islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
48,4354
EURO
56,2404
ALTIN
6.898,85
BIST
14.012,42
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
30°C
İstanbul
30°C
Açık
Pazar Parçalı Bulutlu
30°C
Pazartesi Açık
27°C
Salı Parçalı Bulutlu
25°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
26°C

MİRASIN GÖLGESİNDE KAYBOLAN VİCDAN

MİRASIN GÖLGESİNDE KAYBOLAN VİCDAN
13/06/2026 10:01
A+
A-

MİRASIN GÖLGESİNDE KAYBOLAN VİCDAN

İnsan, çoğu zaman menfaatler çatıştığında gerçek yüzünü ve karakterini belli eder. Hele söz konusu olan miras ise gerçek karakter ve kişilik daha da belirgin hale gelir. Çünkü miras, sadece malın el değiştirmesinden ibaret değildir, aynı zamanda değerlerin, ahlâkın ve insanlığın da bir imtihan göstergesidir. Bu imtihanda ise kimi insan, çoğu zaman kazandığını sanırken aslında kaybettiğini; kimi insan da kaybettiğini zannederken insanlığını koruyarak büyük bir kazanç elde ettiğinin farkında bile olmaz.

İnsanoğlu, sadece düşünen bir varlık değil, aynı zamanda hisseden ve değer üreten de bir varlıktır. İnsanı diğer canlılardan ayıran ve değerli kılan da onun bu özelliğe ve bir vicdana sahip oluşudur. Vicdan, insanın iç dünyasında kurulan, fakat görünmeyen; ancak hissedilen, yaptığı her davranışı tartan, sorgulayan ve hükme bağlayan bir iç mahkeme ve ahlâkî bir pusuladır. Bu yönüyle vicdan, doğru ile yanlışı ayırt etmede akla rehberlik eder.

Akıl, düşünme analiz etme ve mantık yürütme yetisidir; hesap yapar, sonuçları tartar; vicdan ise hisseder ve hüküm verir. Akıl insanı doğruya götüren yolu gösterirken, vicdan da o yolda yürüyüp yürümemesi gerektiğini insana hatırlatır ve yol gösterir. Bu yüzden bazen aklın hukukî açıdan “uygun” gördüğü bir davranış veya bir hükmü vicdan, kendi terazisinde tartıp da ahlâkî açıdan değerlendirdiğinde onun bir suç olduğunu söyleye bilme yetisine sahiptir. İşte insanın imtihanı ve karakteri de bu noktada ortaya çıkmakta; aklın verdiği hükme mi, yoksa vicdanının sesine mi uyacağı konusunda bir ikilem yaşamaktadır. Dolayısıyla da yaptığı tercihe göre de o insanın kişiliği ve karakteri belirginleşmekte ve görünür hale gelmektedir.

Şu gerçeği unutmamak gerekiyor: Toplumların huzuru, kanunların katılığından daha ziyade vicdanların canlılığıyla mümkün olmaktadır. Yaşanan gerçeklik de bunu göstermektedir. Çünkü kanunlar, insanı ancak görülen yerlerde denetleme imkânına sahipken; vicdan onu her yerde ve her an izleme ve denetleme imkânına sahiptir.  Bu nedenle vicdanını yitirmemiş insanların, kimsenin görmediği mekanlarda da vicdanlarının sesini dinlediği ve bu nedenle de haksızlık yapmaktan ve suç işlemekten sakındıkları bilinmektedir.

Bu yönüyle vicdan, bireysel ahlâkın olduğu kadar toplumsal düzenin de temelini oluşturmaktadır. Ancak vicdan, körelebilme potansiyeline de sahiptir.  Dolayısıyla sürekli haksızlık yapan, zulmü sıradanlaştıran ya da çıkar uğruna değerlerini feda eden insanın, zamanla vicdanı kararmakta ve bu kararma da tehlikeli çöküşün bir başlangıcı olmaktadır. Zira insan, bu durumda yanlış yaptığını ve yanlış yollara saptığını hissetmemeye başlar. Oysa diri bir vicdan, insanı rahatsız eder; hatasını yüzüne vurur ve onu iyiliğe çağırır. Bu yönüyle vicdan, insanın içindeki ilâhî bir uyarı sistemi gibidir. Onu susturmak değil, dinlemek gerekir. Çünkü vicdanını kaybeden insan, aslında kendini de kaybetmiş, demektir. Vicdanını koruyan insan ise aynı zamanda insanlığını da korumaktadır.

Bu nedenledir ki bir insanın karakteri ve kişiliği, genellikle menfaat çatışmalarında ve özellikle de miras konusunda ortaya çıkmakta ve daha belirgin hâle gelmektedir. Zira çoğu kere menfaat elde etme arzusu ve isteği, o kadar yoğun hâle gelir ki insanı derinden etkiler, aklını başından alır ve vicdanını da köreltir. Bu durum, en yaygın şekliyle miras taksimlerinde kendini gösterir ve bu nedenle de kardeşler, neredeyse babalarının cesedini mezara koyar koymaz, iç dünyalarında kavgaya tutuşur ve bir müddet sonra da bu kavga görünür hale gelir.

Bu durumu ve bu psikolojiyi, Mahir Toksoy yazdığı iki dörtlükle şöyle ifade eder:

Mal bıraktın, mülk bıraktın üşüştük
Kavga ile niza ile bölüştük
Üç-beş karış toprak için dövüştük
Mezarında hüzün ile yat baba

Evlatlarım etsinler diye rahat
Satmadın da geçindin kıt kanaat
Evladından sana olsun nasihat
O dünyada malın varsa sat baba.

Mahir Toksoy’un yazdığı bu şiiri, ayrıca Adnan Şenses, bestelemiş ve onu seslendirilerek topluma sesli bir mesaj da vermek istemiştir.

Nitekim hayatım boyunca edindiğim bilgiler ve gözlemler de bana, miras kavgalarının en yaygın ve en ciddî toplumsal sorunların başında yer aldığını göstermektedir. Zira miras anlaşmazlıklarının, çoğu zaman basit bir “paylaşım sorunu” olmadığını; bunun altında yatan daha derin bazı sebeplerin de bulunduğunu unutmamak gerekiyor. Nitekim bu sebepler arasında dünya malına aşırı bağlılık; insanın sahip olduklarını kendisine ait sanma eğilimi; eşitlik ve adalet algısındaki farklılıklar, en dikkat çekici olanlarıdır. Herkes kendi bakış açısına göre “haklı” olduğunu düşünmekte; nitekim biri, eşitlikte adalet ararken; diğeri de adalette eşitlik aramakta ve “ihtiyaca göre paylaşım”ın adalet olduğuna inanmakta ve bu iki farklı bakış açısı da tartışmanın ana mihverini oluşturmaktadır.

Buna karşılık Kur’an’da miras paylaşımının, açık ve ayrıntılı bir biçimde belirlenmesine rağmen, çoğu Müslüman, bu taksimi kulak ardı etmekte ve zımnen de buna razı olmadığını hissettirmektedir. Kur’an’ın bu konudaki temel ilkesi ise mirasın, bir “hak”, ama aynı zamanda da bir “imtihan” vesilesi olduğudur. Nitekim, Peygamberimizin, bu konudaki uyarıları oldukça açıktır. Bunların başında da haksız kazançtan sakınmak, kul hakkına riayet etmek ve akrabalık bağlarını korumak gelmektedir. Çünkü miras konusu, sadece dünyayı değil, aynı zamanda ahireti de ilgilendiren bir meseledir.

Miras kavgalarının; sadece bireyleri değil, aynı zamanda toplumu da etkilediği, aileleri parçaladığı, kardeşleri birbirine düşürdüğü ve mahkemelerin yıllarca sürmesine; sevgi ve saygının yitirilmesine ve bunun yerine husumet ve düşmanlığın yerleşmesine sebep olduğu görülmektedir. Bu da huzursuz bir aile ortamı oluşturmaktadır. Bu nedenle murisin, daha hayattayken adil planlama ile açık, şeffaf ve mümkünse yazılı bir paylaşım planı yapması; bundan önce de çocuklarını, daha küçük yaşlarından itibaren paylaşmayı ve kanaati öğretmesi ve hak gözetme bilincini de kazandırması gerekmektedir.

Ne hazin ki bazı yörelerde çoğu babanın, böyle bir bilinçle hareket etmediği, daha da kötüsü evlatları arasında kız ve erkek ayırımı yaptığı, erkek evlatlarını kayırıcı bir tutum ve davranışla gayri menkullerinin tapusunu erkek evlatlarına verdiği, dolayısıyla da kız evlatlarını mirastan mahrum bıraktığı gözlemlenmektedir. Buna kimi babanın da “ileride kız evlatların, erkek evlatlarını ağlatmaması” düşüncesini gerekçe olarak gösterdiği de bilinmektedir. Ama daha sonra mirasa kavuşan ve onun gölgesinde vicdanını yitiren nice evlatların, anne ve babalarına bakmadıkları; onları ya huzur evine ya da kapı önüne koydukları; ama sayıları az da olsa vicdanı yitirmeyen kimi evlatların da “Allah korkusu” ve vefa duygusu ile anne ve babasına baktıkları müşahede edilmektedir.

