
Sağlıklı ve dengeli beslenmeyi yıllardır duyuyoruz, dinliyoruz. Doktorlar, uzmanlar sağlıklı yiyecekler tercih etmemizi ve bunları da belli bir dengede tüketmemizi tavsiye ediyorlar. Ama insanların geneli dengesiz ve sağlıksız beslenip kilo almaya, sonra yine sağlıksız ve dengesiz şekilde aldıklarını vermeye uğraşıyor. Aslında doğrunun ne olduğu biliniyor, bilinmesine de zaaf, nefis, kontrol becerisi ve kısa yol arzusu giriyor işin içine. Bu yalnızca beslenme için mi böyle? Hayır, tabii ki, hayatın her noktasında dengeli olabilmek önemli. Özellikle de sağlıklı ve dengeli eğitim verebilme meselesinde.
Doğru okudunuz, sağlıklı ve dengeli eğitim dedim. Çünkü çevremdeki ebeveynlerin ya aşırı disiplinle çocukları boğduklarına, eğitimlerinde hep “ben” dediklerine, ya da hep “sen” diyerek sınırsız bıraktıklarına şahit oluyorum. Dinleseniz, iki taraf da kendini çok iyi savunuyor. Haklılıklarını psikolojik ve bilimsel cümlelerle açıklıyorlar. Demiyorlar ki, balın bile fazlası zarar. Bu bizim yaptığımız dengeli mi?
Geçen gün yakın dostum yazdı: “Şeyma, şu camide koşturup duran çocukların analarına da yaz bir şey. Kıldığımız namazdan anlamaz olduk. Kimse ‘koşma evladım’ demiyor.” Tamam dedim ben de, yazarım.
Yaptığınız ne güzel. Oruçlu halde tüm gün çocuklarla ilgilenip yemek hazırlayıp iftarla çöken rehavet sonrası çay yudumlamak yerine çoluk çocuğu alıp namaza gitmek. Maşallah size. Eminim namaz kılma isteğiniz kadar çocuklarınıza cami kültürü vermek için de yapıyorsunuz bunu. Çünkü birçok alışkanlık gibi camiye gitme alışkanlığı da küçük yaşlarda kazandırılır. Çocuğun namaz kılanları izlemesi, cemaatle birlikte duaya el açması manevi duygularını güçlendirir. Bu yüzden Peygamber Efendimiz de çocukların camilere getirilmesini tavsiye etmiş, bu konuya çok önem vermiştir. Allah sizden razı olsun. Ama gel gelelim ki cemaat de sizden razı olsun. Çocuklar camiyi sevsin ama cami adabını bilerek sevsinler değil mi? Büyükleri hep anlayışlı olsun onlara ama onlar da bu anlayışa saygı gösterebilmeyi öğrensinler. Evet, küçük çocuklar için tüm dünya bir oyun alanıdır. Ama oyun alanlarının, hatta oyunların bile kuralları vardır. Çocuklarımıza bunları öğretmek zorundayız. Her şeyden önce dinin saygı olduğunu. Bir şeyi sevdireceğiz diye onları sınırsız, çerçevesiz bırakmamalıyız. Çünkü sınırlar, onların özgürlüklerine değil, saygısız ve bencil olmalarına engeldir.
İyi Müslümanın özü sabırdır. Bu hem vasfımız hem de görevimizdir. Ramazandaki önemli görevlerimizden biri de çocuklara anlayışlı ve sabırlı cami cemaati olabilmektir. Çünkü dini ve Müslümanlığı camide gördükleriyle tanımlamaya çalışan çocuk için nasıl bir Müslüman rol modeli çizdiğimiz çok önemlidir. Biraz gürültü yaptığı için büyüğü tarafından azarlanan çocuk, bunu “Bu yetişkin anlayışsız biri” diye değil, “Camiye giden insanlar çok sinirli” şeklinde yorumlayacaktır. Cami cemaati ya da dini temsil eden insanların hataları yüzünden çocukların cami ve dine mesafeli durabileceklerini unutmamalı; bu konuda büyük vebal taşıdığımızın farkında olmalıyız.
Konya Mevlana Camii’de Cuma hutbesi dinliyorduk. Yanımızda genç bir anne ve küçük oğlu vardı. Anne yanına oyuncak arabalar, boyama kitabı ve kalemleri getirmiş. Namazdan önce “Sessizce oyna oğlum, olur mu?” diye de tembihledi çocuğunu. Çocuk, namaz boyunca hiç rahatsızlık vermeden oynadı. Birkaç saf öndeki bir çocukla sessizce işaretleşip kıkırdadılar. Ne kadar bilinçli bir anne diye düşündüm. Hem çocuğunu camiye getirip o havayı almasını sağlıyor hem de sıkılacağını bildiği için hazırlıklı geliyor. Sonra namazdan çıkarken bir amca, küçük çocuğu gördü ve ona “Maşallah, cumaya gelen paşaya” diyerek harçlık verdi. Çocuk mutluluk ve şaşkınlıkla gülümsedi. Camiye de cemaatine de hayran ayrıldım Konya’dan.
ŞEYMA DEMİRCAN NAMAZCI
MİRATHABER.COM -YOUTUBE-
YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ
Çok doğru bir yazı olmuş. Başıboş bırakılmış çocuklara iyilik yapmış olmuyoruz. Sınırlarla onun sabretme ve kimsenin hakkına girmemeyi öğretiyoruz.