islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
47,7354
EURO
55,1566
ALTIN
6.759,47
BIST
13.811,60
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
29°C
İstanbul
29°C
Parçalı Bulutlu
Çarşamba Açık
30°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
30°C
Cuma Parçalı Bulutlu
28°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
28°C

MESİH VE MEHDİ: SONUÇ

MESİH VE MEHDİ: SONUÇ
22/06/2026 10:34
A+
A-

MESİH VE MEHDİ: SONUÇ

Teşrih masasına yatırdığımız İsa’nın nüzulü ve Mehdi’nin zuhuru konusunda şu sonuca varıyoruz:

1. Haberler kritik edilmeli aksi halde bu metinler imani/itikadi mesele kabul edilip, haberleri reddedenler tekfir edilir, tekfir edilen öldürülür, malına el konur.

2. Haberler, aslında üç din müntesiplerinin aralarındaki rekabet ve birinin diğerlerini hakimiyeti altına almasını ima etmektedir.

a) Yahudilerin Mesih’i Hıristiyan ve Müslümanların İsa ve Mehdisini;

b) Hıristiyanların Mesih’i Yahudi ve Müslümanların;

c) Müslümanların Mesihi ve Mehdisi, Yahudi ve Hıristiyanların Mesih’ini iptal etmektedir.

3. “İnanç (itikat)” ve “iman” ayrı şeylerdir. İman, sahih dini bilginin düzenlediği inançtır. İsa’nın nüzulü komsundaki ayetler müteşabihtir, kesin delalet ihtiva etmez; İsa ve Mehdi konusundaki rivayetler ise tümüyle haber-i ahadtır, imana mesnet teşkil etmez.

4. Siyonist Yahudiler, Kral Mesih’in gelişini beklemeden geldiğinde Kral Mesih’in yapacağı şeyleri İsrail devleti olarak gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Hıristiyan Siyonistler “tanrıyı kıyamete zorlamak” üzere Yahudi Siyonistlere yatırımla her türlü yardımı yapıyorlar.

5. Peki Müslümanlar ne yapıyor?

a) Şiiler, hiç değilse Velayet-i fakihle beklemeyi bir kenara bırakıp Peygamber’in modelini “hemen ve şimdi” tatbik etme mücadelesine girişmişler; bu yolda içerde fısk-u fücura, zulüm, adaletsizlik ve fesada; dışarıda ezilen dünya halkları için ümit teşkil eden küresel emperyalizme ve Siyonizm’e karşı savaşıyorlar.

b) Asırlardır Sünni Müslümanlar atalet, tembellik, zamanın konforunu tüketip Mesih ve Mehdi bekleyip duruyorlar. İktidar seçkini müstekbirler günlerini gün ediyor, müstaz’aflar ise onları bu zulümlerden kurtaracak Mesih ve Mehdi’yi bekliyorlar.

6. İslam kelamı ve tarihin amacı bakımından İsa’nın nüzulü ve Mehdi’nin zuhuru ilahi murada ve tarihin insan tarafından yapılması hikmetiyle mutabık görünmemektedir. Zira eğer, yüce Allah, insanların kurtuluşunu bu türden olağanüstü şahsiyetlerin harikulade müdahalelerine bırakacak olsaydı, on binlerce sene, bu imkândan mahrum kalan insanların çektiği acı ve zulümlerin manası nedir?

7. Adem’den son Peygamber’e Nebi ve Resullerin başaramadığı bir işi İsa ve Mehdi’nin başaracağı pek makul görünmüyor. Yüce Allah, insanın, Nebi ve Resullerin yolunu takip ederek mücadele etmesini, zulüm ve haksızlıklara, sömürü ve cürümlere karşı cihat etmesini emreder. İnsan, ye kendini kurtarır veya zulüm ve inkâra, sömürü ve fücura boyun eğer.

Benim ilgilendiğim mesele, bu inancın din müntesipleri arasında başka türden çatışmalara yol açması yanında, imani bir mesele olarak vaz’edildiğinde bu inancı paylaşmayanların kelami ve fıkhi durumlarının ne olacağı konusudur. Çünkü İslam Birliği’nin önündeki engellerden biri budur.

Sorumuz şu: Bu inancı reddedenler kafir mi olur? Malları müsadere mi edilir? Namusları helal mi olur? Çünkü geleneksel literatürde imani olanın reddi küfürse, bu imana sahip olmayanlar bittabi kafir olur.

