
Türkçe’de Kur’an bağlamından kopartılarak yanlış veya eksik anlaşılan, yani kendisine yazık edilen kavramlardan biri de, rüşd, reşid, râşid ile aynı kökten gelen ‘irşad’ ve ‘mürşid’ kavramlarıdır. Bu yazıda ilk üçünü, bir sonraki yazıda da irşad ve mürşid’i açıklamaya çalışacağız.
‘Rüşd’, ‘reşid’, ‘râşid’ ve ‘irşad’ın geldiği ‘raşede’ fiili; sözlükte doğru yolu bulup ona girmek ve onda sebat etmek demektir.
Buradan hareketle ona aklı başında olmak, ne yaptığını bilmek, akıl ve ilimle hareket ederek en doğrusunu yapmak manası da verilmiş.
Bir başka deyişle ‘raşede’ manevi olarak doğru yola girmek, akıl ve ruh bakımından olgunlaşmak, iyi ve doğru olan şeyleri yapabilme olgunluğuna ulaşmak demektir. (İbni Manzur. Lisânu’l-Arab, 6/157. el-Isfehânî, R. el-Müfredât, s: 275)
Bu fiilin masdarı ‘rüşd’, aynı zamanda hak yolunda sağlam, sabırlı ve tam bir isabetle dosdoğru gitmektir.
‘Raşede’ fiili ve bunun türevleri Kur’an’da 19 yerde geçmektedir.
‘Rüşd’, kavram olarak, ‘ğayy’ın, yani şaşırmanın, sapıtmanın, doğru yolu bilememenin zıddıdır (Bekara 2/256), doğruluktur, yani istikamet üzere olmaktır.
Türkçede kullanılan ‘rüşdünü isbat etmek’, ‘rüşdüne ermek’, ‘reşid olmak’ deyimleri, kişinin aklını iyi kullanması, doğru olan şeyi yapabilme, doğruyu yanlıştan, faydalıyı zararlıdan ayırdetme, iyi olan şeyleri tercih edebilme olgunluğuna ulaşmayı ifade eder.
Aklını ve fehmetme yeteneğini iyi kullanmayanlara “rüşd sahibi değil”, “henüz rüşdüne ermedi” derler.
Kur’an’da bu anlamda kullanılıyor. Mesela:
“Mûsâ ona; “sana öğretilen bilgilerden bana, doğruya iletici bir bilgi (rüşd) öğretmen için sana tabi olayım mı?” dedi.” (Kehf 18/66)
İslâm aynı zamanda “rüşd yoludur (sebîlü’r-rüşd’tür)”. Yani doğruyu gösteren, akla en uygun olan ve en faydalıya ulaştıran hidâyet yoludur.
Bunun zıddı olan ‘ğayy’ hâli, sapıklıktır, azgınlıktır, doğru yoldan ve faydalı olandan ayrılmadır. İnsan çeşitli sebeplerle Allah’ın gösterdiği yoldan ayrılır, başka yol tutarsa buna «sebilu’l-ğayy-sapmışlık yolu» denir.
Ğayy, ‘ğa-va’ fiilinden gelir. Bu da azmak, sapmak, yoldan çıkmak anlamındadır.
Kur’an, ‘rüşd’ kelimesini Hakk din olan İslâm’ın yerine veya onun sıfatı olarak kullanıyor.
“Dinde zorlama yoktur. Gerçekte rüşd (doğru yol) ile ğayy (sapkınlık yolu) belli olmuştur. O hâlde, kim tâğûtu tanımayıp Allah’a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (Bekara 2/256)
Rüşd yolu dosdoğru bir yoldur. Onda eğrilik, noksanlık ve sapıklık yoktur.
“De ki: “Bana cinlerden bir topluluğun (Kur’an’ı) dinleyip şöyle dedikleri vahyedildi: “Şüphesiz biz rüşd’e (doğruya) hidâyet eden (ileten) hayranlık verici bir Kur’an dinledik de ona inandık.
Artık, Rabbimize hiç kimseyi asla ortak koşmayacağız.” (Cinn 72/1-2)
‘Rüşd’ Kur’an’da doğru yol (hidâyet) ve hakk din anlamında geçtiği gibi; başarı ve doğru yola ileten kabiliyet gibi anlamlarda da geçiyor.
‘Rüşd’ Kur’ân’da hem Allah’a, hem insanlara nisbet ediliyor. Şu âyette kimlerin doğru yola girmiş olacakları açıklanıyor.
“Kullarım sana, beni sorduğunda (söyle onlara): Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm. O hâlde (kullarım da) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulabilsinler (rüşde ulaşabilsinler).” (Bekara 2/186)
Şu âyette ‘rüşd’ Allah’a nisbet ediliyor.
“Andolsun, daha önce de İbrahim’e doğruyu yanlıştan ayırma yeteneğini (rüşdünü) verdik. Biz zaten onu biliyorduk.” (Enbiyâ 21/51)
‘Râşid’ ve ‘reşîd’; ‘raşede’ fiilinin özneleridir (ism-i failleridir).
‘Râşid’in sözlük anlamı; rüşd çağına giren, doğru görüşlü olan ve doğru yolu gösteren rehber demektir.
‘Râşid’; kendi tercihi ile doğru yolu seçen, hidâyete ulaşan, seçtiği yolun gereklerini yerine getirip, yani İslâmla terbiye olup olgunlaşan mü’min demektir.
Kur’an, bu anlamda ‘rüşd’e ulaşmış kimselere ‘râşid’ diyor ve bunu (rüşd’e girmeyi) mü’minler hakkında övücü bir sıfat olarak kullanıyor.
Allah’a ve O’nun gönderdiği peygambere itaat edenler, imanı sevip de kalplerine yerleştirenler, fâsıklığı ve küfrü çirkin görüp onlardan kaçanlar Vahiyle irşâd olmuş, rüşde ermiş ‘râşidler’dir, yani doğru yolu bulanlardır.
“Ve bilin ki Allah’ın Rasûlü içinizdedir. Eğer o, size bir çok işlerde uysaydı, elbette sıkıntıya düşerdiniz. Ancak Allah, size imanı sevdirdi, onu kalplerinizde süsleyip çekici kıldı ve size küfrü, fıskı ve isyanı çirkin gösterdi.
İşte onlar ‘râşidûn’ (doğru yolu bulmuş) olanlardır.” (Hucurât 49/7)
Kavminin Şuayb’a (as) tepkisi şöyle oldu:
“Dediler ki: “Ey Şu’ayb! Babalarımızın taptığını, yahut mallarımız hakkında dilediğimizi yapmayı terk etmemizi sana namazın mı emrediyor.
Oysa sen gerçekten yumuşak huylu ve aklı başında (râşid) bir adamsın.” (Hûd 11/87)
‘Reşîd’ ise; doğru yolda bulunan, doğru ile yanlışı ayırt edebilecek çağa giren, ama bunu daha iyi yapan demektir.
‘Reşîd’ kimseler davranışları yerinde ve hakka uygun olan, başkalarının doğrudan veya dolaylı yol göstermesi olmaksızın amaçlarına ulaşanlardır.
‘Reşîd’, bir âyette aklı başında adam, rüşd sahibi anlamında geçmektedir. Kavminden bazılarının kendisine insan sûretinde gelen meleklerle ilgili niyetlerini sezen Lût (as) onlara;
“… Allah’a karşı gelmekten sakının ve misafirlerime karşı beni rezil etmeyin. İçinizde hiç aklı başında (reşîd) bir adam yok mu?” dedi.” (Hûd 11/78)
Allah’ın gönderdiği ‘rüşd’ yolu olan İslâma inanan bütün mü’minler, Kur’an’la ve Peygamberin tebliği ile ‘irşâd’ olmuş, böylece ‘Sebilü’r-rüşd’e ulaşmış, ‘râşid veya reşîd’ olmuş kimselerdir.
Reşîd olan bir insan yanlış iş yapmaz, doğru yoldan ayrılmaz, çirkin fiillerden uzak durur.
“Gerçekten Mûsâ’yı da mûcizelerimizle ve apaçık bir delille Firavun’a ve onun adamlarına gönderdik; fakat onlar (Mûsâ’ya değil) Firavun’un emrine uydular; oysa Firavun’un emri doğru/isabetli (reşîd) değildi.” (Hûd 11/96- 97)
‘Reşid’ Allah’a nisbet edildiğinde “bütün işleri isabetli ve hedefine ulaşıcı” mânasına geldiği gibi “doğru yolu gösteren, irşâd eden” mânasını da kapsar. (Topaloğlu, B. TDV İslâm Ansiklopedisi, 35/11)
Kur’an’da ‘reşid’ kelimesi geçer ama Allah’ın adı olarak değil…
‘Mürşid’ ile yakın anlamı olan ‘er-Reşîd’, hadislerde geçtiğine göre Allah’ın güzel isimlerinden biridir.
İnsanları, kendi faydalarına olacak şeye ileten, onları irşâd edip doğru yolu gösteren demektir.
er-Reşîd Tirmizî’nin esmâ-i hüsnâ listesinde yer alıyor. (Bkz. Daʿavât/82 no : 2507 Hasen-ğarip kaydıyla. İbni Mâce’de ise er-Râşid şeklinde geçiyor. Bkz: Duʿa/10 no : 3861)
Enes b. Mâlik’ten rivâyet edildiğine göre Rasûlüllah (sav) bir iş için evinden çıktığı zaman; “Ey doğru olanı seçen, işini başaran (yâ râşid, yâ necîh)» gibi sözleri duymaktan hoşlandığını belirtmiştir (Tirmizî, Siyer/47 no: 1616 Hasen-sahih kaydıyla)