islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
48,8551
EURO
55,7047
ALTIN
6.693,66
BIST
12.951,28
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
20°C
İstanbul
20°C
Az Bulutlu
Cuma Az Bulutlu
22°C
Cumartesi Az Bulutlu
24°C
Pazar Hafif Yağmurlu
23°C
Pazartesi Hafif Yağmurlu
21°C

KUR’AN’IN ORTAK KELİMEYE DAVETİ

KUR’AN’IN ORTAK KELİMEYE DAVETİ
05/08/2026 10:21
A+
A-

KUR’AN’IN ORTAK KELİMEYE DAVETİ

Şüphesiz Kur’an’ın insanları eğitmedeki ve ikna edici delillerdeki güzelliği dikkat çekicidir. Mesela bir yerde önce Resulullah’ın diliyle İsa’nın (as) hayatındaki farklı aşamalarını anlatarak onun bir tanrı olmadığını, Allah’ın kulu ve bir elçisini olduğunu, onun da kavmini Tevhid inancına (İslâm’a) davet ettiğini vurguluyor.

Sonra da şöyle beyan ediyor:

“De ki: Ey ehl-i kitap! Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir kelimeye geliniz: Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim; O’na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilah edinmesin. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, işte o zaman: Şâhit olun ki biz Müslümanlarız! deyiniz.” (Âli İmran 3/64)

Ehl-i kitabın sözlük anlamı “ilâhi bir kitaba inananlar” demektir. Kur’an dışındaki ilâhî kitaplarda yer almayan bu terkip, terim olarak Müslümanlar dışındaki kutsal kitap sahibi din mensupları için kullanılır. İlk dönem müfessirleri En’am 6/156dan hareketle bununla Yahudi ve Hristiyanların kastedildiği görüşünde idiler. (Kaya, R. TDV İslâm Ansiklopedisi, 10/516)

Bu âyet bazılarına göre (muhtemelen 9. Hicri yılda) Medine’ye gelen Necran heyetine, bazılarına göre de Medine Yahudilerine sesleniyor. (Taberî, İbni Cerir. Câmiu’l-Beyân, 3/299)

İbni Abbâs’a göre bu âyet keşiş ve rahipler hakkında indi. (İbnu’l-Cevzî, Zâdu’l-Mesîr, s: 200)

Ancak bunun bütün ehl-i kitaba ve onların durumunda olanlara yöneltilmiş genel bir hitap olduğunu söylemeliyiz.

Âyet onları bütün Peygamberler ve ilahî kitaplarda müşterek olan bir söze (kelimeye) çağırıyor.

Bu çağrıda öncelikle üç önemli esas var:

1. Allah’tan başkasına kulluk yapmamak.

2. Allah’a ortak (şirk) koşmamak.

3. Allah’ın dışında hiçbir şeye tanrılık vermemek.

İslâmın diğer dinlerle diyaloğa girebilmesinin asgari şartları da budur.

“Üzeyr, Allah’ın oğludur”, “Mesih (İsa) Allah’ın oğludur” (Tevbe 9/30) demek, haram ve helâl kılmakta Allah’ın hükümlerine mukabil âlimlerin, ruhbanların, reislerin görüşlerini esas almak onları tanrı edinmektir ve şirktir. Zira onlar insandır (beşerdir), ilah değillerdir. Takip eden âyette bu sapıklığa işaret ediliyor: “Onlar bilim adamlarını (hibr’lerini), rahiplerini (ruhbanları) ve Meryem oğlu İsa’yı Allah’tan başka Rabbler edindiler.” (Tevbe 9/31)

Bu âyet nâzil olunca o sırada Rasûlüllah’ın yanında olan Adiyy b. Hâtem ona:

– “Ya Resulallah! Biz o rahiplere tapmıyorduk ki…” dedi. Bunun üzerine Resulullah şöyle sordu:

–  “Pekiyi, onlar size istediklerini helâl, istediklerini haram kılıyorlar ve siz de onlara uyuyor değil miydiniz?” Adiyy;

– “Evet” deyince Peygamber;

“İşte burada söylenen odur” dedi. (Tirmizî, Tefsir 9/10 no: 3095. Garip kaydıyla)

Eğer bu rivâyet doğru ise, önemli bir tehlike ve uyarı söz konusu: Allah’ın koyduğu helâl-haram hükümlerini kabul etmeyip, onların yerine herhangi bir otoritenin helâl-haram ölçülerini kabul etmek ve uymak, o otoriteyi rab (tanrı) edinmektir ve Kur’an’a göre böyle bir tutum, böyle bir inanç şirktir.

Kur’an’ın davet ettiği ortak kelimeye, inanca ve kulluk görevine ait bu çağrıyı kabul etmeyen ehl-i kitaba mü’minler; “Şâhit olun, biz Müslümanız” derler.

Bu da dolaylı olarak ehl-i kitabın bütün elçilerin tebliğ ettiği Tevhidî esasları/gerçeği reddettiklerini haber vermektir. (Ebu’s-Suud, İrşadu Akl-ı Selim, 1/374)

“Allah’tan başkasına ibâdet etmeyelim…” Yani yalnızca O’na ibâdetle O’nu tevhid edelim, O’na kulluk yapmakta ihlaslı (samimi) olalım…

“O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım…” Yani başkasını veya başka şeyleri O’na ibadet (kulluk) etmede ortak yapmayalım, ya da onları ibâdet edilmeye lâyık görmeyelim.

“Kimimiz kimimizi Allah’tan başka ilâhlar edinmesin…” Yani insanlardan veya peygamberlerden bazılarına tanrılık yakıştırmayalım. Din adamlarının veya Allah’tan başka otoritelerin Allah’ın hükmüne aykırı uydurdukları helâl-haram ölçülerine itibar etmeyelim.

“Eğer Tevhidi davetten yüz çevirirlerse; şâhit olun ki, muhakkak bizler Müslümanlarız deyin…” Yani size gelen deliller size kafi gelmedi, gelmiyor, bütün peygamberlerde ve bütün ilâhi kitaplarda olan ortak inancı da kabul etmediniz, etmiyorsunuz; o zaman bilin ki biz sizin gibi inkârcı değil, hak daveti kabul eden, Allah’tan gelenlere yürekten teslim olan Müslümanız.   

Kur’an’ın ehl-i kitaba çağrısı; gelin bize ve size vahiy yoluyla gelen ve aramızda ortak olan kelime (Tevhid Kelimesi/inancı) üzerinde anlaşalım. Üzerinde tartışma olmayan Kur’an, Tevrat ve İncil’in haber verdiği üç hakikat üzerinde mutabakata varalım.

Bu üç hakikat de Tevhid Dininin temelidir. Yalnızca Allah’a kulluk, O’na ortak koşmamak (hiçbir şeye tanrılık vermemek) ve Allah’a rağmen konulan helâl-haram ölçülerini reddetmek…

“Eğer -tevhit inancından- yüz çevirirlerse…”  Yani bu ilâhi deliller kuvvetlidir, sizin bunları kabul etmeniz ve Hakikati itiraf etmeniz gerekir. Bizim Müslüman olduğumuzu kabullenin ve yanıldığınızı anlayın… Bu tıpkı güreşte galip olanın mağluba “artık galip gelenin, mağlubun da sen olduğunu kabul (itiraf) et. Seni yendiğim gerçeğini artık teslim et” demesine benzer. (Nesefî, Medâriku’t-Tenzîl, 1/262)

Burada üç gerçeğe vurgu var.

Birincisi; herkes gibi ehl-i kitap da Allah’tan başkasına kulluk etmemelidir. -Yukarıda geçtiği gibi- ilk dönem tefsircilerine göre bu âyet öncelikle Necran Hristiyanlarına, ya da Medine yahudilerine hitap ediyor. Zira onlar din adamlarını rab konumuna yükseltmişlerdi.

Rasûlüllah’ın (sav) Herakliyus’a gönderdiği mektuptaki davet şöyle idi: “Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. Allah’ın Rasûlü Muhammed’den Rumların büyüğü Herakliyus’a. Hidâyete tabi olanlara selâm olsun. İmdi ben seni İslâm daveti ile davet ediyorum. İslâm’a gir, kurtulursun. İslâm’a gir, Allah sana ecrini iki defa versin. Şayet yüz çevirecek olursan o takdirde halkının günahları da sana aittir.” Mektubun sonuna da bu âyet yazılmıştı. (Müslim’in rivâyetine göre…)

Âyette geçen ‘sevâ’ (eşit)’; kelimesi aynı zamanda adalet ve insaf demektir. Buna göre âyeti şöyle anlamak mümkün: “Davet edildiğiniz şeyi (iman çağrısını) kabul edin. Bu iman çağrısı haktır, dosdoğru ve adaletli bir kelimedir. Nitekim âyet bunu; “Allah’tan başkasına ibadet etmeyelim…” ifadesi ile açıklıyor.

İkincisi; Allah’ın indirdiği hükümlere aykırı olarak insanlara helâl-haram koyanların hükümlerini kabul etmek onları bir anlamda rab (ilah) seviyesinde görmektir. Nitekim Tevbe 9/31. âyette ve Adiyy b. Hatem hadisinde buna işaret ediliyor.