Mehdi meselesi tarih boyunca sürmekte olan Sünni Şii ayrılığı ve çatışmasının kullanılan gerekçelerinden biridir; buna bir çare bulmamız lazım. Bu konuya Üstad Said Nursi ve İmam Humeyni eğilmiş, kaynaklarda yer alan haber ve rivayetleri toptan reddetmek yerine başka bir açıdan te’viller yaparak yeni bir bakış açısı getirmişlerdir. Anladığım kadarıyla her ikisinin amacı Mehdi inancını Müslüman dünyanın ataletine, pasifliğine, ahlaki ve sosyo politik zaaflarına sebep olmaktan çıkarıp, tam aksine yeni bir enerji, yeni bir ümit ve motivasyon aracı kullanmaktır. Konunun bu yanı kendisinden önemlidir.

Şiiler Mehdi inancını büyük ölçüde Velayet-i fakihle ta’dil ve ıslah etti, yakın tarihin gerçek manada bir devrimin ve bölgesel-küresel zorba, sömürü ve tahakküme karşı İslami direnişin kelami ve fıkhi gerekçesi, vecibesi olarak tanımladı ve başarıyla uyguladı.

Peki, bu Ehl-i Sünnet ve’l cemaat ne yapıyor:

1. İnsan üstü, ilahi bir varlığın gelip kendilerini kurtarmasını bekliyor.

2. Bunun için kurtarıcı gelinceye kadar;

a) Mütrefleri ve mele’ zümreleri zulüm ve sömürü yapar, konformizmi zevkle tüketirken,

b) Müstaz’afları “Bizi kurtaracak kimse yok mu?”  (4/Nisa, 75) diye müstekbirlerinin zulüm ve sömürüsünden kurtulmak için dua edip yalvarmaktan başka bir şey yapmıyor. Oysa yüce Allah, yeryüzü firavunlara karşı onlara “Biz sizi iktidar ve güç sahibi liderler kılmak istiyoruz” (28/Kasas, 4-5) diye sesleniyor.

Kurtarıcı inancı İslam kelamına muğayirdir: Kurtarıcı gelecek ve herkesi zorla yola getirecek, öyle şey olmaz (2/Bakara, 256) ve bu sayede yeryüzünün tamamı hidayet bulacak, öyle şey de olmaz; çünkü kendisinden zihni zayıfların kurtarıcı beklediği yüce Allah, “İnsanların çoğunun iman etmeyeceğini, bilmeyeceklerini ve şükretmeyeceklerini” buyurmaktadır.

Sünni-Şii, yine de kim neye inanıyorsa inansın, “Elbette son hükmü Allah (ahirette) verecektir”, hiç değilse bu itikada, sahih dini bilgiyle düzenlenmemiş inanca sahip olanlar, bu inancı paylaşmayanları tekfir etmesinler ve bu inancı İslam Birliği’ni/Vahdetine karşı bir fitne aracı/silahı olarak kullanmasınlar.

Vallah a’lem bi-muradihi!

Ali Bulaç

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar
  1. Cenk Cemil dedi ki:

    Sayın Ali Bulaç !.. Hemen ifade edeyim ki, Hz.İs ve Mehdi Aleyhisseâm konusunda varmış olduğunuz sonucu nhiç bir maddesine biz katılmıyoruz Ve esasen bu konu da adeta bie turnosol kağıdı gibi sizin itikadi noktada ne kadar bozuk ve yanlış bir inanç olduğunuz gözler önüne sermiştir diyorum.

