All for Joomla The Word of Web Design

Kendimizi Ne Kadar Tanıyoruz?

Biz, kendimizi gerçekten tanıyor muyuz? Mayamızda neler gizli? Genlerimizde neler kodlanmış? Yaratan, bizi bize nasıl tanıtıyor ve ne idüğümüzü nasıl ortaya koyuyor?

Rabbimiz, Hayat Kitabımız Kur’an’da -tabir yerinde ise- âdetâ iç röntgenimizi ve MR’ımızı bize rapor ediyor ve bizim ne idüğümüzü bize şöyle anlatıyor:

“(Allah) Nefse, iyilikleri ve kötülükleri ilham etmiştir. Nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiş, onu kirleten /kötülüklere gömen de ziyan etmiştir.” (Şems:91/7-10).

Gerçekten insan Rabbine karşı çok nankördür ve kendisi de buna şahittir. Mala da pek düşkündür.” (Âdiyât:100/6-8)

“İnsan haris ve cimri yaratıldı. Kendisine bir zarar dokunduğunda feryadı basar. Bir hayır dokundu mu ( yoksullara) yardım etmez (sıkı sıkı tutar)…”(Mearic, 70/19-21)

İnsan hayra dua ettiği gibi şerre de dua eder. İnsan pek acelecidir.” (İsra.17/11)

O (insan), çok zalim, çok cahildir.” (Ahzab:33/72)

“… İnsan zayıf yaratılmıştır.”(Nisa, 4/28)

İnsan aynı zamanda unutkandır. “Doğrusu daha önce Âdem’den ahid almıştık da unuttu…” (Taha, 20/115)

Hemen her insan övülmeyi sever. Yaptığını sever, beğenir. Hâlbuki övündüğü şeylerde kendisinin hissesi pek azdır. Mesela, yaratılışının veya sesinin güzelliğiyle övünür. Hâlbuki Allah onu öyle yaratmasaydı veya böyle bir ses vermeseydi, elinden hiçbir şey gelmezdi. Bunlar birer Allah vergisi nimetlerdir. Nimetlerle övünülmez, şükredilir.

Kur’an-ı Kerim, bu meselede şu hatırlatmayı yapar:

“Yaptıklarıyla gururlanan ve yapmadıklarıyla övülmeyi sevenlerin, azaptan emin bir yerde bulunduklarını zannetme!” (Âl-i İmran, 3/188)

İnsan mazeret ve bahane üretendir. Müspet alanlarda bir varlık gösteremeyenler, birtakım bahanelerle kendilerini avuturlar. Nedense kendi kusurlarını görmek istemezler. Mesela, Hudeybiye Seferine katılmayan bir kısım bedevilerin uydurduğu bahaneyi Rabbimiz şöyle ifade eder:

“Mallarımız, ailelerimiz bizi alıkoydu. Bizim için mağfiret dile, diyecekler. Onlar, ağızlarıyla, kalplerinde olmayanı söylüyorlar…” (Fetih, 48/11)

Bu ayeti günümüze uyarladığımız zaman, mazeret üretme ve sorumluluk almamak için bahane ortaya koymada ne taklalar attığımızı görüyoruz. Günümüz Müslümanlarının bulaşıcı hastalıklarından biridir her şeye bir mazeret bulma gayreti… O konuda üstümüze yoktur. Bir aktivitede yer almak istemediğimiz zaman “minareyi çalan kılıfını hazırlar” misali sayısız kılıflar bulur, tahmin edemediğiniz kadar mazeret üretiriz. Yapacağımız işin veya içinde bulunacağımız çalışmanın neticesini dünyada peşin alamayacaksak, görev almamak için; iş yoğunluğumuzu, devlet memurluğumuzu, yakında terfilerin yapılacağını, siyasi konjonktürü, ekonomik problemleri, fincancı katırlarını ürküterek elektrikleri üstümüze çekmemeyi, daha bu gibi faaliyetlerin erken olduğunu, kör olası hanede evladı ıyalin bulunduğunu vs. vs. mazeretler zincirine ekler dururuz. Bütün bunlar içimizdeki firavunun geliştirdiği savunma mekanizmalarıdır.

“(Allah) Nefse, iyilikleri ve kötülükleri ilham etmiştir.” (Şems:91/7) ayeti, Rabbimizin; bizim mayamıza Firavunu da Musa’yı da, Nemrudu da İbrahim’i de, Ebu Cehili de Muhammed (a.s)’ı da yerleştirdiğini ifade etmektedir. Bize düşen, akıl ve irademizi vahyin aydınlığında kullanarak içimizdeki Firavunun bize hükmetmesini bastırıp Musa’yı muktedir kılmaktır. Negatif ve pozitiflerimizle kendimizi iyi tanır, Kur’an ve Sünnetle tahkim olursak kendimizi iyi yönetiriz. Allah’ın yasakladığı fiilleri işleme arzumuzun, içimizdeki Firavundan kaynaklandığını anlayıp yine içimizdeki Musa’yı harekete geçirerek Firavunca planlarımızı bastırabiliriz.

Meşhur dünya ağır sıklet boks şampiyonu merhum Muhammed Ali Clay, “Ben sigara içmem fakat çakmak bulundururum. Nefsim bana günah işleteceği zaman hemen çakmağı çıkarır yakarım ve parmağımı alevine uzatırım. Parmağım alevin sıcağına dayanamadığı için otomatik olarak geri çekilir. ‘Bir çakmağın ateşine dayanamayan nefsim, nasıl olur da beni dünya ateşinden binlerce santigrat daha hararetli olan cehennem ateşine götürecek haram işletirsin’ diye nefsimin gayri meşru isteklerini bastırırım” demiştir. İşte aklını ve iradesini bu şekilde kullanan duyarlı Müslüman, içindeki Firavunu kontrol altına alıp Musa’sını iktidara taşıyarak hayatını rızayı Bâri’ye göre inşa eder.

İşte, insanın yapısında böyle nice zaaflar vardır. Yalnız bu zaaflar, aşılmayacak zaaflar değildir. Çünkü  “Allah kimseye kaldıramayacağı yükü yüklemez.” (Bakara: 2/286) diyen Rabbimiz, mayamızdaki pozitiflerimizle yani içimizdeki Musa, İbrahim ve Muhammed (Aleyhimüsselam) ile bu zaafların üstesinden geleceğimizi belirtmektedir.

İşte, kendimize hâkim olmak, kendi iktidarımızı kurmak, içimizdeki Musa’yı muktedir kılmak için, hangi kıvamda yaratıldığımızı çok iyi bilmeliyiz. Aksi takdirde Firavunca yönetiliriz ve yarın kıyamet günü Rabbimizin huzuruna, hesabını veremeyeceğimiz amellerle çıkarız. Ömür sermayemizi hoyratça kullanıp sıfırları tüketmiş bir vaziyette, hüsrana uğramış olarak huzurda yerimizi alırız.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir