
Toplumun büyük bir kesiminin gündemini meşgul eden Liselere Giriş Sınavı ve Yükseköğretim Kurumları Sınavı sona erdi. Ancak sınavın heyecanı henüz bitmedi. Şimdi veliler ve gençler merakla sınav sonuçlarının açıklanmasını bekliyor. Sonuçlar kadar önemli bir başka mesele daha var: tercih sınavı.
Doğru tercih yapabilmek en az sınav başarısı kadar önemlidir kuşkusuz. Önceki yıllarda basına yansıyan haberlere göre adayların önemli bir kısmı puanlarına uygun olsa da doğrudan hedeflediği veya hayalini kurduğu bir bölüme yerleşememektedir. Yanlış tercih, düşük memnuniyet veya beklediği okulu kazanamama gibi sebeplerle binlerce öğrenci her yıl yeniden sınava girmektedir.
Yükseköğretim Kurulunun 2025 yılındaki açıklamalarına bakılırsa sınavda başarılı olup tercih yapanların %20,5’i doğrudan 1. tercihine; %12,1’i 2. tercihine ve %9,3’ü ise 3. tercihine yerleşmektedir. Böylece öğrencilerin yaklaşık yarısı ilk 5 tercihinden birine girebilmektedir. Tercih yapan adayların büyük bir kısmı lisans veya ön lisans programlarına yerleşirken, tercih yapmasına rağmen hiçbir programa yerleşemeyenlerin oranı yaklaşık %45 civarında seyretmektedir.
Basından edindiğimiz bu bilgiler bize adayların büyük bir kısmının kendileri için uygun buldukları bölümlere yerleştiklerini gösteriyor. Üniversite hedefi yüksek olan fen lisesi veya proje okulu mezunlarının yaklaşık yarısı dilediği bölümü kazanıyor; diğer yarısı ise bir sonraki sınavı bekliyor ya da seçimini yapıyor.
Bu sene de tahminimce üç aşağı beş yukarı benzer sonuçlarla karşılaşılacaktır.
Açıkta kalan öğrenciler ne yapsın, nasıl bir tercihle geleceğe dönük kararlar alsın? Konuyla ilgili rehber öğretmenlerin, eğitim danışmanlarının ve ailelerin söyleyeceği çok şey vardır ve gençlere ulaşmıştır. Benim onlardan farklı söyleyeceğim fazla bir şey olmasa da özellikle üzerinde durulmasını gerekli gördüğüm bazı hususlara dikkat çekmek istiyorum.
Beklediği başarıyı elde etmeyen genç öncelikle karamsarlığa, ümitsizliğe ve konfor tuzağına kapılmamaya çalışmalıdır. Elbette yaşadığı hayal kırıklığının yasını tutmak için kendine biraz zaman tanıma hakkı vardır. Duygularını bastırmak, hiçbir kırıklık hissetmemiş gibi davranmak yerine onları sağlıklı bir şekilde ifade edebilmelidir. Anlayışlı birine ya da bir deftere içini dökmek, nispeten gönlü hafifletebilir. Bu dönemde insanın kendini acımasızca eleştirmesi değil; kendine şefkat göstermeyi tercih etmesi daha uygundur.
Hayal kırıklığı, genellikle yüksek veya gerçekçi olmayan beklentilerle gerçekler arasındaki farktan doğar. Beklentilere yeniden, yeni bir gözle bakıp, hedeflerin kendi gerçeğinize ne kadar uygun ve ulaşılabilir olduğunu tespit ederek ilerlemek gereklidir
Hayatımızda önemli kararlar alırken kendimize soracağımız doğru sorular bize isabetli seçimler yaptırabilir. Sorularımız kısa ve net, cevaplarımız uzun olabilir; bizi tahmin ettiğimizden farklı açılımlara götürebilir. Bunu bir uygulamayla örnekleyelim :
Hayalimdeki bir bölümü kazanmak mı, iyi bir meslek edinmek mi kendimi geliştirmek mi?.. Bu isteğinizi biraz ayrıntılandırabilirsiniz.
