara, firavun kibrinin modern dönemde bürokrasiye, dosya kağıtlarına ve hafiyeliğe bürünmüş hâlidir. İnsanları isimleriyle değil, kodlarla ve numaralarla yaftalayan o seküler kibrin karşısında Âkif, sadece imanlı duruşuyla kalmamış, o soğuk arşiv odalarına sığmayan bir manevî bayrağa dönüşmüştür.

Âkif, tedavi görmek için yattığı Teşvikiye Sağlık Yurdu’ndaki hasta yatağında acılar içinde kıvranırken, odasının kapısında sivil polisler nöbet tutuyordu. İçişleri Bakanlığı’na (Dahiliye Vekaleti) gönderilen gizli jurnallerde, Üstad’ın odasına giren çıkan üniversite gençleri, onu ziyaret eden dostları, odada konuşulan dinî ve edebî mevzular gün gün, saat saat rapor ediliyordu. Kemalist rejimin o dönemki tek tipleştirici hafıza mühendisliği, İstiklal Şairinin gençlik üzerindeki o manevî tesirinden ölesiye korkuyordu. Onlar için Âkif; harf devrimiyle koparılan bağların hüzünlü sesi olan ve sistemin seküler kutsallarına biat etmeyen bir “güvenlik riski” idi.

Bu amansız dışlama ve devlet eliyle unutturma politikası, Üstad 27 Aralık 1936’da son nefesini verdiğinde de durmadı. Resmî makamlara “Cenazeye devlet erkanı katılmayacak, üniversite gençliği organize edilmeyecek” yönünde kesin ve zımnî talimatlar gitti. Ankara, bu cenazenin sessiz sedasız, alelade bir fukara gibi kaldırılmasını murat etmişti. Nitekim Beyazıt Camii’ne getirilen cenaze, bir çıplak tabuttan ibaretti.


Resim: Merhum millî şairi unutmayan gençler, cenaze namazında millî ve manevî bir duruş sergiledi (29 Aralık 1936).

Fakat ilâhî mizan, rejimin barikatlarını o gün orada yerle bir etti. Tabutun sahipsizliğini gören Darülfünun (Üniversite) gençliği, İstiklal Şairini o çıplak tahtadan tanıdı. Resmi yasaklara ve etraftaki sivil polislere meydan okuyan binlerce genç, bir anda cami avlusunu doldurdu. Tabutun üzerine hemen bir Türk bayrağı ve Kâbe örtüsü serildi. Üstad’ın naaşı, resmî arabalara inat, Edirnekapı Şehitliği’ne kadar kilometrelerce yol boyunca gençliğin omuzlarında, tekbirlerle ve gözyaşlarıyla taşındı.

Velhâsıl-ı Kelâm; Kemalist rejimin “İrtica 1906” koduyla unutturmak ve ezmek istediği Mehmed Âkif, o karlı kış gününde Türk gençliğinin vicdanında yeniden doğdu. Rejimlerin siyasî kazıkları ve baskı politikaları geçicidir; fakat fıtrata, vatanın iman asaletine çakılan manevî kazıklar sarsılmazdır. Âkif’in son altı ayı, bize gücü elinde tutanların vefasızlığını, ama milletin sinesindeki o şaşmaz sadakati anlatır. Ruhun şad olsun ey dertli muhacir, bu gençlik seni asla unutmayacak…

Prof. Dr. Ali Seyyar

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.