
Dünya tarihinin ve bölgesel denklemlerin yeniden şekillendiği kritik bir eşikten geçiyoruz. Bir an için geçmişi ve bugünü teraziye koyalım: Eğer Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD karşısında teslimiyetçi, onların yörüngesinde seyreden sıradan bir hükümet icraatı sergileseydi, bugün Türkiye CAATSA yaptırımlarıyla muhatap olur muydu?
Cevap son derece net:
– Asla olmazdı!
Ancak Türkiye, Batı’nın çizdiği dar sınırları aşmayı seçti. Devletin bağımsızlığını güçlendirmek ve milletin refahını artırmak adına, ABD ve AB tarafından kuralları yazılan ve yaptırımlarla dikte ettirilen küresel iktisadi düzeni dahi yeri geldiğinde karşısına aldı.
Geldiğimiz noktada Türkiye, önce kendi coğrafyasında sözü dinlenen ana aktör haline gelmiştir. Önümüzdeki süreçte ise, dünyanın beşten büyük olduğunu savunan devasa bir küresel çapta ulusları temsil etme yeteneğine kavuşacaktır.
Suriye politikasında atılan kararlı adımlar, yarın Filistin meselesinde ve İsrail’in bölgede nasıl pasifize edileceğinde de etkisini gösterecektir. Türkiye; İran gibi mezhepsel çatışmaların tuzağına düşmeden, Hürmüz Boğazı da dâhil olmak üzere bölgesel dengeleri nasıl bir nizama sokacağını tüm dünyaya kanıtlayacaktır. O gün geldiğinde, iç politikadaki her kesim Erdoğan’ın siyasetteki stratejik dehasına hakkını teslim etmek zorunda kalacaktır.
Yine Kafkasya tarafına baktığımızda Ukrayna üzerinden önümüzdeki tarihi etkileyecek süreçler yaşamaktayız.
Tarihe dönüp baktığımızda; Müslüman Türk yurdu olan Kırım’ın elimizden çıkışı tek bir savaşla değil, Rusya’nın stratejik hamleleri ve askeri gücümüzün zamanla zayıflamasıyla üç aşamalı bir süreçte yaşanmıştı. Bu kayıp, Karadeniz’deki “Türk Gölü” vasfımızın sona ermesi ve halkı Müslüman bir toprağın ilk kez kaybedilmesi açısından tarihimizdeki en büyük yıkımlardan biriydi.
Fakat artık devran döndü. Erdoğan liderliğindeki Türkiye, hamlelerine Suriye’den başladı ve şimdi sıra Kırım’da. Sürmekte olan Ukrayna-Rusya savaşı sebebiyle bölgedeki stratejik hamleleri belirleyen güç artık Türkiye Devletidir. Bu savaş nihayete erdiğinde, Kırım’ın Ukrayna içerisinde özerk bir yapıyla yeniden İslam âleminin bir parçası haline geldiğine şahit olacağız.
“Türkiye Yüzyılı” Mührü gelişmelerin seyrine göre sıralaması belki değişebilir ama Kırım’ı Filistin, Filistin’i bölgesel yeni düzenlemeler takip edecektir. Ancak değişmeyecek tek bir gerçek var: Türkiye Yüzyılı, henüz kendi halkımızın bile önemli bir kısmının farkında olmadığı bir sessiz devrimle, dünya tarihine silinmez bir damga vuracaktır.