islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
47,7349
EURO
55,1463
ALTIN
6.779,78
BIST
13.811,60
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
29°C
İstanbul
29°C
Parçalı Bulutlu
Çarşamba Açık
30°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
30°C
Cuma Parçalı Bulutlu
28°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
28°C

TÜREDİ ZENGİNLER VE YOZLAŞMA

TÜREDİ ZENGİNLER VE YOZLAŞMA
06/06/2026 10:23
A+
A-

TÜREDİ ZENGİNLER VE YOZLAŞMA

İnsanın değeri, sahip olduğu servet ile değil; sahip olduğu bu servetin kendisini yönetmesine izin verip vermemesi ve onu bir amaç hâline dönüştürüp dönüştürmemesiyle doğrudan ilişkilidir. Zira servet, kimileri için bir yükseliş vesilesi olurken, kimileri için de karakterini çözen ve ahlâkını çürüten bir etkene dönüşür. Nitekim nice insanlar vardır ki, zenginlik onları olgunlaştırarak onlara itibar sağlamış; fakat yine nice insanlar da vardır ki,  sahip oldukları imkânların ağırlığını taşıyamayarak tüketim, gösteriş ve sahte bir ihtişamın içinde  kendilerini kaybetmişlerdir.  Bu nedenledir ki  asıl mesele zengin  olmak değil, bu zenginliğin insanı  gösterişe, kötülüğe ve ifrata  sürükleyip sürüklemeyişi ve ona bir kişilik kazandırıp kazandıramayışıdır.

Nitekim ahlâkî değerlerini yitirmiş ve kişiliğini oluşturamamış  böyle  insanların varlığına  neredeyse her gün şahit  oluyoruz veya  yazılı ve görsel basından bunlarla ilgili  bir haber okuyoruz. Bu durumun, sadece  günümüze özgü bir durum olmadığını, geçmişte de buna benzer  insanların bulunduğunu ve romanlara da konu olduğunu  biliyoruz ve bu romanları da okuyoruz.  Bu bağlamda yazılan bazı romanlar sadece yazıldığı dönemdeki insanların hikâyesini anlatmakla kalmıyor,  aynı zamanda her dönemde yeniden  benzerlerinin türediği  insan tiplerine de  bir ayna  tutuyor. Bu konuda benim en fazla dikkatimi  çeken  Recaizade Mahmut Ekrem’in “Araba Sevdası”, Peyami Safa’nın “Fatih Harbiye”  ve Turan Aziz Beler ’in  “Türedi Ailesi”  isimli  romanları olmuştur.

Mesela Recaizade Mahmut Ekrem’in Araba Sevdası adlı eseri, Tanzimat döneminde ortaya çıkan yanlış Batılılaşma hareketinin çarpıcı bir eleştirisini sunar. Romanın başkahramanı Bihruz Bey, Batılı olmayı bir değerler sistemi olarak değil, bir görünüş ve tüketim biçimi olarak algılar ve yaşar. Bu durum, onun kendi gerçekliğini inkâr etmesine ve sahte bir kimlik inşa etmesine yol açar. [1]  Öyle görülüyor ki Bihruz Bey’in bu trajedisi, Lev Tolstoy’a atfedilen, fakat ona aidiyeti kesin olmayan “Öyle horozlar vardır ki, öttükleri için güneşin doğduğunu sanırlar” metaforunun da bir yansıması gibidir.

Benzer bir tematik yapı, Peyami Safa’nın Fatih-Harbiye romanında daha derin bir psikolojik çözümlemeyle karşımıza çıkar. Roman, temel olarak Doğu-Batı çatışmasını ve bu iki kültür arasında kalan bir genç kızın kimlik arayışını konu alır. Bu eserde Doğu-Batı çatışması, sadece bir medeniyet meselesi olarak değil, aynı zamanda bireyin kimlik krizi olarak da ele alınır.[2]

“Türedi Ailesi” ise Turan Aziz Beler’ in 1930’lu yılların Türkiye’sinde kısa sürede zenginleşen ve bu nedenle de  modern yaşam tarzını benimseyen, ahlâkî ve kültürel değerlerini yitiren bir ailenin trajikomik çöküşünü anlatan romanının adıdır. Bu roman, hızlı değişimlerin bireyler üzerindeki yozlaştırıcı etkilerini, görgüsüzlüğünü ve gösterişli yaşam tarzını eleştirmekte ve  önemli mesajlar vermektedir. Diğer bir ifade ile bu roman, hızla zenginleşen, parayı amaç edinen, geleneksel değerlerinden koparak lüks ve yüzeysel bir hayata dalan, yozlaşan ve  uçlara savrulan bir ailenin dramını anlatır.[3]