    1. Konu hakkındaki metinlerin ve haberlerin imani/itikadi bir mesele kabul edilmesi, reddedenleri tekfir edilip öldürülmesnin istenemsi demek değildir. Sadece msülümanın diğer bir Müslüman kardeşine “inancın yanlış, doğrusu budur” diye bir hatırlatmasıdır diyorum.
    2. Biz şahsen hiç bir diğer batıl din mensubu gayr-ı muslimle rekabet haline girip, onu hakimiyetimiz altına almayı hiç bi zman düşünmüş biri değiliz ! Böyle bir fikre hangi gerekçe ve kıstasla sahip oldunuz doğrusu fevkalade bir şaşkınlık içindeyiz !
    2. a-b-c ) Elbetteki bir Sünni Müslüman olarak Nasranilerin ve Musevilerin bu konudaki inanışlarının kökten batıl ve yanlış olduğunu ifade ediyoruz.
    3. Önce “İnanç (itikat)” ve “iman” ayrı şeylerdir ” diyorsunuz; ardından “İman, sahih dini bilginin düzenlediği inançtır.” demişsiniz ! Bence inancınızı bir sorgulayın diyorum. Bu fiadelerde yüzde-yüz büyük bir çelişki var diyorum.Hz.İs Alaeyhisselâmın nüzulü hakkındaki ayetler muteşabih değil mücmeldir.Ve Ümmetin Cuhur-u
    Ulemasının kahir ekseriyeti de İsa Aleyhisselâm’ın nüzulüne ve dünyaya avdet edeceğine inanmaktadır. “””Bu haberler, haber-i ahad’dır, imana mesnet teşkil etmez.””” denilip, asla rafa kaldırılamaz ve küçümsenemez…
    NEDEN Mİ ? AÇIKLIYORUZ : Rabbimiz Kuran-ı Kerimde 9 yerde “Peygambere itaat edin !” emr-i ilâhisini okuyup iman ettikten sonra, artık Peygamberimize itaatimiz TAABBUDÎ’dir… Yani, sorgulanamazlık hükmündedir. Nitekim Ashab-ı Kiram, Rasulullah Aleyhisselâmla hangi konuda olursa olsun kayıtsız-şartsız sevgisini, teslimiyetini ve bağlılığını ifade etmek için “Anam-Babam SANA feda olsun Yâ Rasulullah !” diye söze başlardı…Ve Bedir Gazvesi öncesinde Sa’d bin Muâz (r.a.) ayağa kalktı ve :
    “–Ey Allâh’ın Resûlü! Bizler Sana inandık, Sen’i tasdîk ettik. Getirdiğin Kur’ân ve Sünnet’in hak olduğuna şehâdet ettik. Bu yolda her sözünü dinlemek ve itaat etmek üzere Sana kesin söz de verdik!
    Yâ Resûlallâh! Nasıl dilersen öyle yap! Sen’i hak Peygamber olarak gönderen Allâh’a yemin ederim ki, Sen bize şu denizi gösterip içine dalsan, Sen’inle birlikte biz de dalarız, içimizden hiç kimse de geri kalmaz! Senin yarın bizi düşmanımızla karşı karşıya getirmenden de hoşnutsuzluk duymayız. Savaşta sabır ve sebat göstermek, düşmanla karşılaşınca da sadâkatten ayrılmamak, bizim şiârımızdır. Umulur ki Allâh, Sana bizden, gözünü aydın edecek şeyler gösterecektir! Haydi yâ Resûlallâh, yürüt bizi Allâh’ın bereketine doğru!” dedi. Ve yine;
    Ebu Said el-Hudri bildiriyor: Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) (namazdayken) ayakkabısını çıkarınca, ona uyan ashabı da aynı şekilde terliklerini/ayakkabılarını çıkardı. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) namazı bitirince:
    ”Ayakkabılarınızı neden çıkardınız?” diye sordu. Sahabe: “Ey Allah’ın Resulü! Senin çıkardığını görünce biz de çıkardık” cevabını verince, Hz. Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: ”Cibril gelip bana ayakkabılarımda pislik olduğunu söyledi. Sizden biri mesciddeyken ayakkabısını çevirip (temiz olup olmadığına) baksın. Onda bir pislik görürse yere silsin, sonra o ayakkabılarla namaz kılsın.” örneğindeki Ashab-ı Kiramın sorgusuz-sualsiz Rasulullah Aleyhisselâma ittibası gibi bir itaat içindeyiz…Ve yine; Tabiinin ve Velilerin büyüklerinden Hasan-ı Basri Hz.lerinin (r.a.); “”Siz Sahabeyi görseydiniz onlara “Deli” derdiniz, Ama Onlar sizi görse “Müslüman” demezdi!”” cümlesini kendimize şiar edinmişizdir… Artık, Rasulullah Aleyhisselâm’a ait veya O’na atfen bir söz,davranış, haber işittiğimizde bunun “Yok Efendim bu haber