islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
47,3723
EURO
53,9859
ALTIN
6.129,72
BIST
13.687,86
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
31°C
İstanbul
31°C
Parçalı Bulutlu
Çarşamba Açık
29°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
28°C
Cuma Parçalı Bulutlu
28°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
29°C

KAYBOLAN İKİ ERDEM: UTANMA VE PİŞMANLIK

KAYBOLAN İKİ ERDEM: UTANMA VE PİŞMANLIK
18/09/2025 09:00
A+
A-

İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli özelliklerden biri, utanma ve pişmanlık duygularıdır. Bu iki his; kalbin imanla, ruhun vicdanla, aklın muhâkeme ile kurduğu ahengin ana damarlarıdır. İnsanın fıtratındaki en güçlü yazılımlardan olan utanma ve pişmanlık mekanizması bozulduğunda yalnız birey değil, koca bir medeniyet çöker.

1. Utanma Duygusunun Çöküşü

Utanma, insanda bir ahlâk refleksidir; kalbin ahlâk sistemini ayakta tutar. Utanma, toplum içinde bize sınır çizen, yanlış yaptığımızda yüzümüzü kızartan, “yapma!” diyen iç sestir. Utanma duygusu ortadan kalkınca, insanın “ar damarı” çatlar. Bu tabir boşuna değildir. Çünkü damarı çatlayan bir organ nasıl kan kaybedip işlevsiz hâle gelirse, utanmayı kaybeden insan da manevî kanamasını durduramaz.

Utanma duygusu körelince, edepsizlik gündelik kıyafet; arsızlık ise sözde özgürlüğün tâcı olur. İnsanın ar damarı çatladığında artık hiçbir şeyden utanmaz. Bugün sokaklara, ekranlara, sosyal medyaya bakın: Bir zamanlar ‘ayıp’ dediğimiz nice şey şimdi nasıl da alkışlanıyor! Artık yüz kızarmıyor, kalp titremiyor, vicdan ikaz etmiyor. Hâlbuki Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştu:

«اَلْحَيَاءُ مِنَ الْإِيمَانِ»

“Hayâ imandandır.” (Buhârî)

İman ile hayâ, insanın iki ziynetidir; biri kaybolduğunda diğeri de değerini yitirir. Çünkü iman, davranışların içtenliğini; utanma ise bu davranışların toplumsal ve vicdanî denetimini sağlar. İmansız hayâ, sadece çevre baskısından doğan geçici bir durumdur. Hayâsız iman ise kişinin inançla bağını koparıp onu kuru bir iddiaya dönüştürür. Gerçek fazilet, bu iki değerin birlikte yaşanmasıyla ortaya çıkar: İman, hayâya anlam katar; hayâ da imanı hayata taşır.

2. Pişmanlık Duygusunun Felci

Pişmanlık, insan ruhunun ahlâkî denetim mekanizmasıdır. Manevî bir EKG gibi, günahın kalpte oluşturduğu ritim bozukluğunu kaydeder ve insanı tövbeye davet eder. Nasıl ki ağrı, bedendeki hastalığın en temel uyarısıdır; pişmanlık da ruhun, yanlış istikamete yöneldiğini haber veren içsel bir alarmdır. Bu yönüyle pişmanlık, hem teşhis koyan hem de tedavi sürecini başlatan psikolojik ve manevî bir fonksiyon icra eder. Yani, pişmanlık; ruhun insana ‘Yanlış yoldasın!’ diye haykırışıdır.

Doktor, hastasında ağrıyı görmezden gelemez; zira ağrı, bedenin imdat çağrısıdır. Aynı şekilde insan da pişmanlığını görmezden gelemez; zira o, ruhun istikametini kaybettiğini haber verir. Yanlış yaptığında için daralır, kalbinin ritmi bozulur, gecenin sessizliğinde huzursuzluk sarar seni… İşte bu hâl, kalbine düşülen ilahî bir nottur: ‘Bir daha yapma!’

Pişmanlık, insana hem teşhis koyar hem tedavi yolunu açar. O, ruhun imdat çağrısıdır; aynı zamanda kalbin şifasıdır.

Ama bu his körelirse, insan hatasını fark etmez, yanlışına üzülmez; tıpkı ağrısız bir kanser gibi, ruhunu içten içe kemirir. Pişmanlık duymayan kul, tövbeye yönelmez, kendini düzeltmez. Hata yaptığında da ondan ders çıkarmaz; ne Allah’a dönüş yapar, ne yönünü bulur. Bozuk bir GPS gibi, yanlış yolda olduğunu bile bilmez. Günahıyla gururlanır, hatasıyla övünür. İşte günümüz insanın en büyük trajedisi budur: Yanlış yapıyor ama utanmıyor; hata ediyor ama pişman olmuyor. Hâlbuki Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

«النَّدَمُ تَوْبَةٌ»

“Pişmanlık, tevbenin ta kendisidir.” (İbn Mâce)

Bugün toplum olarak bu iki önemli erdemi yitirdik: Utanma refleksi felç oldu, pişmanlık ağrısı uyuşturuldu. İnsanlığın ahlâkî MR’ını çekseniz, damarları tıkanmış, sinir iletileri kopmuş, kalp ritmi bozulmuş bir manzara görürsünüz.

İşte asıl büyük kaybımız budur: Kalplerimiz katılaştı, gözlerimizden pişmanlık yaşı akmaz oldu. İnsan günahıyla övünür, hatasıyla iftihar eder hâle geldi. Hâlbuki hayâ, imanın nurudur; o nur sönünce kalpte karanlık hâkim olur. Karanlık büyüdükçe vicdan susar, kalp katılaşır, günah tatlı gelir, edepsizlik normalleşir.

Bu konuda Allah Teâlâ şöyle buyurur: ‘Hayır! Bilakis işledikleri günahlar kalplerini paslandırdı.’ (el-Mutaffifîn 14). Günahıyla gururlananın kalbi bu pasla mühürlenir; artık nasihat ona fayda vermez, musibetlerden bile ibret almaz.

İnsanın hayâsı yoksa imanı tehlikededir; pişmanlığı yoksa tevbesi bâtıldır. O vakit beden diri olsa da kalp ölüdür; şehir mamur görünse de medeniyet haraptır. İşte hüsranın en büyüğü budur.

Kadir Bekil

İSLAMİ HABER “MİRAT”  -YOUTUBE-

YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ 

ETİKETLER: ÜSTMANŞET, yazarlar
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.