“Türedi” kavramı, köksüzlüğü, değer ve kişilik yoksunluğunu tanımlar. Dolayısıyla da  bu roman, günümüzde de birden zenginleşen ve bu nedenle de şımaran; ne oldum delisi olan; gözü  paradan  başka  bir şey görmeyen ve başka bir değer tanımayan;  edep nedir, adap nedir  bilmeyen ve  şımaran  türedi zenginler için de  bir  ayna  olmaktadır. Tarihin her döneminde zenginler olmuştur ve olmaya da devam etmektedir. Nitekim bunlar arasında kişiliğini koruyan zenginler olduğu gibi, kişiliğini koruyamayan; sorumluluk bilincine sahip olmayan şımarık ve gösteriş düşkünü zenginlerin de bulunduğu görülmektedir. Kur’an, bu tip bir zenginden de söz ederek şöyle der:      

Karun  Musa’nın kavminden birisiydi.  Büyüklük taslayıp halka zulmediyordu. Biz ona öyle hazineler vermiştik ki, hazinenin sadece anahtarlarını bile güçlü-kuvvetli bir topluluk, zorlukla taşıyabiliyordu. Halkı ona demişti ki, ‘servetine güvenip sakın şımarma Çünkü Allah şımaranları sevmez’. Allah’ın verdiği bunca mal-mülk ile  ahiret yurdunu kazanmanın yollarını  ara, dünyadan nasibini de unutma. Allah sana  nasıl bol bol ihsan ettiyse, sen de insanlara bol bol  ihsanda bulun. Sakın yeryüzünde bozgunculuk  peşinde koşma. Çünkü Allah bozguncuları sevmezKarun ‘mal-mülk  bana sahip olduğum ilim sayesinde verildi; ben çalıştım, ben kazandım’ dedi. ”[4]

 Günümüzde de Karun karakterinde  nice türedi zenginlerin bulunduğu  ve hızlı servet elde etmelerine karşılık, onu taşıyacak kültürel ve ahlâkî bir altyapı oluşturamadığı  için de tüketim üzerinden kendini var etmeye çalıştığı; lüks arabalar, gösterişli evler, markalı kıyafetlere yöneldiği görülmektedir. Daha da önemlisi, gerçek zenginliğin, sadece bir servete  sahip olmak olmadığını; aynı zamanda bilgiye, görgüye, tevazuya ve insanî değerlere, kısaca bir kişiliğe de  sahip olmak gerektiğini öğrenemediklerini  ve bu değerleri özümseyemedikleri anlaşılmaktadır.

Bu nedenle türedi zenginlerin en belirgin özelliklerinden biri ve belki de en önemlisi,  “gösteriş” ile “itibarı” birbirine karıştırmalarıdır. Zira itibar, satın alınamayan; zamanla, davranışla ve karakterle inşa edilen  ve saygınlık ifade eden bir değerdir. Buna karşılık gösteriş, başkalarının gözünde bir anlık hayranlık uyandırsa da itibara ve kalıcı saygınlığa dönüşmeyen bir  davranış türüdür.

Bu nedenle türedi zenginlik, çoğu zaman dışarıdan parlak görünse de içeriden kırılgan bir yapıya sahiptir. Toplumsal açıdan bakıldığında ise bu durum, değerler sistemini aşındırmakta; emek, birikim ve liyakat yerine kısa yoldan kazanma arzusunu teşvik etmekte; çoğu kişinin de bu insanların “nasıl kazandığından” daha çok “ne kadar kazandığıyla” ilgilendikleri görülmektedir. Bu bakış açısının da uzun vadede toplumsal güveni zedelediği ve ahlâkî çürümeye de sebep olduğu müşahede edilmektedir.  

İslâm ise  serveti,  amaç değil, bir araç olarak görür. Ona göre  servet, doğru yerde ve doğru zamanda kullanıldığında bir değer ifade etmekte ve bu değer de insana saygı ve itibar kazandırmaktadır. Bu nedenle servetini; eğitime, sanata, bilime ve topluma faydalı olan şeylere yönlendiren zenginlerin, toplumda ayrı biri yeri ve değeri bulunmaktadır. Bu da gerçek zenginliğin, servet biriktirmede değil, sahip olunanı paylaşabilme erdeminde gizli olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla türedi zenginlik,  erdem ve kültürel eksikliğin bir simgesi olmuştur. Nitekim kimi türedi zenginler veya onlara özenen  servet, şehvet ve  şöhret dükünü nice insanlar,  paranın esiri olmuşlardır.  

