islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
47,7144
EURO
55,1170
ALTIN
6.731,41
BIST
13.811,60
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
30°C
İstanbul
30°C
Parçalı Bulutlu
Salı Az Bulutlu
29°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
30°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
30°C
Cuma Parçalı Bulutlu
29°C

MUKADDES AYNADA KENDİMİZLE YÜZLEŞME: İSLÂM COĞRAFYASININ REFAH VE AZAP MİZANI (5)

MUKADDES AYNADA KENDİMİZLE YÜZLEŞME: İSLÂM COĞRAFYASININ REFAH VE AZAP MİZANI (5)
10/08/2026 10:31
A+
A-

MUKADDES AYNADA KENDİMİZLE YÜZLEŞME: İSLÂM COĞRAFYASININ REFAH VE AZAP MİZANI (5)

Geçen hafta, Fecr Suresi’nin penceresinden bugünün modern İrem şehirlerine, yani ABD, İsrail, Çin ve Rusya gibi küresel tiranların o iki yüzlü refah ve zulüm mekanizmalarına bakmıştık. Onların üzerine inecek olan o sistemik azap kamçısını incelerken, okuyucularımız bizi haklı olarak alkışlamıştı. Ancak söz konusu zulüm olunca Sünnetullah ve ilâhî adalet, akraba kayırmaz, coğrafya ve kimlik seçmez. İlâhî nizamın adaleti evrenseldir; ölçüyü kim bozarsa, Cenab-ı Hakkın o azgın gücü, mutlak otoritesiyle ezen El-Kahhâr ve suçluların cezasını asla yanına bırakmayan El-Muntakim isimleri devreye girer ve o kamçı, mizanı bozanın sırtında mutlaka şaklar! İşte bu bölümde, nefislerimizi temize çıkarmadan, aynayı doğrudan kendi evimize, İslâm coğrafyasına çevirmek zorundayız. Çünkü Fecr Suresi’nin o dehşetli ihtarları, sadece tarihteki kavimler veya şer odakları için değil; bizzat biz Müslüman toplulukların önüne konulmuş sarsıcı birer ahlâk aynasıdır.

Bugün İslâm dünyasını titiz bir ferasetle tahlil ettiğimizde, kendi ellerimizle bozduğumuz mizanı, şu dört can acıtıcı maddede müşahede edebiliriz:

  • Birincisi; İslâm’ın o yüce adalet, şûra ve liyakat anlayışından tamamen uzaklaşmış, batıya göbekten bel bağlamış despotik rejimlerdir. Başta Mısır, Ürdün ve Suudi Arabistan olmak üzere bu coğrafyalardaki yapılar, kendi imtiyazlı saray elitlerine lüks ve konfor sağlarken, kendi öz halklarını en temel insanî, hukukî ve sosyal haklardan mahrum bırakmaktadır.
  • İkincisi; bu despotizmin en büyük yakıtı olan ve coğrafyamızı esir alan kitlesel yoksulluk ve organize cehalettir. Bilimden, tefekkürden, ferasetten ve Kur’ân’ın ahlâk nizamından koparılmış kitleler, bu kokuşmuş düzenin sarsılmaz koruyucuları hâline getirilmiştir. Bangladeş, Pakistan ve Afganistan gibi İslâm ülkelerinde büyük kitleler hem yoksul hem de eğitimsizdir.
  • Üçüncüsü; petrol gibi muazzam yer altı zenginliklerine sahip olmamıza rağmen, İslâm ülkeleri arasında servetin adilce bölüşülmesini, iktisadî, siyasî, sosyal ve kültürel birliği sağlayacak o kuşatıcı üst şemsiyenin (Hilafet sisteminin) olmamasıdır. İslâm ülkeleri arasında kapsamlı bir Birlik olmadığı için, bir yanda lüks içinde yüzen körfez emirlikleri, diğer yanda sosyal adaletten uzak, açlık ve sefaletle boğuşan milyarlık Müslüman kitleler… İşte bu, mizanı kökten yıkmaktır.
  • Dördüncüsü; Batı’nın faiz temelli kapitalist/liberal ekonomilerini körü körüne uygulayarak, enflasyonu körükleyen yüksek faiz çarkıyla halkını fakirleştirirken, kendi içindeki hukuksuzluklara ve haksız kazançlara göz yuman ülkeler. Bunun yanında materyalist Batı medeniyetini ve kültürünü resmen kendine rehber edinen Türkiye gibi ülkelerin içine düştüğü o sinsi refah ve finans tuzağının yanında Kemalizm gibi batıl ideolojilerin meydana getirdiği etnik ayrımcılık temelli iç savaşlardan ve terörden kurtulma çabalarındaki devlet aklının yetersizliği. Sermaye ahlâktan kopmuş, zekât müessesi unutulmuş, zengin-yoksul arasında uçurum artmış, sosyal barış yerine çatışma gündemden düşmemiş, âdil nizam tesis edilememiş ve neticede mizan zedelenmiştir.

