
Siyasette iddia sahibi olmak elbette meşrudur; ancak bu iddianın içinin ne kadar dolu olduğu, milletin terazisine çıktığında hemen anlaşılır. Bugün ana muhalefet koltuğunda oturanların içine düştüğü en büyük tezat, tam olarak bu terazi noktasında kendisini gösteriyor.
Dönüp bir bakın; henüz kendi iç dengelerini kuramamış, iki milyon üyesi olan bir partiyi kurumsal bir ciddiyetle yönetmekten aciz bir siyasi akıl var karşımızda. Kendi evinin düzenini sağlayamayan, her kongresi bir güç savaşına, her kurultayı bir hesaplaşmaya dönen bir yapı, kalkmış bugün doksan milyonluk koskoca bir milleti yönetmeye talip oluyor. İnsanın durup, “Yahu güldürmeyin Allah aşkına, gidin işinize!” diyesi geliyor. Hakikaten, herkes önce bir durup aynaya baksın ve bildiği işi yapsın.
Türkiye, etrafı ateş çemberiyle sarılı, küresel satranç tahtasında en kritik hamleleri yapan devasa bir ülke. Bu milletin de bu devletin de artık patinaj yapmaya, hizip çatışmalarıyla vakit öldürmek isteyenlerin vizyonsuzluğuna tahammülü yok. Kaybedecek tek bir saniyemiz bile olmadığını ne yazık ki tarih bize acı tecrübelerle öğretti.
Tarih demişken…
Koca bir imparatorluğun küllerinden, nice fedakarlıklarla elde avuçta kalan son kale olarak bu Cumhuriyeti kurduk.
Şimdi sormak lazım: O koca çınarın devrilişindeki basiretsizliğin izlerini taşıyanlar, şimdi gözünü bu topraklardaki son kalemize, Cumhuriyetimize mi dikti?
Muhalefetin yıllardır değişmeyen klişeleşmiş bir ezberi var: Kendi iş bilmezliklerini, beceriksizliklerini ve üretemedikleri projeleri örtbas etmek için her sıkıştıklarında iktidara saldırmak. Bugün Türkiye’yi altyapıdan savunma sanayiine, dış politikadan yerli üretime kadar her alanda çağ atlatan, dirayetiyle ve imza attığı dev eserlerle milletin gönlünde taht kurmuş bir Recep Tayyip Erdoğan gerçeği var.
Karşılarında maharetli ve hizmet odaklı bir liderlik görünce, kendi boşluklarını manipülasyonla, takiye ile ve hazır mirası tüketmekle kapatmaya çalışıyorlar. Ne yazık ki bu muhalif anlayışın siyasi ömrü; üretmek yerine hazıra konmakla, takoz olmakla ve siyasi illüzyonlarla geçti.
Son söz olarak demem odur ki; Takoz olmaktan vazgeçin. Artık milletin bu içi boş polemiklere de sahte gündemlere de karnı tok. Muhalefet etmek, ülkenin hayrına olan her işe gözü kapalı muhalif olmak demek değildir.
Eğer bu ülkeye gerçekten bir faydanız dokunsun istiyorsanız, vizyonsuzluk paçalarınızdan akarken büyük iddiaların peşinde koşmayı bırakın. Bu ülkenin önünü tıkamaktan, yapılan her esere takoz olmaktan vazgeçin. Çünkü bu millet, takoz koyanları değil, tuğla üstüne tuğla koyanları asla unutmaz.
Öyle ya, mevcut iktidara bir alternatif ortaya çıkınca hemen ” Kendilerini Yönetemiyorlar” yaftasına sarılmak lazım ! Sarıl ak lazım çünkü, zulüm v ekul hakkını gaspetömeşler devcam etsin , ve müslüman geçinenlerin de zalimlere meyli hiç akstaılmakdan sürsün ! E siz müslümaniseni,z ben de Kutbu’l-Akrab’ım diyorum.