Kur’an’da da bu konu,  ele alınmakta ve dikkat çekici bir  ifade ile şımarık zenginler, “mütref” olarak isimlendirilmekte ve “Biz bir beldeyi yok etmek istediğimizde,  (elçimiz vasıtasıyla önce) o beldenin mütreflerini/ şımarık zenginlerini uyarırız. Onlar yine de şımarıklığına devam ederlerse, azabı da hak etmiş olurlar”[5]  denilmektedir. Ayette geçen “mütref” kavramı; varlıklı, zorba, yoldan çıkmış şımarık, gösteriş düşkünü karaktersiz kişileri tanımlamaktadır.  

Kur’ân’da ayrıca mütreften hariç farklı psikolojilere sahip,  ama hep kibirli, küstah, kendini beğenmiş, başkalarına karşı üstünlük ve büyüklük taslayan şımarık insanlardan ve toplum katmanlarından da söz edilmektedir. Bu nedenledir ki gösteriş düşkünü türedi zenginlerin, genellikle dinî değerlere  sahip olmadıkları veya bu değerlere lakayt kaldıkları; doğru bir hayat felsefesi ve çizgisi oluşturamadıkları; ilkeli ve kurallı  bir hayat  yaşamadıkları; keyfine göre yaşamayı tercih ettikleri; bu sebeple  de  gösterişe meyletme, kendini beğenme, savurganlık, gurur ve kibir gibi olumsuz  davranışlara yöneldikleri  görülmektedir. 

Sonuç olarak, türedi zenginlik meselesi, yalnızca bireysel bir zaafın değil; aynı zamanda toplumsal bir çözülmenin de işaretidir. Gerçek zenginlik ise çözülmeyi değil, birlikteliği sağlar. Bu zenginlikte insanlık ve paylaşma erdemi vardır ve servete köle olma yoktur.  Zira insanı büyüten ve erdemli kılan serveti değil; ahlâkî davranışları ve insanlığıdır. İnsan bunlarla gelişir, olgunlaşır ve büyür. Önünde sonunda servet, insanı yaptığı tercihe göre ya yüceltir ya da içten içe çürütür ve tüketir. Bunun da doğru kararını insan, ancak aklını kullanarak, kalbine ve vicdanına danışarak verebilir.

Dipnotlar

[1] Araba Sevdası, ilk kez 1896 yılında yayımlanmıştır.

[2] Fatih-Harbiye’nin ilk baskısı 1931 yılında Sühulet Kütüphanesi tarafından yayımlanmıştır.

[3] Türedi Ailesi, 1943 yılında İstanbul’da, Kenan Matbaası tarafından basılmıştır.

[4] Kasas,28/76-78.

[5] İsra, 17/16.

Prof. Dr. Celal Kırca

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar
  1. kemal mete dedi ki:

    “İnsanı büyüten ve erdemli kılan serveti değil; ahlâkî davranışları ve insanlığıdır.”
    Ne kadar da yerinde bir tespit.

  2. Sinan ÇAKIR dedi ki:

    Her hafta okumakla şerefyad olduğum yine bir Celal KIRCA makalesiyle baş başa olmak benim için bir ayrıcalıktı çünkü maziden günümüze uzanan toplumsal sorunları ve kimlik arayışını en güzel bi şekilde ifade eden bu ve bunun gibi bizleri fıtratımıza götüren makaleleri okumaya, izlemeye devam edeceği.

  3. Kemal Türksoy dedi ki:

    Değerli hocam,
    Bu makalenizde de toplumsal bir yaraya parmak basmışsınız.Türedi zenginler ve gösteriş düşkünü sonradan görmeler toplumsal yapımızı belirttiğiniz gibi çürütmektedir..Atalarımız demiş ya; biri yer biri bakar, kıyamet orada kopar. Bir kısım insanlar 28 bin lira asgari ücretle, 20 bin lira emekli maaşı ile geçinmeye çalışırken sizin belirttiğiniz türedi zenginler ve gösteriş düşkünü sonradan görmeler bu paraları bir öğünde yiyebiliyor, lüks hotellerde bu parayı bir geceliğine verebilmektedirler. Karl Marks Kapital isimli eserinde servetin tekelleşmesine ve çalışanın kazancının sermaye sahiplerinde toplanmasına karşı çıktığı gibi mücadelesini de veriyor. Ebu Zer’ler servet yığınına karşı çıkmışlar,dövülmüşler, sürülmüşler. Yönetime teslimiyet teşvikli edilmiş, karşı çıkılmadı için örgütlü mücadele yapılamamış.Allah’ı; fakirin, ihtiyaç sahibinin, yetimin, mazlumun ve haksızlığa uğrayanın yanında aramamız, rıza-i ilahinin burada olduğu öğretildiği halde,servet düşmanlığı olur diye sessiz kalınmış.Nereden edindin denememiş.Dünyada hesap sormak yerine büyük mahkemeye havale edilme tercih edilmiş. Biz toplum olarak, sessiz kalarak türedi zenginleri yaşatmış ve sonradan görmeleri aramızda barındırmışız.Milli servettir, senin kazancında fakirin, yetimin, mazlumun, haksızlığa uğrayanın hakkı var. Onları da gözetmelisin diye sorgulayamamışız.Halbuki Hz. Ebubekir, zekatını vermeyenlerle savaşırım demiştir.Kaleminize,zihninize sağlık, okuyucu dersini alır.Selam ve hürmetlerimle…

