All for Joomla The Word of Web Design

Başbakan Yıldırım’dan FETÖ’den ihraç edilen şehit babasına taziye ziyareti

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) Suriye’nin kuzeybatısında bulunan Afrin Harekatı’nın 41. gününde yaşanan çatışmada 8 askerimiz şehit olmuştu.

Şehitlerimiz, Türkiye’nin dört bir yanında düzenlenen törenlerin ardından son yolculuklarına uğurlanmıştı. Şehitlerin arasında bulunan Jandarma Astsubay Çavuş Abdullah Taha Koç’un (23) babası Ahmet Koç’un 2016 yılında 22 Kasım 2016’da çıkan kararnameyle FETÖ üyeliği iddiasıyla Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile Konya Büyükşehir Belediyesi’nden ihraç edildiği ortaya çıktı. Şehit astsubay Abdullah Taha Koç’un Güney Doğu’daki hendek operasyonlarında da görev yapmış olduğu belirlendi. Başbakan Binali Yıldırım,Konya’da partisinin il kongresine katıldıktan sonra şehit Abdullah Taha Koçiçin kurulan taziye çadırını ziyaret etti ve şehit babası Ahmet Koç‘a sarılarak başsağlığı diledi.



KHK MAĞDURU ŞEHİT BABAYA SARILIRKEN BAŞBAKANIMIZ NE HİSSETMİŞ OLABİLİR?

“Allah’ım! Bana hayattayken evlatlarımın acılarını gösterme.” Bu dua, annemin biz evlatlarına içten gelen bir sevgi seli ile bakarak, insiyakî olarak sık sık mırıldandığı dualardan birisidir. Bir annenin şefkate dayanan manevî bir tezahürü olarak görürdüm bu duayı ve üzerinde fazla durmazdım. Ne var ki ben de 48 yaşında baba olup küçücük bebeğimi kollarımda ilk defa tuttuğumda gayri ihtiyarî olarak aynı duayı içimden terennüm ettim. Herhalde bir anne-baba için en büyük acılardan birisi evlat kaybıdır. Sosyal çevremde küçük yaşlarda evladını kaybeden aileler tanıdım. Onlardan birisi halen hayatta olan bir imam efendidir. Gözü önünde küçük çocuğu, bir kamyonun altında ezilip ölmüştü. Çocuğunun vefatından sonra acılı babayla bir keresinde bir vakit namazı için camiye giderken, abdestli olduğu halde yeniden evine döndü ve abdestini tazeleme ihtiyacı duydu. Yolda bir çamur parçası pantolonuna isabet ettiği için, yeniden eve giderek, elbiselerini değiştirdi. İçten içe kendisini suçlu hisseden bu baba, yakalandığı temizlik takıntısı ile cami görevlerini aksatmaya başladı ve ancak bir psikolog desteği ile bu rahatsızlığından kurtulabildi. Ama kendisini her gördüğümde ben yine de o mahzun yüzünde tarifi zor hüznün kalıcı emarelerini görebiliyorum.

Evlat Acılarının En Hafifi Bir Şehit Evlada Sahip Olmak mı?

Jandarma Astsubay Çavuş Abdullah Taha Koç’un şehit olduğunun haberini vermek üzere gece saatlerinde eve gelen askeri yetkililere kapıyı ilk açan baba Ahmet Koç olmuş. Vaziyeti hemen anlamış olan şehit baba, gözleri dolu olarak eşi Fatma Zehra Koç’a “Gözün aydın hanım şehit anası oldun” diye seslenmiş. Şehidin cenazesini Konya’ya getiren uçağı karşılayan baba Ahmet Koç, mezkûr fotoğrafta da görüldüğü üzere, Türk bayrağına sarılı tabutu cenaze aracına kadar askerlerle birlikte omuzlar ve “Sen benim iftiharımsın evlat. Sen beni omuzlayacaktın ama kısmet bana oldu. Hakkını helal et yavrum.” der.

Bu yürekten gelen samimî sözler, evlat acısını belki de en dayanılabilir yapan bir durumdur. Evet, bana öyle geliyor ki, şuurlu bir Müslüman anne baba için, evladını şehit vererek kaybetmek, özellikle uhrevî mükâfatlarını da dikkate alındığında teslimiyet, sabır ve tevekkül gibi manevî tesellilerin en büyük kaynağıdır. Örnek teşkil etmesi bakımından bu bağlamda sizlere cahiliye döneminde bir savaşta ağabeyini yitiren ve onun hakkında içli şiirlerle herkesi yasa boğan Arap âleminin Hansa adında meşhur şaire bir kadından bahsedeceğim.

