islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
44,8573
EURO
52,8184
ALTIN
6.966,26
BIST
14.587,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
15°C
İstanbul
15°C
Çok Bulutlu
Pazar Az Bulutlu
17°C
Pazartesi Açık
18°C
Salı Çok Bulutlu
18°C
Çarşamba Hafif Yağmurlu
13°C

YOL ARKADAŞI 

YOL ARKADAŞI 
24/10/2025 09:00
A+
A-

Bir sahaf dükkânı sahibi olan arkadaşını ziyarete gitmişti. Arkadaşı müşterileriyle ilgilenirken o da rafların içinde küçük bir tur atmaya karar verdi. Raflarda kitap arayışını sürdürürken elle ciltlendiği belli olan bir kitap rafların arasından önüne düştü adeta. Aldı, inceledi. Elle ama özenle ciltlenmiş bir günlüktü bu. Günlük, el yazısıyla ve dolmakalem kullanılarak yazılmıştı. Aslında bir defterdi anlayacağınız. Uzun zaman önce yazıldığı sararmış sayfalarından ve yer yer solmuş yazıdan belli oluyordu. Yazı, çok düzgündü; bazı harfler karakteristik özellikler taşıyordu. ‘’Y’’ harfinin kuyruğu bir açı oluştururken ‘’s’’ harfi de bir orağı andırıyordu. Günlüğü özenle açtı.   İlk sayfasında bir serlevha gibi bir meczubun iç sıkıntıları, okuyanın da canını sıkar yazılıydı. İsmini de özenle yazmıştı: Ahmet Meriç. Yazılanlar ona Nikolay Gogol’ün ‘’Bir Delinin Hatıra Defteri’ adlı eserini hatırlattı. Ondan farklı olarak bu defterde tarihler yazılı değildi. Defterin içindekileri merak edip sayfaları çevirmeye başladı. Her yazısına bir başlık atmıştı. ‘Yol Arkadaşı’ ilk yazı idi. Yazılanları kendi kendini duyacağı bir şekilde, mırıldanarak okumaya başladı.                                                                    

’… Uzun yola çıkmaya hüküm giydim. / Beyazların yöresinde nasibim kalmadı/ yerlilerin topraklarına karşı suç işledim/ zorbaların arasında tehlikeli bir nifak/ uyrukların arasında uygunsuz biriyim/ vahşetim/ beni baygın meyvaların lezzetinden kopardı/ kendime dünyada bir/ acı kök tadı seçtim/ yakın yerde soluklanacak gölge bana yok/ uzun yola çıkmaya hüküm giydim.’’                                                                         

Şiir çok tanıdıktı. Şairin kendi sesinden defalarca dinlemişti. Yazıya bu şiirle başlamış olması ilgisini çekmişti. Birine mesaj mı vermek istiyordu yoksa edebi bir kaygıyla mı şiiri alıntılamıştı, doğrusu merak etti. Okumaya devam etti.

Bunca yıl oldu, bunca yol yürüdük seninle; tanıyamamışım seni meğer. Çok ustaca gizlemişsin kendini. Kelimeler ağzında başka anlam taşır, zihninde başka. İltifatında eleştiri, eleştirinde iltifat gizli sanki. Samimiyet adı altında kurduğun ilişkilerin ardında büyük bir hesabın olduğunu yeni yeni fark ediyorum. Sana değil de kendime kızıyorum şimdi. Senin bu yüzünü görememek içimi acıtıyor. Yüz yıllar öncesinden uyarmıştı beni Mevlâna aslında. Şöyle söylemişti: ‘’İnsanlar aya benzer, daima kimseye göstermedikleri karanlık bir yüzleri vardır.’’ Belki benim de karanlık bir yüzüm vardır, kim bilir.

Gönül kırgınlığının, hayal kırıklığının ilk cümleleriydi bu paragraf. En azından öyle anladı. Devam etti.    Bunca yıl oldu, bunca yol yürüdük seninle; tanıyamamışım seni meğer. Duyuyorum, ardımdan konuşuyorsun. Bana yaptığın iyilikleri sıralıyorsun. Eyvallah. Yıllarca kendimi senden, seni de kendimden ayrı tutmamış, sana atılan taşların önüne siper olmuştum oysa. Sen ilerlerken sana yol açanları sonradan yok saydın. Bütün yolların zahmetsizce açıldığını düşündün. Fakat sana o yolları engelsiz hale getirenler vardı, senin onları neden hep görmezden geldiğini şimdi daha net anlıyorum. Zaman zaman görür gibi yaptıysan da aslında bunu da başkalarına şirin görünmek için yaptığını çok sonra anladım. ‘Yolcu yolunda gerek’ diyerek kendin dışındaki herkesi sana hizmetkâr görmeyi daha doğru buldun. Oysa pek çoğu senin ‘biz birlikte bir aileyiz’ sözünün gerçek olduğunu düşünüyordu. Birçok sözün gibi bu ‘aile’ ibaresi de zaman silgisinden nasibini alarak yok oldu.           Derinleşen duygu yoğunluğunun dışavurumu, dedi sessizce. Deftere döndü.

