islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
17,9580
EURO
18,5329
ALTIN
1.032,04
BIST
2.868,44
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
30°C
İstanbul
30°C
Açık
Cuma Açık
30°C
Cumartesi Açık
30°C
Pazar Az Bulutlu
28°C
Pazartesi Az Bulutlu
28°C

İnsan Olmak

İnsan Olmak
12.02.2022
A+
A-

Ünlü bir düşünür, “insan, insan olarak doğmaz, insan olunur” der.   Bunun anlamı, insanın olgunlaşmış bir varlık olarak  dünyaya gelmediği,  fakat olgunlaşma potansiyeline sahip  bir varlık olarak dünyaya gelmiş olduğudur. Bu nedenle insanın  olgun bir varlık olabilmesi için, “olma” sürecini yaşaması gerekmektedir. Bitki ve hayvan, dünyada geldikleri anda ne ise öldüklerinde de o dur. İnsan ise, insan olma  potansiyeli ile dünyaya geldiği için, tercihleri ve çabaları  nispetinde  insan olmaktadır. Zira bir kişinin insan  olarak doğması, onu insan yapmamakta, insan olma çabası sonucunda insan olabilmektedir.  İnsanı değerli kılan da  onun bu  çabasıdır.

İnsan yaratılışı itibariyle  sosyal bir varlıktır, bu nedenle tek boyutlu değil, çok boyutludur. Çünkü o, biyolojik, sosyal ve kültürel niteliklere sahip olan tek canlıdır. İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli özelliği de onun bu fıtrî yapısıdır. Bu fıtrî yapı düalist(ikili)tir. İnsan bir yanda ilgi, sempati, sevgi, saygı, anlayış, ihsan, merhamet, onur, tevazu, af etme, adalet gibi olum­lu duygulara sahip iken; diğer yanda antipati, kibir, kin, nefret, haset, gurur, öç alma gibi olumsuz duygulara da sahiptir. İnsanın, sahip olduğu bu ve benzeri binlerce duygunun yanında ayrıca akıl, irade ve vicdan gibi yetileri de mevcuttur. Bu yetileri sayesinde insan, seçme hürriyetine ve iş yapma gücüne sahiptir.   Kur’an’da yer alan bilgilerden anlıyoruz ki insan; nankör, aceleci, zayıf, kıskanç, azgın, tartışmacı, zorluklara katlanabilen, riyakar, cimri, hasetçi ve kibirli olmaya ve bunlardan da korunmaya müsait fıtri bir yapıya sahiptir.  Bu nedenle her insanın işleri farklı farklıdır (Leyl,92/4) ve her insan   fıtri  yapısına uygun işler yapmaktadır (İsra,17/84). Zira Allah Tealâ, insanı –imtihan gereği-  kötülük yapma ve kötülükten sakınma yeteneği ile yaratmıştır. Bu nedenle kötülük yapan herkes  hüsrana uğramakta, kötülüklere bulaşmayan ve  kendisini koruyan kimseler ise  kurtuluşa ermektedir (Şems,91/8-10).

Bu bağlamda Yüce Yaratıcı, insanın  iyiye, güzele, doğruya yönelme potansiyeli ile dünya getirdiğini,  ancak bu potansiyelini kötüye kullananların da olduğunu  açıklar. “And olsun ki biz insanı en güzel şekilde yarattık, sonra onu aşağıların en aşağısına indirdik, “(Tin,95/4-5) âyeti bunu ifade eder. Ahsen, en güzel; takvim ise, eğriyi doğrultmak, kıvama, nizama koymak, değer biçmek ve kıymetlendirmek an­lamlarıma gelmektedir. Bundan maksat ise, insanın doğuştan  sahip olduğu  anatomik, fizyolojik, biyolojik ve psikolojik yapısıdır. Zira Allah, insanı yaratırken, ona şekil vermiş ve ruhundan üflemiştir. İnsan bedeni ile toprağa aitse de, ruhu ile de  Allah’a aittir. Bu nedenle insan, Allah’ın kendisine verdiği fıtrî yetileri, iyide, güzelde, doğruda kullandığında iyi insan olmakta; kötüye, çirkin şeylere, yanlışa ve haksızlığa yöneldiğinde ise aşağıların  aşağısına indi­rilmeyi hak etmiş olmaktadır.

M. Hamdi Yazır’a göre, “ahsen-i takvim” den maksat insanın “Gerek fizikî ve cismanî bakımdan, gerek ahlak ve maneviyat itibariyle ruhani bakımdan, insan en güzel bir  kıvama erebilecek en güzel bir biçimde yaratılmış”[1] olmasıdır.  “Esfel-i safilin” ile ilgili yorumu ise şöyledir:

“ Maddeten,  manen kötülenmiş en sefil bir halde Cehenneme veya Cehennemin en aşağı tabakasına doğru ittik, temizlik yerine eğrilik, güzellik yerine  çirkinlik, terakkî yerine tedennî, sıhhat yerine za’f-ü maraz, gençlik yerine kocalık, sa’y-ü amel yerine atalet, hürriyet yerine esaret, refah yerine darlık ,izzet yerine zillet, lezzet yerine elem ile erzeli ömre, ondan hayata mukabil ölüme, çürüyüp kokmaya, ondan kıyamete, Dünyaya mukabil Cehenneme veya Cehennemin en alt tabakasına doğru kaktık”[2]

Hamdi Yazır’n bu yorumuna  benzer şekilde, ahsan-i takvîm” lafzının, “gençlik ve dinçlik çağı”; “esfel-i sâfilîn” lafzının ise “yaşlılık ve bunama çağı” (erzel-i ömür) olarak yorumlandığı da  görülüyor. Bu yorumun,  “Kime uzun ömür vermişsek, (gücünü ve kuvvetini alarak) zamanla onun yaratılışını tersine çeviririz.(Yasin,36/68) ayeti ile  uyumlu bir görünüm arz ettiği de söylenebilir.

