islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
48,4390
EURO
56,2357
ALTIN
6.890,13
BIST
14.012,42
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
28°C
İstanbul
28°C
Parçalı Bulutlu
Cumartesi Açık
30°C
Pazar Parçalı Bulutlu
30°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
27°C
Salı Parçalı Bulutlu
25°C

İSLAM’IN LAİKLİĞE İTİRAZI

İSLAM’IN LAİKLİĞE İTİRAZI
12/07/2026 09:15
A+
A-

İSLAM’IN LAİKLİĞE İTİRAZI

İslam’ın laikliğe yönelik itirazı, çoğu zaman yanlış anlaşılmaktadır. Bu itiraz, belirli bir siyasi partiye, bir toplumsal kesime veya herhangi bir millete karşı geliştirilmiş bir tepki değildir. Aynı şekilde mesele, sadece anayasalarda geçen bir kelimeye duyulan rahatsızlık da değildir. İslam’ın itirazı, çok daha temel bir noktada başlar: Hayatın ölçüsünü kim belirleyecektir? İnsan mı, yoksa insanı yaratan Allah mı? İşte bütün tartışmanın merkezinde bu soru vardır. Kur’an’ın ortaya koyduğu tevhid anlayışı, Allah’ın yalnızca yaratıcı olduğunu değil; aynı zamanda hüküm koyan, yol gösteren ve insanlar için helali, haramı, adaleti ve hakkı belirleyen yegâne otorite olduğunu bildirir. Bu sebeple Müslüman için din, yalnızca vicdanda yaşanan bir inanç değildir; aynı zamanda hayatın bütün alanlarını kuşatan ilahi bir rehberdir.

Kur’an’ın ilk muhatapları olan Mekke müşrikleri de Allah’ın yaratıcı olduğunu inkâr etmiyorlardı. Onların temel problemi, Allah’ın hayat üzerindeki hükümranlığını kabul etmemeleriydi. Kendi geleneklerini, kabile çıkarlarını ve beşerî hükümlerini vahyin önüne geçiriyorlardı. Kur’an’ın daveti ise yalnızca putların kırılmasına değil, insanın kendisini mutlak ölçü hâline getirmesine de karşıydı. Bu sebeple tevhid, sadece “Allah vardır.” demek değildir. Tevhid aynı zamanda, hayatın hangi ölçülerle düzenleneceğini belirleme hakkının nihai olarak Allah’a ait olduğunu kabul etmektir. Kur’an’da, “Hüküm yalnız Allah’ındır.” buyurulurken, mesele yalnızca mahkeme kararları değil; insan hayatına yön veren bütün ölçülerdir.

Bu noktada İslam’ın laikliğe yönelik eleştirisi, insanların inanç özgürlüğünü ortadan kaldırmaya yönelik bir çağrı değildir. Esas itiraz, dinin hayatın dışına itilmesi ve vahyin bireysel alanla sınırlandırılması anlayışınadır. İslam’a göre Allah, insanı sadece nasıl namaz kılacağını öğretmek için vahiy göndermemiştir. Kur’an; ticaretten mirasa, aile hukukundan yetim hakkına, kamu emanetinden savaş hukukuna, adaletten sosyal yardımlaşmaya kadar birçok konuda ilkeler ortaya koymaktadır. Eğer vahiy yalnızca ibadetlerle sınırlı kabul edilirse, Kur’an’ın hayatı kuşatan yönü büyük ölçüde daraltılmış olur. Müslümanın bu konudaki hassasiyeti de tam burada ortaya çıkar. Çünkü onun nazarında vahiy, hayatın herhangi bir bölümüne ait değil, hayatın tamamına rehberlik eden ilahi bir ölçüdür.

Bugünün dünyasına bakıldığında, teknolojinin gelişmesi, şehirlerin büyümesi ve ekonomik imkânların artması insanlığın bütün sorunlarını çözmemiştir. Güçlü hukuk sistemlerine sahip olduğu düşünülen toplumlarda da yolsuzluk, ailelerin parçalanması, yalnızlık, gelir adaletsizliği, çevre tahribatı, savaşlar ve insan onurunu zedeleyen uygulamalar devam etmektedir. İslam, bu tabloyu sadece kanun eksikliğiyle açıklamaz; ahlaki ölçülerin zayıflamasıyla da ilişkilendirir. Kur’an’ın teklif ettiği düzen, hukuku ahlaktan, ahlakı da Allah’a karşı sorumluluk bilincinden koparmamayı amaçlar. İnsan yalnızca cezadan korktuğu için değil, Allah’ın kendisini gördüğüne inandığı için de haksızlıktan uzak durmalıdır. Bu bilinç, İslam’ın toplumsal düzen anlayışında merkezi bir yere sahiptir.

Müslümanların bu konu üzerinde ısrarla durmasının bir diğer sebebi de din anlayışının zamanla daraltılmasıdır. İslam tarihi boyunca birçok âlim, dinin yalnızca ibadetlerden ibaret olmadığını, adaletin, emanetin, doğruluğun ve kul hakkının da dinin ayrılmaz parçaları olduğunu vurgulamıştır. Bir toplumda insanlar namaz kılıyor olabilir; fakat kamu malı korunmuyor, liyakat gözetilmiyor, rüşvet yaygınlaşıyor, güçlü olan zayıfın hakkını kolayca çiğneyebiliyorsa, Kur’an’ın adalet çağrısı tam anlamıyla hayata geçirilmiş sayılmaz. Bu nedenle Müslüman, dinini sadece bireysel ibadetlerle sınırlı görmez; toplumsal sorumluluklarını da kulluğunun bir parçası kabul eder.

İslam’ın üzerinde durduğu bir başka ilke de emanet ve liyakattir. Bir görevin ehline verilmesi, yöneticinin hesap verebilir olması, zayıfın hakkının güçlüye karşı korunması ve adaletin herkes için eşit uygulanması, Kur’an ve sünnette güçlü biçimde vurgulanır. Bu ilkeler yalnızca geçmiş toplumlar için değil, bugün de geçerlidir. Kamu görevlerinde ehliyetin gözetilmesi, mahkemelerde tarafsızlığın korunması, ticarette dürüst davranılması ve insanların inançları sebebiyle haksızlığa uğramaması gibi konular, İslam’ın adalet anlayışının güncel yansımalarıdır. Bu bakımdan Müslüman, sadece kendi hakkını değil, başkasının hakkını da savunmayı dinî bir sorumluluk olarak görür.

Hz. Muhammed’in Medine’de kurduğu toplum düzeni de bu açıdan dikkat çekicidir. O, farklı inanç gruplarıyla yapılan anlaşmalarda onların can ve mal güvenliğini korumuş; adalet ilkesini yalnızca Müslümanlar için değil, toplumun bütün kesimleri için uygulamıştır. Bu örnek, İslam’ın adalet anlayışının yalnızca kendi mensuplarına yönelik olmadığını gösterir. Aynı zamanda yönetimin temelinde hesap verebilirlik, istişare ve emanet bilincinin bulunması gerektiğini de ortaya koyar. Müslümanların İslami yönetim anlayışını savunurken bu ilkeleri merkeze almaları, tarihî uygulamalardaki eksikliklerle dinin ortaya koyduğu ilkeleri birbirine karıştırmamaları önemlidir.

Peki, Müslümanlar neden bu meseleye karşı duyarsız kalmamalıdır? Çünkü bir Müslüman için tevhid, sadece dil ile söylenen bir inanç cümlesi değildir; hayatı yönlendiren temel ilkedir. Eğer Allah’ın rehberliği yalnızca belirli alanlarla sınırlandırılırsa, din zamanla hayatın merkezinden uzaklaşır ve yeni nesiller onu yalnızca kültürel bir miras gibi algılamaya başlayabilir. Bu nedenle Müslüman, dinini korumanın sadece ibadetlerini sürdürmekten ibaret olmadığını; adaleti, doğruluğu, emaneti ve kul hakkını da aynı hassasiyetle savunmayı gerektirdiğini düşünür.

Bugün üzerinde düşünülmesi gereken asıl soru şudur: İnsan hayatını yönlendirecek nihai ölçü nedir? Güç mü, çoğunluk mu, çıkar mı, yoksa değişmeyen ahlaki ilkeler mi? İslam, bu soruya vahiy eksenli bir cevap verir ve insanın hem bireysel hem toplumsal hayatında Allah’ın rehberliğini esas almasını ister. Bu sebeple İslam’ın laikliğe yönelik eleştirisi, bir kavram tartışmasının ötesinde, insanın hayatını hangi değerler üzerine kuracağına ilişkin temel bir dünya görüşü tartışmasıdır.

Müslümanların bu mesele üzerinde durmasının sebebi, herhangi bir siyasi tartışmayı büyütmek değil; inançlarının hayata dair iddiasını korumaktır. Onlar için Kur’an yalnızca okunan bir kitap değil, yaşanması hedeflenen bir rehberdir; sünnet yalnızca tarihî hatıralar değil, adalet, merhamet, emanet ve ahlakın hayata nasıl taşınacağını gösteren bir örnektir. Bu nedenle İslam’ın laikliğe yönelik eleştirisi, bir karşıtlık üretme amacı taşımaz; vahyin insan hayatının tamamına rehberlik ettiği inancını muhafaza etme çabasının bir yansıması olarak görülür. Müslümanların bu konudaki hassasiyeti de tam olarak buradan kaynaklanmaktadır: Allah’ın rehberliğinin hayatın hiçbir alanında göz ardı edilmemesi gerektiğine olan inançları.

İslam Başaran

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar
  1. Abdullah Yıldız dedi ki:

    Mükemmel tespitler, çok güzel bir yazı olmuş İslam kardeşim, yüreğine sağlık. Ülkemizde, Müslümanlar olarak laiklikle münasebetimiz zaruret halini çoktan aşmış, benimsemişiz. Ya da benimsetmişler. “Hayatımızın her alanında Allah’ın hükmü hakim olsun ” diye bir derdimiz kalmamış. Sizin gibi Müslümanlar üzerinde bu konuda farkındalık oluşturulması için çaba harcayanların artması gerekiyor. Müslümanlar bu ülkede hâlinden memnun olmamalı. (Sadece) namaz kıldığı, oruç tuttuğu için İslam’ı çok güzel yaşadığını zannetmemeli, rahatsız olmalı, derdi olmalı. Allah razı olsun.

  2. Selahaddin ALIÇ dedi ki:

    Allah sizden razı olsun kardeşim, doğrularıher zamanki gibi gene dikkatlerimize, tefekkürümüze sunmuşsun. ALLAH feyzini açık eçrini çok eylesin. Selam ve dualarımla

  3. Nazmi Uçkan dedi ki:

    Vahyin insan hayatının tümüne rehberlik etmesine olan inanç,müslümanlar için bir tercih değil zorunluluktur.aksi durum müslümanı İslam dairesinin dışına atar.

  4. Ümit Ortaç dedi ki:

    Euzü billahi mineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim. Allaĥü Ekber. Allahümme yardımını niyaz ederim, inşaallah. İman; Allah’ın varlığına bir olduğuna inanmak. La ilahe illallah, Muhammeden resülullah. Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne muhammeden abdühü ve resülullah. Ahirete iman. Her nefis ölümü tadacaktır. Öleceğiz, dirilteceĝiz Allah Celle Celal önünde din gününde hesap vereceğiz. Meleklere iman. Allah Celle Mecid’dir. Yaratmasının sınırı yoktur. El Hallak Allah. Allah’ın gönderdiği kitaplara inanmak hepsine inanmak. Allah Resüllerine inanmak ve itaat etmek. Allah’ın gönderdiği bütün resullere inanmak. İşittik itaat ettik. Kadere inanmak. Hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine inanmak. Allah katında İslam’dır. Allah Celle Celal din olarak bize islam seçti. Dininizi kamile erdirdim emri ile Allah Celle Celal buyurmaktadır. Allah Resülü Muhammed Mustafa (Sav) ya Kuran’ı Kerim indirmiştir. Allah Resülü Muhammed Mustafa görevini tebliğ etmiştir. Gönderilen son resül Allah Resülü Muhammed Mustafa’dır. Başka resul gelmeyecek. Ahir zaman Resülüdür. Kıyamet habercisidir. Allah Resülünün emirlerine itaat etmemiz bizim sünnetimizdir. başka resul gelmeyecek. Çok katlı binaların yapılması ve mütahitlerin bina yapma yarışı kıyamet alametlendendir. Gayb bilgisi Allah’a aittir. Allah Celle Celal bilir. Allah Celle Celal ne güzel görendir ve ne güzel işitendir. Allah Celle Celal bize şah damarımızdan yakındır ve Allah Celle Celal Şahid’dir. yalnızken veya kalabalık arasında Allah Celle Celal şahid’dir. El mukit Allah. El Hallak Allah, yarattıklarını bilir, rızıklarını veren Allah’tır. Allah Celle Celal kulana yakındır. Çorabınız yok, Allah’tan dua ile iste. çorabını dahi Allah Celle Celal’den iste. Allah Semi’dir Allah Basir’dir. Ya Hakim Allah’ım inşaallah, hayırlısını affet. Ya Rezzak Allah’ım fazlından affın ile helal mübah temiz rızık affet Allah’ım. İnşaallah. Allahümme Rabbena atina fid dünya haseneten ve fil ahireti haseneten ve kına azabennar.