sahihmiş, zayıfmış, murselmiş,garipmi, hasenmiş, merfuymuş,mevkufmuş, muhtaarmış, muallakmış, munkatıymış bun araştırmaların içine hiç bir zaman girmeyiz ! Bizim Rasulullah Aleyhiseelâm’a İtaat, İttiba ve İtiyadımız mutlaktır ve asla sureta değidir diyorum. Çünkü, O . O, arzusuna göre de konuşmaz. “O, arzusuna göre de konuşmaz.” Kâmus’ta belirtildiği üzere ifadeler mânâların anlaşılması için ilgili ses ve harflerle konuşmak” anlamına gelmektedir. Bu kelime Allah Teâlâ için kullanılamaz. Zira ses ve harflerle konuşmak mahlûkâta âid bir fiildir. “Hevâ”, aslında “sevmek” demektir. Fakat normal anlamının dışına çıkılarak şehvet ve lezzetlerle ilgili fiillere isim olmuştur. Bu nedenle “bid’atçı” için “hevâ sâhibi” denmiştir. Çünkü o kimse dînî konuda hevâsından gelen şeye meyillidir. “Hevâ”, kötülenmiş bir husûsa olan meyildir. Bu nedenle Allah peygamberlerini hevâya uymaktan men etmiştir. Dâvûd (a.s.)’a: “Keyfine uyma, ” (Sâd, 38/26), Peygamberimiz (s.a.)’e de: “Onların keyiflerine uyma!” (el-Mâide, 5/48) buyurmuştur. Bu nedenle Rasûlullah (s.a.)’in: “Hiçbir peygamber hevâ ve hevesine meyletmemiştir” kavl-i şerifinde olduğu gibi hiçbir peygamber buna yeltenmemiştir. Büyüklerden birinden şöyle hikâye olunmuştur: “Bazı gâfillerin meclisinde bulunuyordum. İçlerinden biri: “Velev ki bizden biri olsa bile hiç kimsenin hevâdan kurtuluş imkânı yoktur. Çünkü bu hususta Peygamber (s.a.) dâhi: “Bana dünyanızdan; güzel koku, kadın ve gözümün nûru olan namaz sevdirildi” buyurmuştur” dedi. Bunu söyleyen kişiye: “Allah Teâlâ’dan utan!… Peygamber (a.s.) “Ben bu üç şeyi sevdim” dememiştir. Bilâkis “sevdirildi” buyurmuştur. O halde Allah tarafından sevdirilen bir kul nasıl kötü bir işe (kadın sevgisine düşkünlüğe) nisbet edilebilir?” dedim. O sırada da içimi hüzün ve gam kaplamıştı ki o gece rüyamda Rasûlullah (s.a.)’ın: “Üzülme, biz onun işini hallettik” diye bir ses duymuş olmasaydım üzüntüm daha da artardı. Hakikaten bu sözleri söyleyen kimsenin daha sonra arazisine giderken yolda öldürülmüş olduğunu haber aldım. Peygamberlerden ve onların vârisleri olan velîlerden kendilerini üstün tutanlardan Allah’a sığınırız. Âyetin mânâsı: “Peygamber (a.s.)’den Kur’an’la ilgili sâdır olan kelâm asla onun hevâsından ve rey’inden değildir” şeklindedir. Bundan murad da Rasûlullah (s.a.)’ın Kur’an’dan konuşmasının dâimî olarak nefyi değil, hevâ ile Kur’an’dan konuşmasının dâimî nefyidir. Rasûlullah hevâsı ile konuşmaz. İbn Şeyh, Allah Teâlâ’nın önce “mâ dalle” (sapmadı), “mâ ğavâ” (azmadı) âyetini mazî sîgasıyla, “mâ yantıku” (konuşmaz) âyetini de istikbâl (muzârî) sîgasıyla getirmesindeki maksadın, Rasûlullah (s.a.)’ın bi’setten önceki ve sonraki hâlini açıklamak için olduğunu belirtmekte ve mânânın şöyle takdir olunması gerektiğini beyân etmektedir: “Rasûlullah (s.a.) peygamber olarak gönderilmeden önce, sizi taptıklarınızla başbaşa bırakıp uzlete çekildiği zaman da sapıtıp azmadı. Şimdi de Rabb’inin âyetlerini size okurken hevâ ve nefsiyle konuşmamaktadır.” Ben de derim ki; burada gizli olmayan bir ibrâ/Rasûlullah’ı berî kılma vardır. Zâhir olan şu ki müşrikerin “sapıttı, azdı” sözlerinin mâzî sîgasıyla getirilmiş olması, onların bu sözlerinin sadece iddiâdan ibaret olduğuna işâret etmekte, diğer âyet “yantıku”nun da muzârî sîgasıyla getirilmiş olması, her hâlükârda nutkun (konuşmanın) Allah tarafından yenilenmekte olduğuna ve her hâli bilenin de ancak Allah olduğuna işâret etmektedir.
