
Bizim vazifemiz, İslam’ı Allah’tan geldiği ve Rasûlullah’ın tebliğ ettiği orijinal haliyle kabullenip yaşamaktır. O, herhangi bir dünya görüşü ve hayat tarzına payanda olarak kullanılmak için gelmemiştir. Çünkü İslam’ın kendisi bir hayat tarzıdır. Onun için makamı, mevkii, rütbesi, unvanı, sosyal statüsü, dindeki yeri ve akademik kariyeri ne olursa olsun hiç kimsenin İslam’ın DNA’sını bozmaya hakkı yoktur. O’nun ilahî kodlarıyla oynamak, kimsenin haddi de değildir, hakkı da!!! Onu asla kendi ideolojisine alet edemez, istismar malzemesi olarak kullanamaz. Ona uyar, onu kendine uydurmaz.
Her türlü istismar kötüdür, çirkindir. Ama dini istismar ederek onun üzerinden geçinmek ve kendi ideolojisine ve çıkarına alet etmek ise daha âdi ve daha alçakça bir iştir. Onu alet ederek taraftar devşirmek, varlığını ondan beslenerek devam ettirmek, dine hizmet edeceğine, dini kendine hizmet ettirmek ve onu tahrif ederek insanları yanlış yola kanalize etmek, haysiyet ve şeref yoksunluğudur, zelilliktir, kepazeliktir.
Özellikle seçim zamanlarında Süleymancı hocaların yaptığı gibi, siyasi hayatı İslamî değerleri yok etmekle geçmiş, Kur’an okumayı yasaklamış, Kur’an öğretmekte ısrar eden hocaları -Konya’da olduğu gibi- darağaçlarında sallandırmış, camileri ahır ve meyhaneye çevirmiş, 18 sene Türkçe ezan dayatmış ve daha nice cürümler işlemiş ve bir parti olmanın ötesinde “Türk’e dinini, dilini ve özünü kaybettirmeye memur bir katliam müessesesi olan” bir siyasi cinayet şebekesine oy vermeleri gerektiğini, müntesiplerine -dini kullanarak- dikte etmek, İslam’ı süfli çıkarlarına alet etmektir. “Hocaefendi hazretlerinin” bu kararına uyulmayacak olsa durumun ne olacağı sorusuna: “Vallahi o zaman kaybeden siz olursunuz. Yani öteki âlemde Allah üstadımızı size gönderdiğinde ne diyeceksiniz?”
Sanki öteki dünyada sorgulamayı üstatları yapacakmış gibi, saf ve bilgisiz insanları yıllarca böyle kandırdılar. Kendi çarpık ve süflî emellerini gerçekleştirmek için müntesiplerini FETÖ vâri böyle haşhâşileştirdiler. Mensuplarının akıllarını çaldılar. Bu din tüccarları kendilerine mensup olanlara ve kayıtsız-şartsız itaat edenlere ahirette kurtuluş vadederken, uymayanlara da mahrumiyet tehdidinde bulunurlar. “Eğer bu karara uymazsanız, yarın ölüp mezara konduğunuzda, Efendi hazretleri sizi münker ve nekir meleklerinin elinden kurtaramaz, kıyamet günü size sahip çıkmaz ve dolayısıyla kaybedenlerden olursunuz” misüllü yalanlarla, Kur’an ve Sünnetten haberi olmayan cahil kitleyi avlarlar. Din üzerinden uydurduğu hurafelerle bir kısım insanları kendilerine kul edinirler.
Bu taraftan ilkel hurafeciler böyle aldatırken öbür taraftan da modernist hurafeciler boş durmazlar. Prof. namlı akademisyenlerden bazısı, İslam’ı yok etme plan ve cinayetleri işleyerek ümmetin başına bela olurlar. Kemalizmle ilgili, ömürlerinde tek cümlelik sistem eleştirisi yapmayıp, geçmiş âlimleri; “Onlar Kur’an’ı hep yanlış anlayıp anlatmışlardır” diye yerden yere vurarak, Kur’an’ın anlaşılmasında Peygambere söz hakkı vermeden kendi oluşturdukları dünya görüşü doğrultusunda tahrifler yaparak Kur’an’ı ideolojilerine alet ederler.