  4. Faruk Saban dedi ki:

    Selamlar değerli hocam, Türedi zenginler ifadesini eski cumhurbaşkanlarından birisi de kullanmıştı, Türedi kavramı hoşuma gitmişti,Türedi olmanın kendisi değil de kavramın kastı! belki görgüsüz anlamını da içeriyor, Gerçekten insan niçin böyle olur? Diye bakınca kişilik mi, eğitim mi, inançsızlık mı?Yüce Allah insana her türlü imkanı sunuyor,Fakat insan kendi tercihleri ve ona göre verdiği kararla kendi yolunu belirliyor burada da yine iş insanın kendisinde bitiyor, insanın aldığı eğitim;aile,çevre ve fıtri paylaşma nimetini farkedecek örneklerle donanımlı ise kibir yapmaz, Allah’ın verdiği nimeti paylaşır, cimrilik yapmaz, Yahudi cimriler ve onların benzeri tiplerin Allah’ın vermediğine biz mi verelim diye ölümlü hallerini unutup kibirli halleri de ibretlik bir durum aslında, Oysa ki, Cenabı Hakkın ver emri varken, verememek te büyük bir bahtsızlıktır. Uzmanlar dahi insanın ikramda bulunduğu vakit, paylaştığı vakit ,daha mutlu daha huzurlu olacağını anlatırlar. Peki insan niçin cimrilik yapar? cevabı hem zor hem kolay, Hakiki manada Allah’a iman etmiş bir insanın kibirli olması, malı ve serveti ile insanlara tepeden bakması bir patolojik vaka gibi bana göre, Verilen zenginliğin emanet olduğunu bilmeyen insan sanır ki mal, makam ve mevki kendini ebedi kılacaktır. Oysa ebedi hayatı kazanmanın yolu ölçülü şekilde ahirete yatırım yapmaktır, Değerli hocam elinize kaleminize sağlık istifade etmeye devam ediyoruz, Rabbim ömrünüzü kaleminizi sağlık sıhhat afiyet üzere hayırla ve bereket üzere daim kılsın, Selamlar saygılar.

  5. Ali ekşi dedi ki:

    Eskiler derdi ki parayla saadet olmaz..belki kitaplık çapta bir hakikat..günümüz de çok parası olan ama mutlu olmayan o parayı kibir gurur aracı yapanlar insanlara tepeden bakan tiplere çok rastlıyoruz. Oysa inancımıza mal mülk evlat imtihan aracıdır. Efendimiz diyor ki her nimetin 2 hesabı var nereden kazandın nereye harcadın. Demek ki malın gerçek sahibi biz değiliz emanetciyiz..ömrümüz de sınırlı kısıtlı..bunlar varken niye afra tafra atarız. Herşeyimizi borçlu olduğumuz onun verdiği sağlık ve akıl ile bu mallara sahipken her şeyi kendi becerimize hamlederiz. İmtihan sırrını unuturuz. İmam hatip te adil teymur hocamız derdi ki parayı harcamak kazanmaktan zordur. Biz şaşkınlıkla hocam harcamaktan kolay ne var hemen tuketiriz derdik.hocamiz parayı yerine göre ehem mi mühimme tercih ederek harcamak zordur.irade ve akıl ister derdi.
    Parası ile gururlananlarin akıbetini hocamız kurandan misâl vererek pek güzel izah etti.rabbim kaldiramiyacağimiz şeylerle imtihan etmesin. Hocamıza teşekkür ederiz.

  6. Nedim Uğur dedi ki:

    Celal bey hocam,hakikaten her devrin ve fakat bilhassa bugünün çok mühim bir yarasına gayet güzel neşter vurmuşsunuz,lutfen tebrikime müsaade edin.halk arasındbla çok hoşuma giden bir söz vardır,”para ayağının altına alırsan seni yüceltir,başının üstüne alırsan alçaltır.bu tiplerin sığındığı ve aslında istismar ettikleri,zannımca hadisi şerif olan bir söz,”Allah verdiği nimeti üzerinizde görmek ister”rabbim hakkımızda hayırlar halketsin.