Bu evlatların genellikle dinî terbiye aldıkları, vicdanını ve vefa duygusunu yitirmedikleri ve daha da önemlisi “Rabbin ancak kendisine kulluk etmenizi ve anaya-babaya iyilikte bulunmanızı kesin emretmektedir. İkisinden birisi veya her ikisi, senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa sakın onlara “öf”¹¹ bile deme, onları azarlama! Onlara yüce sözler söyle!”[1] ayetine ve Hz. Peygamber’in “Anne ve babasına veya onlardan sadece birine yaşlılık günlerinde yetişip de cennete giremeyen kimse perişan olsun, perişan olsun, perişan olsun[2]  sözüne kulak verdikleri anlaşılıyor.  Ne hazindir ki günümüzde bireyselleşmenin artması, ekonomik değerlerin ön plana çıkması ve gittikçe aile bağlarının zayıflaması, bu tür davranışların azalmasına zemin hazırlamakta ve aile bağlarının çözülmesine sebep olmaktadır.

Bu nedenle babasından veya annesinden malını aldıktan sonra onlara bakmayan evlatlar hem İslam ahlâkı hem de insanî değerler açısından ciddi bir sapmayı ve vefasızlığı temsil etmektedir.  Dolayısıyla bu davranış; dinî açıdan büyük bir günah, ahlâkî açıdan bir vefasızlık ve hukukî açıdan da bir sorumluluk ihlalidir. Her ne kadar miras, bir hak olsa da aynı zamanda bir emanettir de. Bu emaneti taşıyamayanlar, mirası elde etseler bile insanlıklarını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalırlar. Bu nedenle asıl mesele, miras bırakmadan önce evlatlarında o mirası taşıyabilecek vicdan sahibi bir karakter inşa edebilmektir. Nitekim “Hayırlı evladın mı var neylesin malı; hayırsız evladın mı var neylesin malı.” Sözü bu konuda meşhur olmuştur.

Sonuç olarak miras, dışarıdan bakıldığında bir paylaşım meselesi gibi görünse de onun özünde bir vicdan muhasebesinin de bulunduğu görülmektedir.  Zira paylaşılan sadece toprak, ev ya da para değil; aynı zamanda merhamet, adalet ve vefa duygusudur. Eğer bu değerler mirasla birlikte kayboluyorsa, geriye sadece bölüşülmüş bir servet değil, parçalanmış bir aile ve kararmış bir vicdan kalmaktadır.  Unutulmamalıdır ki insan, bıraktığı mal ile değil; o mal karşısında gösterdiği ahlâkî bir tavır ve davranış ile hatırlanır. Asıl miras, evlatlara bırakılan bir servetten ziyade o serveti taşıyabilecek bir vicdan inşası olmalıdır. Zira mirasçılarına servet bırakanlar çok olsa da servetle birlikte bir de vicdan bırakabilenler maalesef çok azdır. Nitekim Hz. Peygamber’in Hiçbir anne-baba, çocuğuna güzel terbiyeden daha kıymetli bir miras bırakmamıştır” [3] sözü de bu konuya dikkat çekmektedir.

Dipnotlar

[1] İsrâ, 17/23.

[2] Müslim, Birr 9, 10.

[3] Tirmizî, Birr, 33.

Prof. Dr. Celal Kırca

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar
  1. Durmuş ali Öztürk dedi ki:

    Hocam yine önemli bir konuyu harika bir anlatımla yazı dili ile açıklamışsınız. Tebrik ediyorum. Bizlere rehber olan bu gibi örneklik teşkil eden yazılarınızla sizi takip etmeye ve müstefit olmaya devam edeceğim.
    Selam ve saygılarımla

  2. Faruk Saban dedi ki:

    Selamlar değerli hocam, Konu toplumsal yaralardan biri maalesef, haktan hukuktan yana olunması gereken bir hususta insanlar çok açık savrulmalar yaşayabiliyorlar, miras söz konusu olunca veya haksız bir kazanç söz konusu olduğunda bütün değerler ayakaltına alınabilir hale geliyor ne yazık ki, belki kırk yıl olmuştur, Sakarya’da birkaç metrelik yer için kardeşini baltayla kesti haberini okumuş ve çokta üzülmüştüm, sonraki yıllarda da benzer hadiseleri yaşadığımız yerlerde daha beteri durumları da duyduk bu mesele zor bir iş ve devlet aygıtı bu işi kolaylaştırmaya çalışsa bile, sorun yumağı olarak devam ediyor,bu işi vicdan ve merhamet beklentisiyle bile belki nisbi bir çözüm getirebilir, ama kalıcı çözümü ancak devlet aygıtı bulmak zorunda,Miraslık durum yaşandığı anda kişilerin tüm yetkisini mahkemeler devralacak ve taksimatı yapacak, ‘şeriatın kestiği parmak acımaz” misali yoksa meydan savaşları kaçınılmaz hale geliyor. Anne babaya saygı merhamet, yaşlıya hürmet ne yazık ki olmuyor, insanlar anlık hareket ettiği için yarın ne olur, Ahirette bunun hesabını nasıl verebilirim? noktasında değiller, öyle olduğunu zannettiğimiz insanlar dahi en uç çılgınlıkları yapar hale geliyor. Gerçekte ahireti unutturan dünyevileşme çok farklı tipleri insanlığın karşısına çıkarıyor, bu bir hastalık halini alabiliyor bana göre. Keşke sizin açıkladığınız üzere, hayırlı olmak, ahiret bilinci ile hareket etmek anne babaya öf bile demenin kabahat olduğu anlayışını, Allah’u Teâlâ’nın bir ikazı, uyarısı olduğunun farkında olabilseler. Değerli hocam kaleminize, ömrünüze ve sağlığınıza bereket diliyorum, selam saygı ve hürmetler.