Dört Şehit Annesinden Örnek Bir Tavır

Derin duygulu şaire kadın Hansa, İslâm’la şereflenir. Kaderin takdirine bakın ki bu sefer de hicretin 8. senesindeki Mute Harbinde dört oğlu birden şehit olur. Bunun üzerine Başkomutan Halit, kaygılanarak der ki: “Eyvah! Bu kadın ağabeyi için dünyayı yasa boğdu. Şimdi ise dört yavrusunu birden şehit verdi. Nasıl taziye edeceğiz bu duygu yüklü anneyi?” Acısını paylaşmak için gelenler büyük bir endişe içinde: “Başın sağ olsun, taziyeden başka elimizden bir şey gelmiyor!” deyince, İslâm ile bilinçlenmiş dört şehit annesi, bu sefer her zamankinden farklı olarak beklenmedik bir karşılık verir:

“Beni taziye etmeyin, tebrik edin! Çünkü ben ahirete dört şefaatçi göndermiş şehit anasıyım. Ahirette şefaatçisi olan şehit anaları taziyeye değil tebrike layıklar. Siz de beni tebrike layık görün. Mahşerde birer şefaatçi olarak yakınlarını karşılayacak olan şehitler, yakınlarının makamına inmeyecek, belki yakınlarını alıp kendi şehit makamına çıkaracak, cennet hayatını birlikte şehit makamında yaşayacak. Bu ise taziyeye değil tebrike layık bir ebedî hayat kazancıdır!”

Dört evladını kaybeden şehit annesi haklıdır. Nitekim Ebu’d-Derdâ’nın bildirdiğine göre Hz. Peygamber (sav), ahirette yüksek mertebelere erişecek olan şehitlerin şefaat hakkı konusunda şöyle buyurmuştur: “Şehit, ailesinden yetmiş kişiye şefaat eder.” (Ebu Davud; Cihad: 26).

Başbakan Yıldırım’ın KHK İle İhraçlı Da Olsa Bir Şehit Babasını Taziyede Bulunması Takdir-i Şayandır

Hayat, hep ilginç ve ibret alınması gereken hadiselerle doludur. Şehit babası Ahmet Koç, Başbakan Binali Yıldırım’ın da altına imza attığı bir KHK ile görevinden ihraç edilmiş bir Müslüman Türk vatandaşımızdır. Toplumsal algı sürecinde bu şekilde ihraç edilmiş birçok masum vatandaşımız hakkında hoyratça neler denilmedi ki? Toplumsal hayatta nelere maruz kaldıklarını ajitasyon ve yeni kutuplaşmalara zemin hazırlamamak adına bunları burada tekrarlama gereği duymuyorum. Ama devletçe/hükümetçe yapılan yanlışlardan dönmek bir erdem olduğu kadar hataları telafi edecek insanî/hukukî yaklaşımlar/çözümler göstermek/getirmek de bir o kadar fazilettir.

İşte Sayın Başbakanımız Binali Yıldırım’ın, ihracı için onay verdiği bir şehit babasını hiç tereddüt etmeden ziyaret etmesi ve onu yürekten kucaklaması, sembolik de olsa kendini ve hükümetini affettirmeye yönelik büyük bir jesttir. Ahirete şefaatçi bir evlat göndermiş olan bir babanın, ‘vatan haini” olamayacağını basiretiyle hissetmiş olduğunu düşündüğüm başbakanımızın FETÖ ile mücadelede ortaya çıkan mağduriyetlerin de ivedilikle giderilmesine yönelik hızlı adımlar atmasını temenni ederim.

FETÖ ile mücadelede benzer haksızlıklara uğramış bir bilim insanı olarak şunu açıkça ortaya koymak isterim: Ne KHK ile ihraç edilen her memur “terörist”tir, ne de onların görevden uzaklaşmalarına sebebiyet veren amirler/yöneticiler de tümüyle masumdur. O halde vatanımız için verdiğimiz şehitlerin suyu hürmetine Müslüman olmamız hasebiyle karşılıklı olarak haklarımızı helal edelim ve hepimiz birbirimizle yeniden kucaklaşacak hukukî/manevî iklimi oluşturalım. Dünyaya karşı tek vücut hâlinde güçlü bir Türkiye olmak istiyorsak, mağdurların gönlünü alacak ilk adımı hükümet atmalıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir