islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
33,0388
EURO
35,9587
ALTIN
2.505,62
BIST
10.871,48
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Hafif Yağmurlu
27°C
İstanbul
27°C
Hafif Yağmurlu
Cuma Az Bulutlu
28°C
Cumartesi Açık
31°C
Pazar Açık
32°C
Pazartesi Az Bulutlu
30°C

İSLÂM LAİKLİĞE KARŞITTIR AMA CUMHURİYETİ ONAYLAR

İSLÂM LAİKLİĞE KARŞITTIR AMA CUMHURİYETİ ONAYLAR

Kamâlist yazarlar arasında bizim gibi bir ayağı kabir çukurunda olan ama bizim ilahiyatçılarımızın azîm çoğunluğu  gibi tembel olmayıp yazmaya devam eden Ertuğrul Özkök yine İle Hak ile Batıl’ı karıştırdı ve  şöyle dedi:

Cumhuriyet Sadece Modern İnsanların Değil Muhafazakarların da Cumhuriyeti. Galiba O Atatürk ve Cumhuriyet Düşmanlığı Yapan İnsanlar Yavaş Yavaş Yenilgiye Uğruyor.”

İSLAM PADİŞAHLIĞI DEĞİL CUMHUHURİYETİ ONAYLAR

İslam padişahlığı, krallığı, sultanlığı ve özü laiklik olan  Atatürkçülüğü onaylamaz  ama Cumhuriyet’le bir problemi yoktur. Onaylayabileceği yönetim şekli ancak Cumhuriyet olabilir. Cumhuriyet’i kabul Atatürkçülüğü kabulü anlamına gelmez.

Bu sebeple “Cumhuriyet Sadece Modern İnsanların Değil Muhafazakarların da Cumhuriyeti” şeklindeki tespitteki muhafazakârları bilemeyiz ama İslam’a bütünlüğü içinde bir hayat nizamı olarak inanan inşanlar katında Hak’tır/doğrudur. Ama “ Galiba O Atatürk Ve Cumhuriyet Düşmanlığı Yapan İnsanlar Yavaş Yavaş Yenilgiye Uğruyor.” ifadesi ise  Batıl’dır.

5816’YA BAŞ KALDIRI

5816’yı  protesto amacıyla Atatürk’ü bir tarafa koyalım. Atatürk karşıtlığını Cumhuriyet düşmanlığı olarak yorumlama tam bir cehalettir. Asgari müşterek olabilecek değerleri de inkâr ve imhadır.

Allah rahmet eylesin Kadir Mısıroğlu ağabeyle ihtilafımız aslında bu noktada idi.

Cumhuriyet’in,  onu istibdat kamçısı gibi kullananlar eliyle gelmesi onu Atatürkçülerin malı kılmaz. Bilerek edepsizlik yapılmasın.

Biz bu konuyu tam elli yıldır işliyoruz. Şimdi sizlere yarım asır önce genç bir İmam hatip olarak hazırlayıp Süleymaniye camii minberinden sunduğumuz Cuma hutbemizden bazı bölümler nakledelim:

İSLÂM  LAİKLİĞE KARŞITTIR AMA CUMHURİYETİ ONAYLAR

Bu itibarla İslâm dindir, devlettir, barıştır; düzenleyici ve yönlendirici emirler-yasaklar manzumesidir.

İnsanı kuşatan ve onun dünya ve âhiret mutluluğunu hedefleyen İslâm Dini’nin oluşturulmasını âmir olduğu yönetim kurumunun yöneticilerinin hangi genel kurallara göre seçileceklerine elbette açıklık getirmesi gerekirdi.

Nihaî şekli, 14 Asır önce Allah tarafından gönderilen ve Kıyamet gününe kadar geçerli kılınan İslâm, en ilkel şartlar yanısıra en gelişmiş toplumlarda uygulanabilecek seçimle ilgili genel kurallar koymuştur. Bu kuralları da  seçme ve seçilmede bütün mükellef mü’minleri yetkilendiren bir yapı içinde adâlet, liyakatlileri görevlendirme ve şûra olarak özetleyebiliriz.

ADALET, LİYAKATLİLERİ GÖREVLENDİRME VE ŞÛRA

Zira Yüce Rabbimiz Kur’ân-ı Kerim’in müteaddid âyetleriyle adâleti emretmiş, öz canlarımız aleyhine de olsa adâletin gerçekleştirilmesini emir buyurmuştur. Kamusalı dahil bütün alanlarda liyakatlilerin  görevlendirilmesini de şöylece ilkeleştirmiştir:

Allah size emanetleri ehil olanlara tevdi etmenizi ve her ne zaman insanlar arasında hüküm verecek olursanız adâletle hükmetmenizi emreder…” (Nisa4/58)

Vahiyle belirlenmeyen konularda danışmayı, seçimi ve çoğunluğun görüşlerinin benimsenmesi ilkesini içeren Şûra prensibi ise şanlı Peygamberimiz, biricik önderimizin şahsında bütün mü’minlere şöyle emir buyrulmuştur:

