
Soruyorum sevgili anneler, babalar; evdeki o küçük beye, o hanım kıza bir bakın bakalım… Kahramanı kim? Ronaldo mu, Messi mi, yoksa “Örümcek Adam” saçmalıkları mı? En sevdiği şarkıcı kim? Güney Kore’nin o ne idüğü belirsiz, cinsiyetsiz “K-Pop” züppeleri mi? Peki Uhud deyince ne anlıyor? Mus‘ab bin Umeyr dediğinde yüzünde bir ışık yanıyor mu, yoksa duvara bakar gibi mi bakıyor?
Eğer çocuk; kendi tarihine yabancı, ecdadına kör, mukaddesatına sağır yetişiyorsa, kimse kusura bakmasın; biz çocuk değil, İslâm düşmanlarının iştahını kabartacak “pudra şekeri” bir nesil yetiştiriyoruz!
Düşman Pusuda, Cebimizde!
Yıllarca “dış güçler” dedik, “Haçlı zihniyeti” dedik… Adamlar artık gemilerle, toplarla gelmiyor beyler! Artık o meşhur “yumuşak güç” dedikleri nane ile geliyorlar.
Antonio Gramsci denen herif ne diyordu? “Bir toplumu yıkmak istiyorsan kültürünü ele geçir!”
Adamlar tam da bunu yapıyor!
Cebimize koydukları o akıllı telefonlarla, tabletlerle evimizin içine, yatak odamıza kadar girdiler. Biz de “Aman çocuk sussun, oyalansın.” diye o ekranları ellerine verdik.
Sonuç?
Kendi eliyle evladını ateşe atan bir ebeveyn modeli türedi!
Müslüman Görünümlü “Seküler” Proje!
Bakın, burası çok önemli; adamların derdi çocuğu topyekûn ateist yapmak değil. O zor iş!
Onlar daha kurnaz:
“Müslüman kalsın ama iddiası olmasın.” diyorlar.
Namaz kılsın ama “İslâm Devleti” demesin!
Oruç tutsun ama “Şeriat” dediğinde dili dolansın!
Kur’an okusun ama o Kur’an hayata müdahale etmesin!
İstenen tip belli:
Ritüeli var, ruhu yok.
Alnı secdede ama aklı bankadaki faizde, gözü vitrindeki fetişizmde…
İşte bu, İslâm düşmanlarının bayram edeceği nesildir!
Müşteri nefsli, vitrin Müslümanı!
Diploma Çok, Şuur Yok!
Okullara bakıyorsun; özel dersler, kurslar, yabancı diller havada uçuşuyor. Çocuk “atomu parçalamayı” öğreniyor da, “niye yaşadığını” öğrenemiyor!
Evladım; matematik bil ama hesap gününün matematiğini de bil!
İngilizce konuş ama ümmetin mazlumlarının feryadını da duy!
Bir çocuk haftada 40 saat seküler masallarla uyutulup, 1 saat din dersiyle “Müslüman” kalacak sanılıyorsa, bu en büyük ahmaklıktır.
Bilgi var ama hikmet yok.
Dünyalık diploma var ama âhiret yok!
Ey Ebeveyn, Hesabın Ağır Olacak!
“Hepiniz çobansınız…” buyuruyor Efendimiz (s.a.v.).
Çoban mısın, yoksa sürüyü kurda teslim eden bir gâfil mi?
Evladına fâni dünya için sunduğun imkânları, onun kalbine Allah sevgisini ve Resûlullah muhabbetini koymak için de seferber ettin mi; yoksa bütün yatırımın sadece dünyaya mı oldu?
Şikâyet etmeyi bırakın!