    4. O (bildirdikleri) vahyedilenden başkası değildir. “O (bildirdikleri)”, onun okuduğu Kur’an yâni Kur’an’dan okuduğu kelâm kendisine Allah tarafından Cibrîl (a.s.) vâsıtasıyla “vahyedilenden başkası değildir.” Yâni bu şekildeki tavsîfin faydası, Rasûlullah (s.a.)’ın söylediği kelâmın “mecâz” diye adlandırılmayıp hakikatte onun “vahiy” mânâsını ifâde ettiğine dikkat çekmek içindir. Zira “vahiy” kelimesi bazan “ilâhî kitab” mânâsında isim olarak ve bazan de masdar olarak kullanılmaktadır. Vahyin çeşitli anlamları vardır ki bunlar: İlhâm, yazı yazmak, konuşmak, işâret etmek ve anlatmaktır. Bu âyette Rasûlullah (s.a.)’ın zâtının, sıfat ve fiillerinin Allah Teâlâ’nın zât, sıfat ve fiillerinde fânî olduğuna ve bu sebeple Rasûlullah (a.s.)’da isim ile resim, eser ile ayın bâki kalmayıp onun beşeriyyet nutku ile değil, Hakk nutku ile konuşan bir kişi hâline geldiğine işâret edilmektedir. Onun kelâmının şeytânî ve nefsânî telkinler ile cereyân etmeyip (Rabbânî kelâm olduğuna) dikkat çekilmektedir. Bu nedenle âlimler: “Nebî (a.s.) ma’sûm/günahsız olduğu gibi şerîatla amel eden kimse de mahfûzdur” demişlerdir. Büyük âlimlerden bazıları şöyle demiştir: “Evliyâdan her kim hadis-i şeriflerde vârid olmayan bir vird/duâ vaz’ ederse, Allah Teâlâ’ya ve Rasûlüne karşı sû-i edepte bulunmuş sayılır. Ancak Allah Teâlâ tarafından kendisine ilhâm yoluyla vird bildirilenler bundan müstesnâdır. Zira Allah ona tüm kelimâtın husûsiyetlerini öğretmektedir. O halde böyle kimseler vird îcâd eden kimseler değil, virdine ittibâ edilecek kimseler sayılırlar.” Şâzilî (k.s.)’nin Hizbu’l-Bahr’inde hikâye ettiği husus da bu nevidendir. Bu eserde bildirildiğine göre Şâzilî hac maksadıyla Kızıldeniz’de bir hristiyanın yanında yolculuğa çıkar. Günlerce üzerlerinde rüzgârlar esip durur. Şâzelî esen bir yağmur rüzgârının içerisinde Nebî (a.s.)’yi görür. Nebî (a.s) ona bir duâ öğretir ve bu hristiyanla yolculuğa devam etmesini tavsiye eder. Şâzelî bu duâyı okuyunca rüzgar kaybolur. Bunun üzerine hristiyan rüzgarın ânîden nereye gittiğini sorunca o: “İstersem şimdi sana geri gelir” der. Duâsını okuyunca tekrar rüzgâr eser. Bunun üzerine hristiyan bundan etkilenerek müslüman olur. Sen de bu anlatılan hikâye ile ilhâm ve uyanıklık hâlindeki telkîni kıyas et. Yine Bâyezîd-i Bistâmî (k.s.), vefatından uzun bir müddet sonra Allah’ın nefislerinden bir nefis olan Şeyh Ebu’l-Hasan el-Harakânî (k.s.)’un dünyaya geleceğini haber vermişti. Ebu’l-Hasen Harakànî de haber verilen şekilde dünyaya geldi. Mesnevî sâhibi şöyle demiştir: Onun rehberi levh-i mahfûzdur, Neden mi mahfûzdur? Hatâdan mahfûz! Bu ne yıldıznâme, ne fal, ne de rüyadır, Allah’ın vahyidir ve en doğrusunu Allah bilir. Avâmdan gizlemek için konuşurken Sûfîler buna gönül vahyi derler. Say ki gönül vahyidir, zâten gönül onun baktığı yerdir. Gönül ona âgâh ise nasıl hatâ eder. Ey mü’min ne zaman ki, “Allah’ın nûruyla bakar” oldun? Hatâ, yanılgı ve şüpheden kurtuldun.”
    Bütün bu hakikat içeren bilgilerden sonra bizim çıkaracağımız yegâne sonuç şudur :
    İster söz, ister fiil isterse de takrirler olsun sünnetin büyük çoğunluğu, teşri’ içindir ve bu hususlarda Allah Teâla’nm, “Ona uyun ki doğru yolu bulaşınız” âyetiyle, hidâyete ermemizi kendisine ittibaya bağlı kıldığı Hz. Peygamber’e uyulması istenmektedir.
    4.5. Siyonist Yahudiler ve Hıristiyan Siyonistlerin davranış ve tutumları biz müslümanları asla enterese etmez diyorum. İnacımız kesin olarak şudur ki, Kıyamete yakın Müslümanlarla Yahudiler arsında bir savaş olacak ve bu savaş Müslümanların muzafferiyetiyle son bulacak ve Yahudiler tarih sahnesinden silinecektir.
    a) Şiilerin veya Gulat-ı Şia’nin inancıyla biz müslümanalrın bir ilgisi olamaz ! Dolayısıyla bizim de yoktur. Şu kadar var ki, günümüzdeki Şia, inançlarına biz Sünni müslümanalrdan çok daha fazla sahip çıkmakta ve inançlarının gereğini yapmakta kimseden korkmamaktadır. Bu hakiakti teslim etmeliyiz.