Burada gerçek ihtiyaçlarımızın neler olduğunu araştırabiliriz. Güven, sevgi, saygınlık, yeni şeyler öğrenme arzusu, gelişmek, sosyal çevre edinmek, aileyi memnun etmek… gibi birçok şey sayılabilir.
Tabii ki hayat sonsuz imkânlarla doludur, seçenekler sınırsızdır. Hangi işi yaparsam yapayım düzgün bir insan olur, işimi doğru dürüst yaparsam sosyal çevremde saygın bir yerim olur… Böylece ihtiyaçlarımızın neler olduğunu belirleyip onların penceresinden hedeflerimize odaklandığımızda kendimize seçtiğimiz hedefi netleştirmiş oluruz
Sözün burasında, gerçek bir başarı hikayesi nakledeyim:
Güneydoğu’nun bir ilçesinde üniversitede okumak istemeyen bir genç, araba tamir atölyesinde çalışıyor. Tamir işiyle uğraşırken başına ağır bir darbe alıyor ve o zaman geçim kapısı olarak başka bir iş seçmek zorunda olduğunu fark ediyor. Üniversitede okumak tek seçeneğidir. Kararını veriyor ve sınavlara hazırlanmaya başlıyor. Bu aşamadayken kafasına takılan bir matematik sorusunun çözümü için alan bilgisi olan birine başvuruyor. Sorduğu soru onun matematikte özel yeteneği olduğunu gösteriyormuş. Özel yeteneği keşfedilince, ona özel bir ilgi gösteriliyor ve destekleniyor. Neticede üniversite sınavında yüksek bir puanla, istediği bölümü tercih ederek eğitimini sürdürüyor.
Üniversite sınavında fırsat eşitliği olmadığı hep söylenir, ama azim ve kararlılıkla yürüyen gayretli kişiler, önlerine çıkan fırsatları kaçırmaz, değerlendirmesini bilirler. Daha doğrusu kader de böyle kişilere yardım eder: Kader gayrete âşıktır, bilirsiniz.
Nice başarılı kişilerin de geçmişlerinde motivasyonlarını tetikleyen başarısızlık hikayeleri olduğunu, gençlerimizin birçoğunun da içlerindeki gizli cevherlerin farkında bile olmadıklarına şahit olmuşuzdur. Doktorlar, devlet adamları, yazarlar bir sürü isim sayabilirim sene kaybını gelişimine dayanak yaparak yükselmiş kişilere örnek olarak.
Herkesin hikayesi kendine göredir; herkes aynı yolu yürüyerek aynı başarıyı yakalayacak değil. Yahya Kemal, üniversite diploması almamış ama üniversitelerde hocalık yapabilecek bilgi ve birikim edinmiş. Necip Fazıl, Peyami Safa üniversiteyi bitirmeyip de kendilerini yetiştiren edebiyatçılarımızdan birkaçı.
Aslında her birimiz yaşam boyu tercihlerimizle sınavdayız; her seçimimiz ve davranışımızla karakterimizi inşa eder, geleceğimize yön veririz. Seçimlerimizi yaparken hangi kıstasları ölçü alıyoruz; potansiyelimizi geliştirmeyi mi hedefliyoruz yoksa rahatlık ve keyif odaklı bir yaşam mıdır istediğimiz? Büyümek, gelişmekse tercihimiz, karşımıza çıkacak zorluklarla mücadele etmeyi göze almışız demektir. Konfor alanımızdan çıkmayı göze alamıyorsak paslanmaktır akıbetimiz.. Başlangıçta bize haz veren rahatlık duygusuna teslim olmak, bir süre sonra uyuşukluğa alışmayı, tembelliği getirecektir. “Konfor ruhun bataklığıdır.” der, Ali Şeriati. Mehmet Âkif ise ümitsizliği ruhun bataklığı olarak görür:
“Ye’s öyle bataktır ki; düşersen boğulursun.
Ümîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!
Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar”der.
Âkif’ten aldığımız bir başka tavsiye, yazı boyunca söylemek istediklerimizin veciz bir özetidir
“Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete râm ol!
Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.”
Bu zorlu yarışta Allah’a dayanıp azimle çalışmaktan ve kader planındaki hikmete razı olmaktan başka bir çıkar yol yoktur, Akif’e göre. Bir başka meşru, kabul edilebilir çıkar yol bulmak mümkünse onu da siz araştırın, diyoruz. Ve tercih dönemindeki tüm gençlere ve ailelere pişmanlık değil, istikamet kazandıracak doğru tercihler yapmalarını diliyoruz.
Ülkemizin bir problemini daha gündeme taşıdığınız için sizlere, çok teşekkür ederim Ayşegül Hanım.
Ülkemizin ne güzel gençleri var ki, düşündükleri ve kendileri için benimsedikleri bölümlere gidemeyen, gitse bile mezun oldukları bölümleri güncel hayatta uygulayamayan gençlerle dolu bir ülkemiz var.
Severek ve beğenerek okuduğum sürekli takip ettiğim yazılarınız için sizlere ne kadar teşekkür etsem azdır kaleminize, bileğinize sağlık
Gençlerin tam da bu tercih dönemi arifesinde ihtiyaç duydukları yol gösterici çok güzel bir yazı olmuş.Emeğinize sağlık ,kaleminize kuvvet.
Üniversite tercihinde olan bireyler için çok güzel ve yönlendirici bir yazı olmuş Ayşegül hanım sonucuda çok güzel bağlamışsınız. Vatanımızın çalışkan araştırmacı ahlaki değerlerine önem veren vatan evlatlarına hele de şu dönemde çok ihtiyacı var. Bu bağlamda evlatlarımıza vatan millet sevgisi ile ahlâkî ile vatanı milleti için çalışabilecekleri güzel bir gelecekleri olacakları üniversitelere yerleşmesi dileğiyle selamlar.
Yüreğine kalemine sağlık, Yurdumuzun gençleri istikbali eğitimde görüyor okumak için herturlu fedakârlıga katlanıyor azimle çalışıp tevekkül eden hedefine ulaşıyor mali durumu iyi olan özel üniversitede okuyor sonuçta bitiriyor. İş için yigilmalar oluyor bence eğitim sistemimizin değişmesi lazım konu uzun sizde çok güzel açıklamışsıniz.
Gençler ne istediklerini tam kesfedemeden puanina uygun bir okulda giderek geleceğini ‘akışına göre’ şekillendiriyor çoğu zaman maalesef. Kaleminize sağlık hocam okuyanlara rehber olur inşallah
Sevgili Ayşegül hanım,
Tamda bahsi geçen tercihlerin eşiğinde bir ebeveyn olarak, evvel ezel kanayan yaralarımızdan birine dikkat çektiğiniz için minnettarım öncelikle..
‘Konfor alanımızdan çıkmayı göze alamıyorsak paslanmaktır akıbetimiz’ kısmını sarsıcı ve toplayıcı buldum.
Ez cümle yine toplum meselelerine kayıtsız kalmadığınız yerinde bir yazı daha! Teşekkürlerimle..
Kaleminize sağlık Ayşegül Hocam. Gençlerimize sadece üniversite tercihini değil, hayatı doğru okumayı ve kaderle gayret arasındaki dengeyi de hatırlatan çok kıymetli bir yazı olmuş. İnşallah bu satırlar, sınav sonucu ne olursa olsun umudunu kaybetmeyen ve azimle yoluna devam eden nice gence ışık olur. Ebeveynlerine de….Kaleminize Kuvvet, Ömrünüze Bereket Olsun. Selam ve Dua ile….
Allah razı olsun Ayşegül hanım. Bilgilendirici güzel tespitler yaptınız. Allah gençlerimize hayırlı kapılar açsın. Hayatta bazı sınavlar bir kere oluyor. Tıpkı ömrümüzün her ânı gibi.
Kaleminize sağlık Ayşegül Hanım .Çalışıp başarmaktan zevk alan nesillerin çoğalması dileklerimle selamlar