Evleri yeniden “Dârü’l-Erkam” yapmadıkça,
Sofrada ayet, gündemde ümmet konuşulmadıkça,
Anne-baba; sadece nasihat eden değil, bizzat yaşayan, ibadetiyle, ahlâkıyla, duruşuyla çocuğa örnek olan ve Allah’a kulluğu fiilen gösteren bir hayat sürmedikçe; yani anne-babanın secdesi evin en güçlü manzarası hâline gelmedikçe bu eğitim tamamlanmış sayılmaz, bu yangın sönmez!
“Ey iman edenler! Siz kendi sorumluluklarınıza dikkat edin. Siz doğru gittiğiniz takdirde yanlış yola sapanlar size zarar veremez.” (el-Mâide 105)
Ya Diriliş, Ya Teslimiyet!
İslâm düşmanlarının istediği nesil; tüketen, unutan, sorgulamayan ve sadece haz peşinde koşan bir köleler yığınıdır.
Buna karşılık bizim ihtiyaç duyduğumuz nesil ise; hak karşısında eğilmeyen, bâtıla karşı “Lâ” diyebilen, kökünü vahiyden, tarihini ümmetin şerefli mirasından alan; Kur’an ve Sünnet ile şahsiyetini inşa eden, izzetini Allah’a kullukta bulan, imanıyla dik duran ve ümmet bilinci taşıyan bir müminler topluluğudur.
Eğer evladın bugün seni değil de elin Batılı figürlerini taklit ediyorsa, otur ve ağla!
Ama sadece ağlamak yetmez; kalk ve o emanete sahip çık!
Unutmayın; düşman bizi yıkamaz, bizi ancak kendi ihmalimiz, kendi vurdumduymazlığımız yerle bir eder.
Seçim senin:
Eğer evladını imanla, Kur’an’la, Sünnet’le, ahlâkla ve izzet şuuru ile yetiştirirsen; o evlat Allah’ın rızasını önceleyen, hakkı ayakta tutan, bâtıla karşı dik duran bir “aslan” olur.
Ama eğer onu ihmal eder, nefse ve dünyaya terk eder, ekranların ve hevasının insafına bırakırsan; o zaman kimliğinden kopmuş, yönünü kaybetmiş, başkalarının kültürüyle şekillenen ve savrulan bir neslin fitnesine kapı aralamış olursun.
Böyle bir nesil ise, haktan ve istikametten uzaklaştıkça hakkı müdafaa edecek bir şuurdan mahrum kalır; bâtılın, fitnenin ve hevânın kuşattığı bir zeminde basiretini kaybeder.
Kalbi zikrullah ile dirilmediği, vahyin nuruyla aydınlanmadığı için furkan melekesi zayıflar; hak ile bâtılı ayırt edemez hâle gelir.
İmanî hassasiyet yerini gaflete, takva şuuru yerini nefsânî arzulara bırakır.
Neticede böyle bir insan, hidâyet çizgisinden uzaklaşmış bir şekilde dalâlet rüzgârları arasında savrulur; ümmet bilincinden koparak, fitneler karşısında metanetini ve muhafaza gücünü yitirir.
Unutma ki; evlatların için harcadığın mesai, yaptığın yatırım, aslında kendi ebediyetin için verdiğin sınavdır.
Eğer bugün evinde secde izi, dilinde Allah kelamı, gönlünde ümmet derdi yoksa; yarın mahşer meydanında evladının şikâyetçi bakışları altında ezilmekten kaçamazsın.
Dünyalık rütbeler için gösterdiğin titizliği, onun ruhundaki îman kalesini tahkim etmek için göstermediğin sürece elinde kalan sadece yaldızlı bir hüsran olacaktır.
Şimdi vakit; ekranların gürültüsünü kısıp, kalbin şifâsını arama vaktidir.
Vakit; modern çağın putlarını devirip, evlatlarımızı yeniden İslam’ın nuruyla buluşturma vaktidir.
Yarın çok geç olmadan, “Göz aydınlığım olsun.” diye dua ettiğin evladının, ebedî ateşine yakıt olmasına müsaade etme!
Vesselâm.