Bunca yıl oldu, bunca yol yürüdük seninle; tanıyamamışım seni meğer. Oturup kalktığın çevren de değişti senin. Bir yer sofrasında ekmeği, tuzu paylaştıkların; yeni dostlarınla oturduğun mükellef sofraları rüyalarında görürler ancak. Gönüllerde edindiğin yerleri bir bir kaybetmeye başladığını anladığında binbir telaşla görüntü verdiğin sofralarda ise ne kadar yapmacık durduğunu bir görebilsen anında terk edersin oraları. Kimselerin o görüntülere inandığını düşünmüyorum artık. Herkes bunların sokak ağzıyla söylersek ‘reklam kokan hareketler’ olduğunu çok iyi biliyor artık. Nerdeyse kuş sütünün dahi eksik olmadığı şatafatlı sofraları görenlerin göğüs kafesinden Tevfik Fikret’in Han-ı Yağma şiirinin şu dizeleri gök kubbeye yükselir: ‘’ … Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin…’’  

Bir meczuba göre epey iddialı cümleler ve birikim var, diye söylendi. Merakı artmıştı, yazının kalan kısmını da bir an önce okumak istiyordu. Devam etti: Sen bir insanı sevebilir misin? Zannetmiyorum. Seviyorum, dediğin her kim varsa bir süre sonra, onun en küçük kusurunu gördüğünde onu yerle bir ediyorsun. O küçük kusur, senin gözünde o kadar büyür ki anlatılmaz. O zaman öfkenden başka bir şey görünmez ortalıkta. Sonradan bir pişmanlık yaşayıp yaşamadığını da hep merak etmişimdir. Ama pişmanlık yaşadığını da hiç zannetmem. Çünkü sen hep haklısın. Hatırlar mısın, bilmem; MFÖ (Mazhar Fuat Özkan) üçlüsünün birlikte dinlediğimiz bir şarkısı vardı.  ‘’Sen Neymişsin Be Abi’’ adıyla bilinen. Şöyle sözleri vardı şarkının:

‘’Peki peki anladık/ Her şeyden sen anlarsın/Peki peki anladık/ Her şeyi sen bilirsin. /En güzel grubu sen kurdun/ En güzel ritmi sen buldun/ En iyi dalgıç sensin/ En güzel filmi sen çektin ah/ Peki peki anladık/ Sen neymişsin be abi’’                                                                    

Adam şarkının sözlerini okurken istemsizce melodisine uygun bir şekilde okudu. Hatta dansının birkaç figürünü de çaktırmadan yaptı. Meczup onu güldürmüştü. Ancak yazdıklarından anlaşıldığı kadarıyla yol arkadaşı onu çok üzmüştü. Adamı güldüren yazı, meczubun iç kanamalarını yansıtıyordu oysa. Okumaya devam etti.

Seninle bir yolculuğa çıkmıştık. Daima birlikte hareket etme sözü vermiştik. Yol arkadaşıydık. Yan yana olduğumuzda her zorluğun üstesinden birlikte gelecektik. Zorluklar benim sırtımda kaldı, rahata ermek sana düştü. İyi bir yol arkadaşlığı oldu senin için. İyi yol aldın. Peki, ya ben ve diğer yol arkadaşların? Cevapsız bir soru olarak gök kubbede yankılanıp duracaktır bu. Bu hikâyenin, bu yol arkadaşlığının mağduru olarak sahnedeki yerimde öylece duruyorum. Işıklar seni gösteriyor, ben karanlıklardayım. Üstümü örtmüş simsiyah örtüsü yalnızlığın. Kimse artık ‘’Beraber yürüdük biz bu yollarda…’’ şarkısını dinlemek istemiyor, artık bir yalana dönüşen ‘’birlikte büyüyeceğiz’’ ifadesine inanmıyor.

Yeni yol arkadaş(lar)ınla sana iyi yolculuklar… Yazı bitmişti. Kime yazılmış acaba, diye düşündü. Genel bir yazı olsun istemiş anlaşılan, dedi. Yol arkadaşlarını yarı yolda bırakanlara, yola çıktıklarını yolda bulduklarıyla değiştirenlere yazmış gibi görünüyor, dedi.    Başka bir nedeni de olabilir belki, diye de içinden geçirdi. Defterin sahibini tanımayı çok istedi. Ama defter sahafa düşmüşse kim bilir sahibi nerededir, diye düşünmekten kendini alamadı.

Diğer yazıları da merak ediyordu. Sahaf arkadaşı yanına geldi. Günlüğü ona da gösterdi. İlginç bir günlük olduğunu belirtti. Hepsini okumak istediğini arkadaşına söyledi. Defterin birkaç gün kendisinde kalıp kalamayacağını sordu. Meczubu çok merak etmişti. Bu defterde başka hazineler var mıydı, öğrenmek istiyordu. Arkadaşı isteğini onayladı. Defteri aldı, dükkândan çıktı. Anlaşılan şimdi bu ilginç defter, onun yol arkadaşı olacaktı.                                                                                                                                      

EYYUP YÜKSEL

İSLAMİ HABER “MİRAT”  -YOUTUBE- 

YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ 

           

ETİKETLER: ÜSTMANŞET, yazarlar
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.