
Çözülmesi gereken bir sürü problemi olan Türkiye’nin gündemine bakar mısınız? Bir zamanlar Erdoğan’ı iktidardan düşürme uğruna “Kimi hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela” olan bütün muhalif gruplar bir araya gelerek Kemal Kılıçdaroğlu’nu Cumhurbaşkanı adayı olarak seçmişti. Parayla yaptırdıkları anketler onlara öyle gaz verdi ki, %60 oyla Cumhurbaşkanlığı makamını garantilediklerinin sevinciyle yaşadılar. Bir zamanlar merhum Erbakan hocayı hapse tıkmak için Anayasa mahkemesini âdeta mekân tutan CHP’nin başkanı Kılıçdaroğlu’nu “Mücahit Kılıçdaroğlu” sloganıyla karşılayan Saadet Partisi bile “Tayyip düşmanlığı” kiniyle celladına âşık bir tavır sergileyerek bu gürûhun içinde yer almıştı. Şimdi de bu cellatlarına muhabbetleri, ilk günkü samimiyetiyle devam ediyor.
İşte şimdi Özgür Özel-Ekrem İmamoğlu suç örgütünün, pavyonda satın aldıkları delegelerle Alicengiz oyunları kurarak kazandığı 38. Kurultayın, mahkemenin verdiği Mutlak Butlan kararıyla iptal edilmesi sonucu, Kemal Kılıçdaroğlu’nun tekrar partinin başına dönmesiyle takkeler düştü, keller görüldü. Dün Cumhurbaşkanı adayı olarak seçip koskoca Türkiye’yi teslim edecekleri Kılıçdaroğlu’na bugün CHP’yi teslim etmek istemiyorlar. Ve hâlâ teslim etmemek için de her çareye başvuruyorlar. Sokakları kızıştırmaya çalışıyorlar. Asrın soyguncusu hırsız Ekrem’in, Silivri’den kumanda ettiği emanetçi Özgür’ün yanında hizalanarak Türkiye gündemini işgal ediyorlar. Biz burada Kılıçdaroğlu’nun güvenilen biri olduğunu ilan etmiyoruz. İslam’a düşmanlıkta diğerleriyle aynı saftadır. Sadece genel bir değerlendirme yapıyoruz.
CHP yanlılarının üçte biri Kılıçdaroğlu’nun yanında yer alarak; “Hırsızdan, soyguncudan, devletin parasını siyasi ikballeri için peşkeş çekenlerden ve namussuzlardan hesap sorarak arınacağız” demekte. Üçte iki çoğunluk da; “Hırsız da olsa, arsız da olsa, soyguncu da olsa, namussuz da olsa, o bizim adamımızdır, sahip çıkarız. Biz çalsak da hızsız olmayız, içsek de bize sarhoş diyemezsiniz, 21 yaşındaki kadınlarla otelde basılsak da namussuz sayılmayız” diyen akıl tutulması içindeki basiretsiz ve haysiyetsizler de, Özgür’ün yanında yer almakta. Hatta sosyal medyada “Ekrem İmamoğlu, ister hırsız, ister namussuz, hatta ister o…çocuğu çıksın, yeter ki AKP’li çıkmasın” diye paylaşım yaparak sahiplenen beyinsiz sığırlar da var. Sahtekârlıklara, hırsızlıklara, namussuzluklara kör ve sağır kesilerek, “Cambaza bak cambaza” taktiğiyle sokaklarda destek aramaya çalışan basireti bağlanmış, baş gözü açık ama kalp gözü kör bir toplumun ortaya koyacağı tavır ancak böyle olur.
İşte “Din düşmanlığının kalıcı ve kurumsal hali” ve “Türk’e dinini, dilini ve özünü kaybettirmeye memur bir katliam müessesesi” olan CHP’nin kemikleşmiş %25 oy potansiyelinin hâli pür melâli bu.
Hayat Kitabımız Kur’an: “Şüphesiz ki, bir toplum kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.” (13/Ra’d:11) buyurur. Bu demektir ki, “Allah bir millete başkalarına nazaran bazı üstünlükler ve bazı nimetler verdiğinde o millet, şımarır ve ahlâkını bozar da liyakatini kaybederse, Allah nimeti onların elinden alır. Millet kendi üstün meziyetlerini bozmadığı müddetçe Allah, verdiği nimeti onların elinden almaz.” Haliyle değerlerinden uzaklaşarak liyakatini kaybeden bir toplumu da, layık oldukları idarecilerle ve tercih ettikleri sefih insanlarla baş başa bırakacaktır. Çünkü “Nasıl iseniz, öyle yönetilirsiniz.”
Rasûlullah (sav) de bir hadislerinde şöyle buyurur: “İnsanlar üzerine aldatıcı öylesi yıllar gelecek ki, (o zamanda) yalancı adam doğrulanacak, doğru adam yalanlanacak. Hain adama güvenilecek, güvenilir adam da hainlikle itham edilecek. Yine (o devirde) kamu işlerinde “RUVEYBİDA ADAM” söz sahibi olacaktır.
-“Ruveybida adam nedir?” diye sorulunca, Peygamber (sav);
-“Önemsiz, basit, bilgisi kıt, aciz, fâsık ve sefih adamdır” diye cevap verdi.” (İbn Mâce, Fiten, 24; Ahmed, II/291, 338; III/220).
Rasûlullah’ın, “RUVEYBİDA ADAM” dediği; seviyesiz, bilgisiz, aciz, fâsık, sefih, yalancı, değerlerini kaybetmiş, ferasetsiz ve ayak takımı tarafından “dürüst”(!) diye ilan edilmiş şahsiyetsizlerdir. Ona destek verenler de; mürekkep yalamış veya yalamamış, ünlü veya ünsüz, unvanlı veya unvansız ayak takımıdır.
Neden toplumlar böyle RUVEYBİDALARI başlarına seçer? Kur’an ölçeğinde olayı değerlendirelim: Yüce Allah Enfal suresinde: “Ey iman edenler! Eğer Allah’tan sakınırsanız, O, size iyiyi kötüden ayıracak bir kabiliyet/furkan verir; günahlarınızı örter ve sizi bağışlar. Çünkü Allah büyük lütuf sahibidir.” (8/Enfal:29) buyuruyor. Bu ayetin tefsirî açılımı şudur: “Ey iman edenler! Allah’a karşı kulluk sorumluluğunuzu hakkıyla yerine getirir ve yolunuzu Allah’ın kitabıyla bulmaya çalışırsanız, O size hakkı batıldan ayırmaya yarayan bir ölçü, yani ahlakî ve manevî planda değerlendirme yeteneği/Furkan verecek ve kötülüklerinizi silip örtecek, sizi bağışlayacaktır. Çünkü Allah, bağış ve cömertliğinde sınırı olmayandır.”
İşte ayette “ittika” olarak geçen ve bunun anlamını; “Allah’a karşı kulluk sorumluluğunu hakkıyla yerine getirmek” olarak ifade ettiğimiz “Takva”, bozulduğu zaman insanın değer yargıları tersine döner. Takva da ancak ilim, amel ve ihlas ile kazanılabilir. İyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan, güzeli çirkinden ayırt edebilme melekesine “basiret” de denir. Basiretle ilim ve Allah’a kulluk doğru orantılıdır. Basiretini kaybeden kişi, güvenilir kimseyi güvensiz, hain kimseyi güvenilir; yalancı ve sahtekârı dürüst, dürüst ve doğru kimseyi de yalancı sayar. Bu, tam anlamıyla manevi körlüktür.
Eğer insanlar, hadisi şerifte “RUVEYBİDA” diye tabir edilen, değersiz, kişiliksiz, şahsiyetsiz, cahil, ciğeri beş para etmez, hain, hırsız, yalancı, namussuz, düzenbaz, aciz, sefih, fâsık ve karakteri bozuk adamları iş başına getiriyorlarsa, “Allah korkusu” inancını kaybetmiş olmalarındandır. “Takva” dediğimiz bu değeri kaybedenler, beraberinde “Furkan” dediğimiz “İyiyi kötüden, hakkı batıldan ayırt etme” melekesini de kaybedeceği için ayak takımı seviyesine düşecektir. Ayak takımı da kendi gibi ayak takımlarını, Ruveybidaları söz sahibi edecektir.
Böylelikle o toplum, belasını kendi eliyle başına getirmiş olur. Bu bela artık, diğer belaları çeker ve o toplumun âdeta kıyameti kopar. Böyle bir toplumda mal, can, ırz, din ve akıl emniyeti kalmaz. Onun için Rasûlullah (sav); “Emanet zayi edildiğinde kıyameti bekle!” buyurmuştur. Sahabe, “Emanetin zayi edilmesi nasıl olur Ya Rasûlallah?” diye sorunca, “Emanet, ehli olmayana verildiğinde kıyameti bekle!” diye cevap vermişlerdir. (Buhari, İlim, 2 (59).
Devleti; ADALET, LİYAKAT ve EMANET esasları ayakta tutar. Hayat Kitabımızda Yüce Rabbimiz: “Allah size, mutlaka emanetleri ehil olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.” (4/Nisa: 58) buyurmaktadır.
Kendinde olan güzel hasletleri değiştiren, değer yargılarını tersine döndüren, iyi ve kötüyü yanlış algılayan, kısaca furkanını/ayırt etme melekesini kaybeden bir toplum, “hak”tan uzaklaşır, hevâ ve hevesini ilahlaştırır.
İşte bugün toplum olarak içerisinde bulunduğumuz hâli pür melâlimizin gerçek sebebi budur. Kendi değerlerimize düşman, düşmanın değerlerine hayran bir topluma dönüştük. Onun için de yalancı adamları doğru, doğru adamları da yalancı; hain adamları güvenilir, güvenilir adamları da hain ilan etmekteyiz. Öyleyse; “Başımıza her ne gelirse Hak’tandır. Ama geliş sebebi Hak’tan ayrılmaktandır.”
Teemmül oluna!!!