Cenab-ı Hak, İslâm coğrafyasında yaşayan takva ehli, samimî ve mazlum kullarının yüzü suyu hürmetine, o ilâhî ceza kamçısını şimdilik belki bir terbiye ve uyanış vesilesi olsun diye biraz hafif gösteriyor ve bizlere mühlet veriyor olabilir. Ancak unutulmamalıdır ki; Müslümanlara bizzat kendi Müslüman idarecileri ve dindaşları tarafından yapılan zulüm, sosyal adaletsizlik, adam kayırma (Nepotizm), içki üretimi ve tüketimi gibi günahlar, aile içi şiddet, intiharlar, sokaklardaki güvensizlik, boşanmalar, kamuda yolsuzluklar ve rüşvet arttığında, o kamçının şiddeti de katlanarak artacaktır. Diğer batılı veya inkârcı toplumlardan farklı olarak, kendilerine rehber ve nur olarak Kur’ân- Kerim verilmiş olan Müslümanların bu mizanı çiğnemesi, ilâhî adaletin tecellisinde adeta küçük bir kıyametin başlangıcı, geri dönülmez bir helakin ilk kıvılcımı olabilir.

Kâinattaki kozmik nizamın ve tarihin sarsılmaz kanunlarının sahibi olan Yüce Allah, kalplere ve hücrelerimize vurduğu o mühürle bizleri uyarıyor. Başkalarının zulmünü konuşarak, teselli bulma kolaycılığını bir kenara bırakıp, bu manevî ihtarı ve sırtımızda şaklamaya başlayan o erken ihtar mahiyetindeki kamçıları önce biz Müslümanlar fark etmeli ve gecikmeksizin özümüze dönmeliyiz.

Unutmayalım ki, içerideki fesat temizlenmeden, dışarıdaki tiranların çöküşü bize bir saadet getirmeyecektir. Kaldı ki biz, İslâm’a tam anlamıyla dönmedikçe ve Hak adına maddî boyutuyla güçlenmedikçe dışımızdaki tiranların da bertarafı mümkün olmaz. Âdil nizam, önce yeniden iman ederek kendi ruhumuzda, sorumlu olduğumuz sosyal çevremizde, içinde yaşadığımız toplumumuzda ve bizi Hak ölçüleriyle idare edecek olan devletimizde başlamak zorundadır. Âdil nizamı uygulamakta muvaffak olan her yönüyle güçlü bir İslâm devleti, İslâm coğrafyasını da en barışçıl yollarla birleştirmeyi hem muktedir olan hem de hak eden en ideal güç olacaktır. Nitekim Yüce Yaratıcı, toplumsal dönüşümün ve ilâhî mizanının şaşmaz kanununun yolunu bizlere şöyle ihtar etmektedir:

“…Şüphe yok ki, bir toplum kendi ahlâk ve gidişatını değiştirmedikçe, Allah da onların durumunu değiştirmez…” (Râd Suresi, 11).

Gelecek hafta yine Fecr suresinden ilham alarak, yerel ve küresel helake yol açan iki virüsten bahsedeceğiz bi-iznillah.

Prof. Dr. Ali Seyyar

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.