“…(Ey Peygamber!) Toplumu ilgilendiren her konuda çevrendeki insanlarla müşavere et“ (Al-i İmran 3/159)

Şûra’nın mü’min toplumların temel özelliği olması gerektiği hususu da şöylece açıklanmıştır:

“(İlâhî armağanlar) Rabbinin çağrısına karşılık verenler ve namazlarında dikkatli ve devamlı olanlar, bütün ortak meselelerini aralarında Şûra (danışma)ile karara bağlayanlar içindir...” (Şûra 42/38)

Toplumun Doğal Temsilcileri

Âdil ve kapsamlı bir yapı içinde liyakatli mü’minleri Şûra yoluyla belirleme şeklinde ifadelendirdiğimiz kuralların, tarihi toplumlarda ancak toplumun tabiî temsilcileri gibi görülebilecek ilim adamları, askeri rical ve siyasîler gibi aydınların aktiviteleri ile gerçekleştirebilmiş olması gayet tabiiydi. Nitekim örnek nesil sahabilerin ilk dört halifenin seçimindeki uygulamaları da bu şekilde olmuştu. Çünkü Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) yönetimde kendi ailesinin ve de herhangi bir zümrenin fertlerine ayrıcalık ve öncelik tanımamış, devlet başkanının seçiminin İslâmî ilkeler doğrultusunda gerçekleştirilmesini Müslümanlar’ın özgür iradelerine bırakmıştı.

Ulaşım ve iletişim imkanlarının geliştiği asrımızda sözü edilen kuralların, insan gelişiminin akla dayalı nihai ürünü olan (İslâm’la ayarlı) demokratik bir cumhuriyetle işletilebileceği hususu makul bir kabuldür.

Demokratik Cumhuriyet

İçinde yaşadığı toplumu iyiye, güzele ve doğruya yöneltmek, dinin, olgun aklın ve bilimin red ve takbih ettiği zulümleri, sömürü ve ahlâksızlıkları bizzat veya bilvasıta gidermek bütün mükellef mü’minler’in görevi olduğuna göre, her ferde seçme ve seçilme hakkını veren ve sivil eylemlere açık olan demokratik bir cumhuriyet, (daha iyi bir yöntem belirlenmedikçe) mutlakiyet ve meşrutiyete tercih edilmesi gerekendir.

Burada şu ana gerçeği vurgulamak isteriz. Cumhuriyet, mutlakiyet ve meşrutiyetin karşıtıdır ve hiç bir beşeri sistemin özelliği de değildir. Ama o, İslâm’ın gereğidir. Çünkü, başta şûra olmak üzere yukarıda özetle açıklanan şartlar çerçevesinde oluşturulacak yönetimi peygamberlik hilafeti olarak açıklayan ve babadan oğula intikal şekli olan saltanatı meliklik/krallık olarak vasıflandırıp yeren bizzat peygamberimiz olmuştur. (Feyzül-Kad+ır Hn. 4147)

Adâletli ve faziletli bir yönetim için demokratikleşmiş bir cumhuriyet gibi yönetime canlılık, etkinlik ve kutsallık kazandıracak yasalar manzumesi de önemlidir.

Yönetime esas olacak yasalar-değerler manzumesi meselenin özü olmakla ve Müslümanlar için hayatî bir önem taşımakla beraber ayrı bir problemdir.

Bu ana problemin demokratik bir cumhuriyette vahiy ve aklın ışığında “İslâm’ın değiştirilemez ilkeleri” ölçü alınarak yapılacak tercihlerle çözüme kavuşturulabilmesi mümkündür. Zira başta temel haklar ve özgürlükler olmak üzere pek çok alanda İslâmî ilkelerle insanların saygı duyduğu evsensel ilkeler arasında benzerlikler hatta örtüşmeler vardır.

İslâm’ın özelliği ilkelerine, Allah’a ve âhiret hayatına imanla canlılık ve etkinlik kazandırmış olmasıdır.

Cumhuriyet İslâm’ın Onay Verebileceği Sistemdir

Yukarıda sunulan bilgiler ışığında tarihî süreç içinde muhtelif ülkelerde gerçekleştirilmiş cumhuriyeti, kurucuları ve kurucularının amaçları ve eylemlerinden bağımsız olarak İslâm’ın onay verdiği bir seçim sistemi olarak değerlendirmek gerekir.

Burada önemli bulduğumuz bir diğer hususa daha açıklık getirmek isteriz.

Uzun İslâm tarihi boyunca kurulmuş İslâm devletlerinde meşru görülen yönetimin babadan oğula intikali sistemi İslâm’a değil, tarihî şartlara ve İslâm adına oluşumları meşrulaştırma gereği duyan veya baskılara maruz kalarak zaruret prensibini işleten ilim adamlarının içtihatlarına dayanmaktadır.

Yönlendirici ve kurumsallaştırıcı İslâm hukukuna yürekten bağlı liyakatli yöneticilerin idaresinde istikrara ve başarılı atılımlara vesile olabildiyse de, mutlak veraset sisteminin sistem olarak Kur’ân ve Sünnet’ten onay alamayacağı açıktır.

ALİ RIZA DEMİRCAN

YAZARIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