    b) Mehdi Aleyhisselâm’ın zuhuru müslümanların veya dünyadaki diğer insanların bekleyip-beklememeleriyile ilgili-alakalı değildir ! Sizin beklememeniz veya kimler bekliyorsa onların beklemeleri hiç bir şey değiştirmez diyorum. Mehdi Alyhisselâm zamanı-yeri ve devri geldiğinde zuhur edecektir. Bu Rabbimizin bir mukadderatıdır. Önemli olan şudur ki, zuhur ettiğinde O’na tabi olan bir müslüman olalım! Yoksa, O’nun bizim ne desteğimize ve ne de bizim kuru kalabalığımıza ihtiyacı yoktur ve olmayacaktır !
    6. Bu paragraftaki cümleleriniz tamamen zann üzerine kurulmuş boş-bomboş sözlerinizdir ! “”” İslam kelamı ve tarihin amacı bakımından İsa’nın nüzulü ve Mehdi’nin zuhuru ilahi murada ve tarihin insan tarafından yapılması hikmetiyle mutabık görünmemektedir.Zira eğer, yüce Allah, insanların kurtuluşunu bu türden olağanüstü şahsiyetlerin harikulade müdahalelerine bırakacak olsaydı, on binlerce sene, bu imkândan mahrum kalan insanların çektiği acı ve zulümlerin manası nedir?””” şeklinde bir sorgulama suali sormuşsunuz ! Bence bu bir haddini bilmemek ve munasebetsizliktir diyorum. Yani, kendinizi açı çeken ve zulüm gören insanaları sanki Rabbimizden çok daha fazla düşünüyormuş gibi bir konum arzediyor ! Bence bu düşünceniz için ve dolayısıyla tevbe-istiğfar eteseniz çok iyi olur diyorum. Çünkü, yeryüzünde olmuş veya olacak, insanların rahmeti veya mutluluğu veya zahmeti ve azabı, acısı dolaysıyla hiç kimse Alemlerin rabbini sığaya çekemez ve bu olayalrın hikmetini, sebebini sorgulayamaz ! Hiç kimseye, şahsa veya devlete, saltanata, Padişaha, Krala , Sultana böyle bir hususu sorgulama hakkı ve yetkisi asla tanınmamıştır ! Herkes haddini bilsin diyorum.
    7. “”Adem’den son Peygamber’e Nebi ve Resullerin başaramadığı bir işi İsa ve Mehdi’nin başaracağı pek makul görünmüyor.”” demişsiniz ! Peygamberler, Nebiler ve Rasuller neyi başaramamışlar söyler misiniz ? Onların başarmadığı işi İsa v Mehdi Aleyhisselâmın başarması nedir ? Yani, her birinin misyonu ve peygamberliği ,görevi ayrı olan bu insanalrı birirleriyle kıyas etme hakkını kimden ve nerden aldınız? Szie bu sorgulayı yapma yetkisini kim verdi ? Kendi ksır aklınızla bir şeyler anlatıyrosunuz ama, ayağınız olduğu gibi cehenemme kayıyor haberiniz bile olmuyor !
    Hz.İsa ve Mehdi Aleyhisselâm inancını paylaşmayanların kelami ve fıkhı durumlarını merak etmişsiniz ! Aman ne büyük bir tasa ya !..Ümmetin çoğunluğunun cehenneme sürükleneceğini haber veren Rabbimizin bu dehşetli ikazı gözler önünde iken, sizin takıldığını konuya bir bakın ! Bu hiç bir zaman İslâm Birliği için bir handikap oluşturmaz ! Mehdi Aleyhisselâm zuhur ettiğinde bunu göreceksiniz ! Konuyu reddedenler kafir olur mu? Biz hr ne kadar kimseyi kafir ilan etmek istemiyor isek de Ayetlerin hükmünü reddedenler elbette kafir olur. Örneğin sizin İsa Aleyhisselâmla ilgi ayetlere “muteşabihtir” damgası vurarak kesin delâlet ihtiva etmez deöişsiniz ! Bu çok büyük bir risktir diyorum Çünkü, daha önce de ddğimiz gibi Cumhur-u Muteber Ehl-i Sünnet Uleması bu ayetlerim Hz.İsa Aleyhisselam’ın nüzulü için delil kabul etmişlerdir. Maalesef sizin görüşünüzde olanlar ekalli-kalildir.
    Sizin gibi bu konuya inanmayanların malları müsadere edilir mi ? E bu işi yapacak dünyada bir Müslüman devlet var mı halihazırda ?.. Yok ! Sorunuz bu yüzden havad akalmış bir soru diyorum. Ve keza, insanları muslim, fasık, kafir, gayr-ı muslim diye kategorilere ayırıp bu inaçlarına göre yargılayan bir devlet yapısı ve güç var m şu anda yeryüzünde ?.. Yine yok !..

