islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
47,7144
EURO
55,1170
ALTIN
6.731,41
BIST
13.811,60
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
30°C
İstanbul
30°C
Parçalı Bulutlu
Salı Az Bulutlu
29°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
30°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
30°C
Cuma Parçalı Bulutlu
28°C

İSLÂM’IN HÂKİMİYET TALEBİ ÜZERİNE

İSLÂM’IN HÂKİMİYET TALEBİ ÜZERİNE
10/06/2026 10:02
A+
A-

İSLÂM’IN HÂKİMİYET TALEBİ ÜZERİNE

Kanaatimize göre Kur’an’da bazı ayetler hâkimiyet mücadelesi vermenin zorunluluğunu bildirmektedir. Dileyen araştırmacılar, Bakara suresi 193, Enfal Suresi 39, Tevbe Suresi 33, İsra Suresi 80, Nur Suresi 55, Hac Suresi 41, Fetih Suresi 28 ve Saf Suresi 9. Ayetlere bakabilirler. Klasik tefsir kaynaklarında bu ayetlerle ilgili çok önemli yorumlar vardır. Bütün bu ayetleri içselleştiren Peygamber Efendimizin de Mekke döneminin başından beri hâkimiyet mücadelesi verdiği ve Medine’de bir İslâm devleti kurmayı başararak ümmetine örnek olduğu unutulmamalıdır. Dolayısıyla iktidar istemi başta Hz. Muhammed (s.a.v.) olmak üzere bütün peygamberlerin ortak sünnetidir. Konuya dolaylı yoldan işaret eden ayetleri de sayacak olursak dinin iktidar mücadelesi ile ilgili ayetlerinin sayısını daha da çoğaltmış oluruz.

Tarihte bildiğimiz bütün toplumları incelediğimizde görürüz ki hepsi de iktidar mücadelesi vermişlerdir. Mutlak cahiliye ve şirk cahiliyesi iktidar mücadelesi veren toplumların tipik örnekleridirler. Başka formlara bürünerek ve modernize olarak bugün de bu iki cahiliye, iktidar mücadelesine kilitlenmiş vaziyettedirler. Kapitalist-sosyalist, sağ-sol tezahürleri şirk cahiliyesinin ülkelere göre aldığı isimlerdir. Temsilciliğini Amerika’nın yaptığı New York’taki Dünya Ticaret Merkezi, siyasal şirki iktidar yapabilmenin yörüngesini belirlemiştir. Önemli olan paranın dümenini bunlara teslim ederek sahnede yer almaktır. Paranın dümenini Amerikan merkezli Dünya Ticaret Merkezine teslim ettikten sonra yönetimin liberal, komünist hatta şeriat (!) olmasının hiç önemi yoktur. Onlarda biliyorlar ki insanlar ve toplumlar dünya finans sisteminin bir parçası olduktan sonra Müslümanlıkları sadece şekildedir; reel değildir. Eğer bu yörüngede hareket edecekseniz ve dışarı çıkmayacaksanız iktidar yolu size her an açıktır. Şayet dışarı çıkacak ve yörünge siyasetine karşı gelecek ve kendinize ait değerleri öne çıkaracaksanız meşruiyetinizi kaybedersiniz. Her türlü komploya açıksınız ve hiçbir güvenliğiniz yoktur. İktidar yolu yörüngeye girip ehlileşene kadar size kapanmıştır. Bazı durumlarda da sözde iktidar yolunu kapattıklarıyla iktidar yolunu açmak istediklerini terbiye edebilirler. Kısacası, marjinal kesimleri üretip kullanmak da emperyalizmin taktiklerindendir.

Halkı Müslüman toplumlardaki Müslümanlar bir oyunun içerisine sarılmış gitmektedirler. Daha açık bir ifade ile oyunun bir parçası olmuşlardır. Bu nedenle bizim toplumlarımızdaki siyaset komedi gibidir. Tahterevalli ve yörünge siyasetidir. İslâmî ciddiyet ve duyarlılıktan uzaktır. Bizim bu ifadelerimiz, Müslümanları en şerefli ilim olan adil siyasetten soğutmaya yönelik değildir. Zira adil siyaset Allah’ın emridir. Amacı hayatı Allah’ın buyruklarıyla anlamlandırmaktır. Müslümanlar olarak biliyoruz ki insanları iktidar ve hâkimiyet mücadelesi vermekten men eden yalnızca ruhbanlık anlayışıdır. Papazlık medeniyetidir. O bile günümüzde kapitalizmin egemenliği için çalışmaktadır. Dileyenler “Protestan Ahlakı” konusunu inceleyebilir. Vatikan’ın siyasi yönünü araştırabilir. Bizim gayemiz, Müslümanları alternatif siyaset yapmaya ve dünya sistemine karşılık yeniden kendi medeniyetimizi inşa etmeye teşviktir. Bu amacın gerçekleşmesi için de siyaset teorimizi ve pratiğimizi yenilemek zorundayız. “Ahkâm-ı Sultaniye” üzerinden alternatif siyaset yapmak ve yeni bir siyaset dili üretmek oldukça zordur.[1] Fakat şu bilinmeli ki 200’den fazla velayetle ilgili ayetin varlığı ve konuyla ilgili Peygamberimizin hadis külliyatı içerisindeki buyrukları, Müslümanlara alternatif siyaset yapma imkânını her zaman verir. Bunun anlamı şudur; dünya sisteminin tek alternatifi İslâm’dır. Sadece istenen, Müslümanların kendilerine oynanan oyunun farkında olmaları ve kendi kaynakları üzerine yoğunlaşarak alternatif siyaset taleplerini sistematik hâle getirmeleridir. Yörünge siyasetine de inanmamaları ve bel bağlamamalarıdır. Onu meşrulaştırmak için dini de istismar etmemeleridir. Şu hususu esefle belirtelim ki Müslümanlar kadim dönemlerde zalim siyasetle kuşatıldıkları için yukarıda bahsettiğimiz velayetle ilgili ayetlerin yorumunu bile Kur’an’ın ruhuna uygun biçimde tefsir edememişlerdir. Velayetle ilgili ayetlerin tamamı siyasal velayetle ilgilidir. Tasavvufi velayete indirgenmeyecek kadar da ciddidir. İnancımıza göre, siyasal velayette istikameti bulamayanlar tasavvufi anlamda asla veli olamazlar.

Velâyetle ilgili ayetlerin dinin ruhuna uygun yorumu, zalim siyaseti sorgulamayı emrettiği için ulemamız sindirilmiştir. Bunun en önemli kanıtı, kadim dönemlerde velayetle ilgili ayetlerin tefsirinin diğer ayetler gibi yapılamayışıdır. Anladığımız kadarıyla ulemamız zalim siyasetle hesaplaşmayı göze alamamıştır. Bu tespiti onları kınama bağlamında yapmıyoruz. Siyaset tarafından ulema sindirilmiştir. Sindirilemeyenler de siyaseten veya başka bir gerekçe ile katledilmişlerdir. Böyle ciddi bir konunun anahtar kavramı olan “veli”ye bugün bile meallerde “dost, sevgi” anlamlarının verilmesi ilmi ciddiyetimizle (!) alakalıdır. Kadim dönem ulemasını fütursuzca tenkit eden bazı akademik zevatın, ağızlarını doldurarak “İslâm’ın iktidar talebi yoktur” diyerek aynı mücadeleden kaçmış ve selameti dünya sistemine teslimiyette bulmuştur. Onlar da velâyetle ilgili ayetlerle alakalı sadra şifa bir açıklamada bulunmamışlardır. “İslâm’ın iktidar talebi yoktur” şeklindeki hüküm cümlesi, Allah adına söylenmiş bir sözdür. Allah’a iftiradır. Dini tamamen mahkûm etmeyi ve edilgen duruma düşürmeyi amaçlamaktadır. Batı medeniyetinin ayakta durması; tıkanma noktalarının tedavisi üzerine fikir imal ederek, siyaseti bu çerçevede yaparak Müslüman olunmaz. Yeni bir medeniyet ve siyasette inşa edilmez. Böyle bir yaklaşımla Müslümanlar ne kendilerinin ne de tarihin öznesi olamazlar.

İslâmî siyaseti velayetle ilgili ayetlerden yola çıkarak tanımlarsak; İslâmî siyaset veli belirleme eylemidir. Bu işi yaparken Allah’ın sevdiği nitelikteki kişileri Kur’an’dan iyi tanıyıp siyaseti onlarla yapmamız gerekir. Kur’an’a göre Allah Teâlâ; ihsan edenleri,[2]tevbe edenleri,[3] madden ve manen temizlenenleri,[4] muttakileri,[5] sabredenleri,[6] tevekkül edenleri,[7] adaletle hükmedenleri[8] ve cihad edenleri sever.[9] Kısacası Yüce Allah tevhid ehlini sever; hiçbir kâfir ve zalimi sevmez. Allah Teâlâ’nın sevdikleri kimselerle siyaset yapmak ne kadar önemli ise sevmediklerinden uzak durup velayeti onlara teslim etmemekte o kadar önemlidir. Rabbimiz Kur’an’da sevmediği kimselerin niteliklerinden de bahsetmiş ki Müslümanlar en azından yönetim erkini onlara teslim etmesinler. Hatta Allah’ın sevmediği kişilere siyasal hâkimiyet vermekle iman arasında ilgiler kuran İslâm, kendileriyle velâyet bağının zayıfladığı veya olmadığı grupları şu kavramlarla ifade etmiştir: Haddi aşanlar,[10] fesatçılar,[11] günahkâr nankörler,[12] kâfirler,[13] zalimler,[14] böbürlenip övünenler,[15] günahkârlar,[16] çirkin ve kırıcı söz söyleyenler,[17] fesat çıkaranlar, bozguncular,[18] israf edenler,[19] kibirlenenler,[20] hainler[21] ve şımarıklar.[22] Allah’ın sevmediği bu gruplara velayeti teslim edip sonrada onlara övgüler yağdırmak ve batıl üzerine bina edilmiş mülklerinin bekası için çalışmak Müslümanca bir davranış değildir. Hz. Peygamber bu tür kötü idarecilerin durumlarını şöyle açıklamıştır: “Her şeyi bozup fesada veren bir afet vardır. Dinin afeti ise kötü idareciler vasıtasıyla olur.”[23] Bu tip idarecilerden endişesini; “ Sizin hakkınızda en korktuğum şey doğru yoldan (ve düşünceden) ayrılmış idarecilerdir.”[24] Şeklinde dile getiren Peygamber Efendimiz, zalimlerle ve kâfirlerle ortak siyaset yapılmamasını ise şu evrensel ifadesiyle hükme bağlamıştır: “ Her kim ki bir kimsenin zalim olduğunu bilerek ona yardım etmek kastıyla ortak hareket edecek olursa böyle bir kimse kesinlikle İslâm’dan çıkmıştır.”[25] Yukarıdaki ifadelerden de anlaşılıyor ki siyaset bir amacı gerçekleştirmek uğruna yapılır. Kur’an bu amacı makro plânda açıklamıştır: “Fitnenin olmadığı bir toplumsal yapıyı[26]  inşa etmektir. Böyle bir yapının inşasında siyasetin değil varlığını, zorunluluğunu Hz. Ali şöyle açıklamıştır: “Mülk (siyaset) ve din kardeştirler. Biri diğerinden müstağni değildir. Din esastır; temeldir. Siyaset ise bekçidir. Temel olmadığında bina yıkılır; bekçi olmayınca da (din) zayi olur.”[27] Hz. Ali Efendimiz bu tarihi açıklamasıyla siyasetin görevini de açıklamıştır. Siyasetin görevi; dine sahip çıkmak ve onu korumaktır. Bütün bu gerekçelerden dolayı din dilinde fasık ve zalim yöneticiler övülmez. Bunun ne Kur’an-ı Kerim’de, ne de sünnette örnekleri yoktur. Peygamber efendimiz zalim siyasete tavrını şu buyruğu ile ortaya koymuştur. “Zalimlerin bekası için dua edenler, Allah’ın mülkünde O’na isyana rıza gösterenlerdir.”[28] Nebevi buyruktan hareket eden hiçbir şuurlu Müslüman, kâfirleri ve zalimleri hayırla anmadığı gibi onların ölmüşlerine, “mağfur, merhum” yakıştırmasını da yapmaz. “Rahmetli” diye cümleler kurmaz.

Dipnotlar

[1] Bu ifademizle Ahkam-ı Sultaniye’yi küçük gördüğümüz sanılmasın. Bizim düşüncemiz, geçmişte önemli siyasi çalışmaların yapılmasına kaynaklık eden bu eserlerin göreceli olduğunu belirtmektir. Yeni durumlar karşısında rabbani ulemanın bir araya gelerek dünya sistemine karşı yeni siyaset projeleri hazırlaması, dünya sistemine Müslümanları kaptırmamasıdır. Çünkü bu kapılmanın itikadi sonuçları vahimdir.
[2] Bak:Bakara 2/193; Âl-i İmran 3/134,148.
[3] Bak:Bakara 2/222
[4] Bak:Bakara 2/222; Tevbe 9/108
[5] Bak:Âl-i İmran 376; Tevbe 9/4,7.
[6] Bak: Âl-i İmran 3/146
[7] Bak: Âl-i İmran 3/159
[8] Bak: Maide  5/42; Mümtehine 60/8
[9] Bak: Saf 61/4
[10] Bak: Maide 5/3,87
[11] Bak: Bakara 2/205
[12] Bak: Bakara 2/276
[13] Bak: Âl-i İmran 3/32;Rum 40/35
[14] Bak: Âl-i İmran 3/57,140
[15] Bak. Lokman 31/18
[16] Bak: Hac 22/38
[17] Bak: Nisa 4/148
[18] Bak: Maide 5/64
[19] Bak: Enam 6/141
[20] Bak: Nahl16/23
[21] Bak: Maide 5/58
[22] Bak: Kasas 28/76
[23] Suyuti, Celaleddin, Cami’u-s Sağir, c. II, s. 448.
[24] Darimi, Sünen, Rikak, c.II, s. 401
[25] İbni Kesir, Cami’u-l Mesanid, c. I, s. 427; Heysemi, Zevaid, c. IV, s. 205.
[26] Bak: Enfal8/39
[27] el-Hanbeli, Muhammed b. Muflih, Adab-ı şeriyye, c. I, s. 179.
[28] Zemahşeri, Keşşaf, c. II, s. 418.

Mehmet Sürmeli

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.