Şunu hiçbir zaman aklımızdan çıkarmayalım ki, din bir emanettir, emaneti de güvenilen âlimlerden almak zorundayız. Laik rejim tarafından satın alınmış, tasmalı, beyni çalınmış, besleme hocalardan veya dini sömürerek semiren din bezirgânlarından din öğrenilmez.
Efendiler! Biz Müslümanlar tek dünyalı değiliz. Bizim iki dünyamız vardır. Akıllı insan, dünyasını imar ederken ahiretini imha etmeyendir. Dünyada kurduğumuz dostluklar, edindiğimiz arkadaşlar, ders aldığımız hoca efendiler, tiryakisi olduğumuz ilim ve fikir adamları, peşinden gittiğimiz kanaat önderleri ve siyasi liderler, bize ahireti unutturmamalı, kıyamet günü Allah ve Rasûlü’nün huzurunda bizi mahcup etmemeli, mahşer meydanında bizden sıvışıp kaçmanın yollarını aramamalı. Dünyada aleyhlerine kimseyi konuşturmadığımız bu önderler, orada bize sahip çıkmalı. Bu konuda bakın Yüce Kitabımız neler buyuruyor?:
“Biz o gün bütün insan gruplarını önderleri ile birlikte huzurumuza çağırırız.” (17/İsra: 71)
“İşte o zaman kendilerine uyulan ve arkalarından gidilenler, uyanlardan hızla uzaklaşır ve azabı görürler. Neticede aralarındaki bağlar kopup parçalanmıştır.” (2/Bakara: 166).
“Onlara uyup arkalarından gidenler: ‘Ah ne olurdu, bir daha dünyaya gitmemiz mümkün olsaydı da, şimdi onların bizden uzaklaştıkları gibi, biz de onlardan uzaklaşmış olsaydık!’ derler. Böylece Allah onlara bütün yaptıklarını hasretler ve pişmanlıklar halinde gösterecektir. Onlar cehennemden çıkmayacaklardır.” (2/Bakara: 167).
“Allah, ‘Sizden önce geçmiş cin ve insan ümmetleriyle beraber ateşe girin’ der. Her ümmet girdikçe kendi yoldaşına lanet eder. Hepsi birbiri ardından cehennemde toplanınca, sonrakiler öncekiler için, ‘Rabbimiz! Bizi sapıtanlar işte bunlardır, onlara ateş azabını kat kat ver’ derler, Allah, ‘hepsinin azabı kat kattır, ama siz bilmezsiniz’ der.” (7/A’raf: 38).
“Yüzleri ateşe çevrildiği gün, ‘Eyvah bize! Keşke Allah’a ve Peygamberine itaat etseydik’ diyeceklerdir.” (33/Ahzab: 66).
“Ve: “Ey Rabbimiz! Doğrusu biz efendilerimize ve büyüklerimize uyduk, onlar da bizi şaşırtıp yolumuzu saptırdılar. Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver, onları büyük bir lanete uğrat diyecekler.” (33/Ahzab: 67-68).
“Derler ki: Ey Rabbimiz! Bunu bizim başımıza kim getirdiyse onun ateşteki azabını kat kat artır.” (38/Sâd: 61).
Bütün bu ayetleri göz önünde bulundurarak, dini kimden öğrendiğimize dikkat etmeliyiz. Etkisinde kalıp peşinden gittiğimiz bu üstat, hoca veya şeyh kabul ettiğimiz kişiler, bizi ideolojileştirdikleri dine çağırarak sırat-ı müstakimden kaydırırlarsa, ahiret manzaramız çok çetin olacaktır. Dünyada asla aleyhine konuşturmadığımız, hatta canımızı bile siper edebilecek şekilde etkilendiğimiz bu beyleri, ahirette, sanki kırk yıllık can düşmanımızmış gibi “cehennemdeki santigrat derecelerini iki kat artırması için” Allah’a yalvaracağız.
Öyleyse iş işten geçmeden, dünyada iken, aklımızı cebine koyduğumuz kişinin ağzından çıkanı tartışılmaz doğrular kabul edip, sorgulamadan hayatımıza giydirerek onun sapıtmalarını din edinirsek, yukarıdaki ayetlerde resmedilen büyük fotoğrafta yerimizi alacağımızdan şüpheniz olmasın. Teemmül oluna.