    Şia’nın konu hakkındaki wylemleri ve uygulamları bizi ilgilendirmiyor. Dolayısıyla Humeyni ve Said Nursinin fikirleri de …
    Ehli-i Sünnet Ve’l-Cemaat ne yapıyor ? diye sanki bu mezhebten değilmiş gibi bir sual sormuşsunuz !..
    1. Daha önce dediğiniz gibi, kimsenin bir kurarıcı beklediği yok ! Ama, Allahımızın Sünnetullahı Mehdi Aleyhisselâm zuhur edecek ! Siz her ne kadar konuyla ilgil haberleri “haberi vahid” deyip, ıskalayıp “ti” ye alsanız da biz asla böyle bir peygamber imanına asla sahip olmayız ! Siz araştırın durun ! Malum akıllısınız ya, dereyi geçeceksiniz, bekleyin, deliler Üsküdar’a kadar varmış olur !
    Hadi biz, “kurtarıcı” bekliyoruz ve aciz, pısırık, zelil bir konumda dua etmekten başka bir şey yapmıyoruz…Peki ya siz kurtarıcı beklemeyen uyanık, kül-yutmaz takım ! Siz ne yapıyorsunuz ? Bugüne kadar ne yaptınız ? İşte Gazze ve Filistin ortada !.. Diğer Müslüman Coğrafyalardaki zulümler de ortada !..Siz ne yaptınız veya yapıyorsunuz ya ? Bir müşahhas örnek verin de sizi kutlayalım !
    Son paragrafınızda sanki her iki mezhebe de inanmayan birisi gibi, “Sünni-Şii, yine de kim neye inanıyorsa inansın, …” demişsiniz ; yani demek ki, her iki inanç da sizin tercih ettiğiniz bir inanç değil ! Cümleden o anlaşılıyor ! VE ORTADA SANKİ BİR iSLÂM BİRLİĞİ VARMIŞ VE BUNU DA HZ.İSA VE MEHDİ ALEYHİSSELÂMIN DÜNYAYA GELECEKELRİNE İNANALAR BOZUYORMUŞ-BOZACAKALRMIŞ GİBİ DE SON CÜMLENİZİ TAMAMLAMIŞSINIZ !
    ALLAH SİZİ ISLAH ETSİN DİYORUM.

    VE MİNELLAHUT-TEVFİK

  2. Bayram Yasa dedi ki:

    Teşekkürler Allah razı olsun. Bu mehdi Mesih meselesinden yola çıkarak tekfir baltasıyla insanların boynunu vurmaktan vazgeçmeli , artık baltalarımızı gömme zamanı gelmedi mi ?