  3. Ahmet kutsal dedi ki:

    Sayın hocam, küskünlüklerin büyük bölümünün oğlana iki kıza bir şeri hisseye, medeni kanunla getirilen eşit dağılımın, murisler tarafından kendilerince çözümlemeye çalışmaları sırasında ahkamın uygulamasında adaleti sağlayamadıklarından, bunu düşünmeden göçmüşlerse, çocukların aynı sorunun bir kanuni hak mı olduğu, yoksa şeri bir kısıtlama mı olduğu konusundaki
    tereddütlerinden doğduğu, kadının hakkının tesliminde halen cahiliye dönemi uygulamarının devam ettirilmeye çalışıldığı,
    bu sorunları aşmak için devlete nasıl, ebeveyinlere nasıl, çocuklara nasıl tavsiyelerde bulunmak gerektiği,

    وَتَأْكُلُونَ التُّرَاثَ اَكْلًا لَمًّاۙ
    وَتُحِبُّونَ الْمَالَ حُبًّا جَمًّاۜ

    ayetlerinin, hayatta büyük bir sorumluluk ve imtihan konusu olduğunun
    bilincinde olmanın anlatılması, mümkünse yaşarken belirlenecek taksimi bizzat yaparak, veya mirasçılar arasında rızai taksim sözleşmesi yaptırarak noter nezdinde imza altına alınmasını sağlayarak, vasiyet benzeri bir uygulama yapılmasını hayata geçirmek üzere
    Küskünlüklerin önüne geçmeye *çalışmayı* tavsiye edebiliriz.
    Selamlar

  4. Ali ekşi dedi ki:

    Vicdan hakk in sesidir. Vicdanı öldü ise o kişi yürüyen ölüdür. Vicdan mazlumun feryadı mağdurun sesidir. Haksızlık karşısında kanunlar her zaman yeterli değildir. Her kanuni olan haklı ve vicdanı değildir. Miras konususunda maalesef babalar bazı babalar kız evlatlara Haksızlık ediyor
    Adet töre dinin önüne geçiyor. Erkek kardeşler kız kardeşlere Haksızlık ediyor. Vicdanlar da iflas etmiş ise tam bir felaket oluyor. Rabbımızın koyduğu hudut vicdanın da sesidir.
    Kıymetli hocamıza bu Kıymetli yazısı için teşekkür ediyorum. Allah râzi olsun.

  5. Kemal Türksoy dedi ki:

    Değerli hocam,
    Vicdan ve miras üzerine kaleme aldığınız yazınız her zaman ki gibi takdire değer.Zihninize ve kalemimize sağlık.Maddi kazanç her zaman elde edilebilir.İnsaflı ve vicdanlı olmak asıldır.Alışverişlerimizde bile fahiş fiyatın önüne vicdan geçer. İnsaf geçer. Bir toplum insafını ve vicdanını yitirmişse onu hiçbir kanuni müeyyide önleyemez.İktidar ve mal hırsı her dönemde kavga unsuru olmuştur.En son CHP içerisinde patlak veren kavgalar ibret vericidir.Hak hukuk Adalet diye km. lerce isyan yürüyüşü yapanlar, iş kendi menfaatlerine dokununca vicdansız davranabiliyorlar.Kendi öz kardeşleri ile kavgalı olabiliyorlar.Sıffin’de Hz. Ali biz haklıyız savaşın demesine rağmen insafsız davranabiliyorlar.Kızların ve erkeklerin payları ve diğer miras taksimatı Kur’an’da açık açık açıklanmış.Bugün dünya insanlığı eşitliği öne çıkararak yasalar hazırlıyor. Biz de ülke olarak ona uyuyoruz.Kur’an hükümleri taabbudi midir? Yoksa tagayyüri midir?İslam alimleri günümüzde bu konuyu çözemiyorlarsa; halkı, inancı ile devleti arasında ve birbiri ile kavga ettiriyorlar demektir.Bu konularda da insaflı ve vicdanlı olmak gerekir.Selam ve saygılarımla…