Üçüncüsü; İslâmî daveti kabul etmeyen ehl-i kitaba karşı kimlik ilanı… Mü’minler onlara karşı; “İslâm’a inanmak bizim ayrılmaz özelliğimizdir. Siz de buna şâhit olun. Biz, bu Dinin hükümlerine uyarız. Allah’ın nimetlerini itiraf ederiz ve onlara şükrederiz. Bizler, birileri kendi kafasından bir şeyleri haram, bir şeyleri helâl kıldılar, ya da kafalarından ibadet uydurdular diye onlara uymayız” demeleri tavsiye ediliyor.

Şu örnek oldukça dikkat çekici: Enes b. Mâlik’in anlattığına göre:

–  “Ey Allah’ın Rasûlü, birbirimize karşı eğilelim mi? diye sorduk. (Zira önceki kavimler büyüklerinin önünde secde edercesine eğiliyorlardı)  O;

–  “Hayır” dedi. Biz;

–  “Birbirimizle muânaka (kucaklaşma) yapalım mı?” Resulullah;

–  “Hayır, fakat musafaha yapın” dedi. (Bunu İbni Mâce rivâyet etti) (Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmi’l-Kur’an 1/686)

Müfesirlere göre âyette geçen “ortak kelime; Kelime-i Tevhid- Lâ ilâhe illallah”tır, ya da bu âyette açıklanan esalardır.

“Kimimiz kimimizi Allah’tan başka Tanrılar edinmesin…” ifadesi hakkında üç görüş var:

1. Bazı insanların diğer bazılarına secde etmesidir.

2. Allah’a isyan konusunda insanların birbirlerine itaat etmesidir, uymasıdır.

3. Hristiyanların İsa’ya (as) yaptıkları gibi Allah’tan başkasını Rab edinmektir. (İbnu’l-Cevzî, Zâdu’l-Mesîr, s: 200)

Âyet önce ehl-i kitaba sonra bütün insanlara; Allah’tan uzaklaşıp put, haç, tağut, çakma tanrıları ortak koşmamalarını, insanlardan bazılarına tanrılık özelliği vermemelerini, Allah’a isyan ve günah işleme konusunda birbirlerine itaat etmemelerini veya uymamalarını, kimsenin önünde secde eder gibi eğilmemelerini tavsiye ediyor. Tevhid inancı bunu gerektirir.

Bir görüşe göre insanların birbirlerini rabler edinmelerinden maksat Allah’a isyanda birbirlerine itaat etmeleri veya birbirlerine secde etmeleridir. (Bkz: Tevbe 9/31)

Resulullah’ın Bizans imparatoru ve zamanın Hıristiyanlarının lideri durumunda bulunan Herakliyüs’e yazdığı davet mektubunu, o sırada bulunan ve henüz Müslüman olmayan Ebu Süfyan ile aralarında geçen konuşmayı hatırlayalım. İmam Buhârî bunu uzun bir şekilde naklediyor. (Buhârî, Bed’ul Vahy/6, Tefsir-3/4) (Taberî, İbni Cerir. Câmiu’l-Beyân, 3/299)

Bu âyette çeşitli vicdanların ve milletlerin, farklı dinlerin, çeşitli kitapların hak bir sözde nasıl birleşebilecekleri, İslâm’ın insanlık âleminde ne kadar geniş, ne kadar açık, ne kadar doğru bir hidâyet yolu, bir özgürlük getirmiş olduğu ve artık bunun Arap ve Arap olmayana ait olmadığı tam olarak gösterilmiştir.

“Lâilahe illallah-Allah’tan başka tanrı yoktur”; bütün özgürlük ve eşitlik davasının esası bu bir kelimede toplanır: Birbirimizi rab, (tanrı anlamında) mevlâ, mutlak hükmedici tanımayalım, bütün hareketlerimizi bir Hakk’ın emriyle ve Allah’ın rızasıyla ölçelim. Allah’ı bırakıp da onun gerisinde tanrılar edinmeyelim ve hepimiz O’na kul olalım. (Elmalılı, H. Y. Hak Dini Kur’an Dili (sad.), 2/387)

“Ortak kelime” şu âyetlerde geçtiği gibi bütün elçilerin ortak davetidir:

“Senden önce hiçbir resûl göndermedik ki ona: “Benden başka İlâh yoktur; şu halde bana kulluk edin” diye vahyetmiş olmayalım.” (Enbiyâ 21/25)

“Andolsun ki Biz; “Allah’a kulluk edin ve Tâğut’tan sakının” diye (tebliğ etmeleri için) her ümmete bir elçi  gönderdik…” (Nahl 16/36)

(Bu âyet hakkında uzun ve oldukça faydalı yorum için bkz: Kutub, Seyyid. fî-Zılâli’l-Kur’an, 1/406)

Hüseyin K. Ece

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.