Ünlü sofi N. Dâye’ye göre ise insanın “ahsen-i takvim” olarak yaratılması, ruhunun ahsen-i takvim olması demektir. Zira beden ilâhî feyzi almaya müsait değildir. İlâhî feyzi al­maya ve kabule müsait olan sadece insan ruhudur. O nedenle en güzel olan şey, ruhtur. Efsel-i sâfilîn ise bedendir. İnsanın esfel-i sâfilîne reddi, ruhun bedene gönderilme­si anlamındadır. Çünkü ruh, emirle cesede yönelir ve cesedin terbiyesi ile meşgul olur. Zira kâinatta değerli ve değersiz ne varsa cesette de o vardır. Cesedi değerli kılan ve kılacak olan ruhtur. Ruh da ahsen-i takvîm’dir.[3] 

Bu yorumlardan da anlaşılıyor ki, insan olarak doğmak başka, insan olmak daha başkadır. İnsan olarak doğmada insanın iradesi yoktur,  ama insan olmasında iradesi vardır. Bu nedenle insan sözcüğü  verilmiş  bir kimliği, “insan olma” ise  kazanılmış bir kişiliği  ifade eder.  İnsanı değerli kılan da ondaki bu “insan olma” niteliğidir. Bu nedenle Kur’an’ın  vurgusu da kimlikten ziyade, kişiliğe yöneliktir.

Nasıl bir mümin, nasıl bir kul ve nasıl bir insan olunması gerektiğine yönelik Kur’an’da yer alan  bilgilerin tümü, kişilikle ilgili bilgilerdir. Mesela duamız olmasaydı Allah katında bir değerimizin olmadığını  ifade eden  ayet, (Furkan,25/77) ile  üstünlüğün  ancak takvada (Hucurat,49/13) olduğunu  ifade eden  ayette olduğu gibi. Nitekim suç veya günah işlemekten sakınma tavrı demek olan “takva” da bir kimlik değil, kişilik özelliğidir. Bu nedenle insanın kişiliği, kimliğinden öte  bir  önemi  haizdir.  Kişiliği  olmayan  bir insanın, sureta insan olmasının  da bir önemi  yoktur.

Yüce Yaratıcının  insanı, insan olarak  yaratması  hiç  şüphesiz onun için  bir  onurdur, ama   insanın da  kendisine bahşedilen  bu onura layık olacak  davranışlarda  bulunması ve onu hak etmesi/kazanması  gerekmektedir.  Bunun için de insan,  fıtrî yetilerini  şerde değil  hayırda ve Yüce Yaratıcının  arzu ettiği istikamette kullanmalıdır. Bir başka ifade ile insan, sadece insan kimliği ile yetinmemeli, aynı zamanda insan kimliğinin gerekli kıldığı kişilik özelliklerine de sahip olmalıdır. Nasıl bir insan olduğunu düşünmeli  ve  davranışlarını sorgulamalıdır. Başkalarını suçlamadan önce kendi hatalarını görmeye ve düzeltmeye çalışmalıdır. “Ben  nerede hata ettim” diyerek kendisini sorgulayan kişi,  “insan olma” yoluna girmiş ve ilk adımı atmış demektir.  Hz. Yusuf gibi “ Ben nefsimi temize çıkarmam” ( Yusuf,12/53)  demesini bilmeli ve dolayısıyla “arzularını tanrı”(Furkan,25/43)       edinmemelidir.  İnsanın kendini sorgulaması zordur ve  başkalarını sorgulamak kadar kolay değildir. Zira böyle bir sorgulama, sağlam bir  irade ve doğru tercihlere dayalı  gayret ister. İnsan olmayı öğrenmek ancak böyle  mümkündür.  Bunun için de bilgi ve bilinç  sahibi olmak, bilgi sahibi olmak için de öğrenmek gerekmektedir.   Nitekim Kur’an’da bir taraftan  “bilenlerle bilmeyenlerin bir olmadığı” (Zümer,39/9)   ve “ “bilmediğimiz  şeylerin ardına  takılıp gitmememiz gerektiği” ifade   edilirken (isra,17/36);  diğer taraftan  da Hz. Nuh’a “cahillerden olmaması öğütlenmekte” ( Hûd,11/36) ve Hz. Muhammed’den de “ilminin artması için Rabbine dua etmesi” (Taha,20/114) istenmektedir.  Bu da gösteriyor ki, şayet bir insan, “insan olmak” istiyorsa, tıpkı öğrenmeyi öğrenme gibi insan olmayı da  öğrenmelidir.  


[1] Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, İstanbul, 1938, 8/5936.

[2] Elmalılı 8/5938.

[3] . Ebu Bekr Abdullah b. Şahaver er-Razi (N. Daye),Menaratu’s Sairin ve Makamatu’t Tairin,Tahkik Said Abdülfettah, Kahire,1999 s.231-245.

Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.