islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
47,7349
EURO
55,1463
ALTIN
6.779,78
BIST
13.811,60
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
29°C
İstanbul
29°C
Parçalı Bulutlu
Çarşamba Açık
30°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
30°C
Cuma Parçalı Bulutlu
28°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
28°C

BASİRETLİ VE HİKMETLİ OLMAK

BASİRETLİ VE HİKMETLİ OLMAK
18/06/2026 10:49
A+
A-

BASİRETLİ VE HİKMETLİ OLMAK

Tarih boyunca insanlar çoğu zaman güçsüz oldukları için değil, hakikati zamanında göremedikleri için kaybetmişlerdir. Toplumları yıkan şey çoğu zaman düşmanların gücü değil, dost görünen yanlışların fark edilememesidir. Bir milletin elinden serveti alınabilir ve yeniden kazanılabilir; ordusu yenilebilir ve yeniden kurulabilir; şehirleri yıkılabilir ve yeniden inşa edilebilir. Fakat basiretini kaybeden bir toplum, kendi yıkılışını ilerleme zannedebilir. Hikmetini kaybeden bir toplum ise kendisine kurulan düzenekleri özgürlük, kendisine giydirilen zincirleri medeniyet, kendisine sunulan bağımlılıkları ise kalkınma olarak algılayabilir. İşte bu nedenle Kur’an, insanı sadece iman etmeye değil, görmeye, düşünmeye, anlamaya, ibret almaya ve doğru hüküm vermeye çağırmaktadır. Çünkü hak ile batıl arasındaki mücadele sadece meydanlarda değil, zihinlerde verilmektedir. Zihni işgal edilen toplumlar, toprakları işgal edilmeden önce teslim alınırlar.

Bugün yaşadığımız çağın en büyük problemlerinden biri bilgi eksikliği değildir. Aksine insanlık tarihinin hiçbir döneminde insanlar bugünkü kadar bilgiye ulaşamamıştır. Fakat aynı insanlık, hakikate ulaşmakta hiç olmadığı kadar zorlanmaktadır. Çünkü bilgi çoğalmış, fakat hikmet azalmıştır. Haber çoğalmış, fakat hakikati ayırt etme yeteneği zayıflamıştır. İnsanlar ekranlardan dünyayı izlemekte, fakat dünyayı yönlendiren güçleri okuyamamaktadır. Her gün yeni tartışmaların içine çekilmekte, fakat bu tartışmaların neden üretildiğini sorgulamamaktadır. İşte basiret burada devreye girer. Basiret, görünenin arkasındaki görünmeyeni fark edebilme kabiliyetidir. Hikmet ise görülen hakikati doğru değerlendirebilme ve onu hayata taşıyabilme olgunluğudur.

Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

“De ki: İşte benim yolum budur. Ben ve bana uyanlar basiret üzere Allah’a davet ederiz.” (Yusuf, 12/108)

Bu ayet son derece dikkat çekicidir. Çünkü Allah Resûlü’nün davet metodunun merkezine basiret yerleştirilmiştir. Kör bir heyecan değil, şuursuz bir bağlılık değil, sloganlarla yürüyen bir hareket değil; ne yaptığını, neden yaptığını ve nereye yürüdüğünü bilen bir bilinç hali… Demek ki İslam’ın istediği insan tipi, sadece inanan insan değil; aynı zamanda gördüğünü anlayan, duyduğunu tartan, olayları doğru okuyabilen insandır.

Basiret sahibi insan ile basiretsiz insan aynı olaya bakar fakat farklı şeyler görür. Basiretsiz insan sonucu görür; basiret sahibi insan sebebi görür. Basiretsiz insan manşeti okur; basiret sahibi insan manşetin arkasındaki amacı araştırır. Basiretsiz insan günü yaşar; basiret sahibi insan geleceği hesap eder. Basiretsiz insan kalabalıklara bakar; basiret sahibi insan istikamete bakar. Çünkü hakikat her zaman çoğunlukta olmayabilir. Tarih boyunca peygamberlerin yanında çoğunluklar değil, hakikati görebilen insanlar yer almıştır.

Kur’an’ın üzerinde ısrarla durduğu kavramlardan biri de tefekkürdür. Çünkü düşünmeyen insan kolay yönlendirilir. Rabbimiz şöyle buyurur:

“Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde akıl sahipleri için elbette ibretler vardır.” (Âl-i İmrân, 3/190)

Dikkat edilirse Kur’an, insana sadece inanmasını değil, anlamasını da emretmektedir. Çünkü anlamadan inanmak kolayca istismar edilebilir. Tarihte birçok toplum bu nedenle sapmıştır. Hakikate düşman olanlar önce insanların düşünme kabiliyetini değil, sorgulama cesaretini öldürmeye çalışmışlardır. İnsan soru sormaktan vazgeçtiğinde başkalarının ürettiği doğrularla yaşamaya başlar. Basiret ise insanın zihnini kiraya vermemesidir.

Bugün dünya ölçeğinde yürütülen birçok kültürel, ekonomik ve siyasi projenin başarılı olmasının sebebi insanların güçsüz olması değildir. İnsanlar çoğu zaman farkında olmadan yönlendirilmektedir. Bir kavram sürekli tekrar edilir, bir yaşam tarzı sürekli övülür, bir düşünce sürekli meşrulaştırılır ve zamanla insanlar bunun doğal olduğuna inanmaya başlar. Oysa hikmet sahibi insan her zaman şu soruyu sorar: “Bana anlatılan şeyin amacı nedir?” Çünkü hikmet, olayların yalnızca görünen tarafıyla ilgilenmez.

Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

“Ey iman edenler! Eğer Allah’tan korkarsanız O size hakkı batıldan ayıracak bir anlayış verir.” (Enfâl, 8/29)

Ayette geçen “furkan” kavramı, ayırt etme gücü anlamına gelir. Yani Allah’ın istediği kulluk sadece ibadetlerden ibaret değildir. Aynı zamanda doğru ile yanlışı, hakikat ile aldatmacayı ayırabilecek bir bilinç geliştirmektir. Çünkü şeytanın en büyük başarısı insanı kötülüğe çağırmak değil, kötülüğü iyilik gibi göstermektir. Tarihte bütün sapmalar böyle başlamıştır.

Hikmetin en önemli göstergelerinden biri de zamanın ruhunu doğru okuyabilmektir. Her çağın imtihanı farklıdır. Geçmiş çağlarda insanlar putlara secde etmeye çağrılırken, modern çağda insanın kendisini merkeze koyması teşvik edilmektedir. Geçmişte insanlar taşlardan ilah yapıyordu; bugün ise ideolojiler, sistemler, ekonomik güçler ve beşeri otoriteler dokunulmaz hale getirilebilmektedir. Hikmet sahibi insan şekillere değil özlere bakar. Çünkü isimler değişse de hak ile batıl arasındaki mücadele değişmez.

Kur’an şöyle buyurmaktadır:

“Onlar sözleri dinler, sonra da en güzeline uyarlar. İşte onlar Allah’ın hidayet ettiği kimselerdir.” (Zümer, 39/18)

Bu ayet Müslümanın düşünce ahlakını öğretmektedir. Mümin, sadece kendi hoşuna gidenleri dinleyen insan değildir. Farklı görüşleri dinler, ölçer, tartar ve hakikate uygun olanı seçer. Çünkü hikmet, taassubun değil adaletli muhakemenin ürünüdür.

Bugün ümmetin yaşadığı en büyük sorunlardan biri de duygular ile hikmet arasındaki dengeyi kuramamasıdır. Birçok insan samimidir fakat isabetli değildir. Birçok insan heyecanlıdır fakat derinlik sahibi değildir. Birçok insan cesurdur fakat yön tayin edememektedir. Oysa hikmet, heyecanın akıl ile birleşmesidir. Cesaretin ferasetle buluşmasıdır. Gücün adaletle dengelenmesidir.

Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur:

“Müminin ferasetinden sakının. Çünkü o Allah’ın nuru ile bakar.” (Tirmizî)

Feraset, basiretin hayata yansımış hâlidir. Mümin olayları sadece görünen şekliyle değerlendirmez. İnsanların sözlerinden çok niyetlerini, gelişmelerden çok sonuçlarını, görüntülerden çok hakikatlerini anlamaya çalışır.

Bir başka hadis-i şerifte Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:

“Akıllı kişi nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışandır.” (Tirmizî)

Burada akıllılık sadece zekâ anlamında kullanılmamıştır. Buradaki akıl, hikmetle birleşmiş akıldır. Çünkü nice zeki insanlar vardır ki hayatlarının en önemli tercihlerinde yanılmışlardır. Hikmet, insanı sadece dünyayı değil ahireti de hesaba katmaya yöneltir.

Bir başka hadisinde Efendimiz (sav):

“Kolaylaştırın, zorlaştırmayın; müjdeleyin, nefret ettirmeyin.” (Buhârî, Müslim)

buyurmuştur. Bu hadis hikmetin davetteki karşılığıdır. Hakikatten taviz vermeden insanlara ulaşabilmek, hikmetin en önemli göstergelerinden biridir. Sertlik çoğu zaman güç göstergesi değildir; hikmetsizlik göstergesi olabilir.

Yine Resûlullah (sav):

“Gerçek pehlivan güreşte rakibini yenen değil, öfkelendiği zaman kendine hâkim olandır.” (Buhârî)

buyurarak hikmetin insanın kendi nefsi üzerindeki hâkimiyetiyle başladığını göstermiştir. Çünkü nefsine yenilen insanın olayları doğru değerlendirmesi zordur.

Bir başka hadis-i şerifte ise şöyle buyurmuştur:

“Mümin aynı delikten iki defa sokulmaz.” (Buhârî, Müslim)

Bu hadis basiretin özeti gibidir. Mümin geçmişten ders alır. Hatalarını tekrar etmez. Aldatıldığı yöntemleri tanır. Tecrübeyi hikmete dönüştürür.

Basiret ve hikmet, sadece güzel ahlak başlığı altında değerlendirilecek kavramlar değildir. Bunlar ümmetlerin yükselişini ve çöküşünü belirleyen temel unsurlardır. Basiret kaybolduğunda insanlar düşmanlarını dost, dostlarını düşman görebilirler. Hikmet kaybolduğunda haklı davalar yanlış yöntemler yüzünden zarar görebilir. Bugün Müslümanların ihtiyacı daha yüksek sesle konuşmak değil, daha derin görebilmektir. Daha fazla tartışmak değil, daha doğru anlamaktır. Daha fazla bilgi depolamak değil, bilgiyi hikmetle değerlendirmektir. Çünkü çağımızın en büyük kıtlığı enerji, teknoloji veya sermaye kıtlığı değildir. Çağımızın en büyük kıtlığı, hakikati görebilen basiret ve hakikati hayata taşıyabilen hikmet kıtlığıdır. İnsanlığı yeniden ayağa kaldıracak olan da işte bu iki büyük nimettir: Basiret ve hikmet.

İslam Başaran

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.