All for Joomla The Word of Web Design

METİN AKPINAR: MUSTAFA KEMAL’İN SÖYLEDİĞİ HER ŞEY BİLİME VE AKLA DAYALIDIR

Ünlü tiyatro ve sinema sanatçısı Metin Akpınar, Mersin-Mezitli Belediyesi Amfitiyatro’da Mezitlilerle buluştu.

Konuşmasının bir bölümünde Atatürk’ün sesini de canlandıran Akpınar, Atatürk hakkındaki şahsî görüşlerini de dile getirdi. Atatürk’ün, hayat hikâyesine bakıldığı zaman, iyi bir lider, iyi bir asker, iyi bir devlet adamı olmasından daha önemli şeyin iyi bir bilim adamı olduğuna vurgu yapan Akpınar, “Mustafa Kemal’in söylediği her şey bilime ve akla dayalıdır.” dedi.



ATATÜRK DE BAZEN BİLİME VE AKLA AYKIRI GÖRÜŞLER BEYAN ETMİŞTİR

Şunu baştan ifade edelim. Başta bilim insanları olmak üzere kim olursa olsun herkes, bilim ve akıl adına yaptığı veya yapacağı sözlerden dolayı sorumludur. Bu sorumluluğu taşıyan bir insan, yanılma payını da göz ününde bulundurarak, söylediklerine o nispette dikkat eder. Özellikle yeni ortaya atılan tez (iddia), teori (kuram, nazariye) gibi soyut konularda insan, aklî ve ilmî yönden de her zaman isabetli sonuçlara varamayabilir. Kısacası her söylenen söz, mutlak anlamda akla ve bilime uygun olmayabilir. Bu istisnasız herkes için geçerli olduğuna göre bir beşer olan Atatürk için de geçerlidir. Bu bağlamda Kent Kitap tarafından 2011 tarihinde yeniden yayınlanan “Atatürk’ün Uşağının Gizli Defteri” kitabının yazarı Cemal Granda’nın hatıralarında hukukçu ve Türk dili uzmanı Profesör Sadri Maksudi ile Atatürk arasında geçen olay, bu tespitimi destekler mahiyettedir.

Sadri Maksudi Hoca, Türkçülük düşüncelerinden dolayı ilk zamanlar Atatürk’ün gözdesi ve 1930-1937 yıllarında Çankaya’nın sofralarında her zaman Atatürk’le beraber olma imtiyazına sahip bir bilim insanıdır. Üstelik Atatürk’ün sayesinde 1931 yılında milletvekili ve 1935 yılında da “Devrim Profesörü” olabilmiştir. Ancak hiç de umulmadık basit fakat ilmî açıdan tartışmalı bir meseleden dolayı bu iki tarihî şahsiyet arasında kalıcı bir kopukluk meydana gelir. Şimdi gelelim o talihsiz olaya:

Çankaya akşam sofralarının müdavimlerinden Profesör Sadri Maksudi, bir akşam Atatürk’le Türk Dil Kurumu’nun deyimleri üzerinde fikir alış verişinde bulunurken, konuyu “Deniz Bank” isminin aslında Türk gramer kurallarına aykırı olduğu noktasına getirir. Sadri Hoca ısrarla “Deniz Bank” isminin ya “Denizcilik Bankası” ya da “Deniz Bankası” olması gerektiğini savunur. Konu kapanmış gibi görünür ama bir iki saat sonra Atatürk, bir şeye kızmış olacak ki konuşmakta olan Sadri Hocanın sözlerini birden keser ve sert bir tonla “Siz profesör değilsiniz.” der. Bunu duyan herkes âdeta put kesilir, Sadri Hoca da şaşkınlığını gizleyemez fakat kendini çabuk toparlar, elindeki şarap kadehini titreyen elleriyle masaya koyar ve şöyle cevap verir:

“Haşa ben profesörüm. Hem de Türkiye’de değil. İsviçre’de bana kürsü vermişler. Olmazsa gider, orada dersimi veririm. Şimdi ben kalkıp bir kumandana ‘Siz kumandan değilsiniz’ dersem ne olur? Kumandanlığı elinden alınır mı? Yalnız böyle bir söz o kumandanın nasıl gücüne giderse, bu söz de benim gücüme gider. Ama kumandanlara kürsü vermediler daha.”

Bu uyarıcı sözlerin karşısında Atatürk gayri ihtiyari olarak susmayı tercih eder. Biraz sonra da sofra zaten dağılır. Cemal Granda’nın verdiği bilgilere göre Sadri Hoca, herhalde bu meseleden ötürü bir süre sonra milletvekilliğinden de ayrılır (ss. 201-202). Sadri Hoca, her nedense Türk dili noktasında Atatürk’e şirin görünmek için ne dalkavukluk yapmış, ne de istikbalini düşünerek, yaranma çabasında bulunmuştur. Doğru bildiği konuda dik durmuş ve bir devlet adamına bilime nasıl bakılması ve bilim insanına nasıl davranılması gerektiğini açıkça göstermiştir. Netice itibariyle bir profesörün bir komutandan veya “başöğretmen”den ilmî konularda daha ehil olduğunu da göstermiştir.

Şimdi de Cemal Granda’nın bilmediği konulara girelim isterseniz. Sadri Hocanın kızı Adile Ayda tarafından kaleme alınan biyografiden (Sadri Maksudi Arsal, 1991) öğrendiğimiz kadarıyla Sadri Hoca, bu olaya bağlı olarak bilimsel ısrarcılığının faturasını ağır ödemiştir. Sadri Hoca, Atatürk’ün önerdiği “Deniz Bank” adının Türk dil kaidelerine uygun olmadığını, meclisteki bu bankanın kuruluşu ile ilgili kanun tasarısı tartışmaları sırasında da dile getirir. Atatürk, Sadri Hocanın bu çıkışından hiç hoşlanmaz ve aynı akşam sofradaki misafirlerden bazılarına hemen radyo evine gitmelerini, normal program akışını kesmelerini ve Sadri Hoca aleyhine sert konuşmalar yapmalarını emreder.

Atatürk, bununla da yetinmez, 1923’ten 1950 yılına kadar milletvekilliği yapmış olan ve kendisine son derece sadık olan gazeteci Falih Rıfkı Atay’a da bir makale yazdırır. Bütün gazetelerde yayınlanan bu iftira dolu yazıda Sadık Hoca "nankörlük", "sahte diploma sahibi olmak", "Türkçe bilmemek", "Türk olmamak" ve "Türk gençlerini zehirlemek" gibi suçlarla itham edilir. Atatürk, daha sonra öfkesine hâkim olur, Türk dil konusundaki hatasını anlar ve yeniden barışmak niyetiyle Sadık Hocaya haber verir. Ancak Sadık Hocanın kalbi bir kere kırılmıştır ve o tarihten itibaren Atatürk’le hiç görüşmez. Küstürülen sadece Sadri Hoca değildi ki.

Atatürk döneminde devrimlere mesafeli olan birçok bilim insanı ya bu şekilde rencide edilmiş, ya da bilim yuvalarından resmen ihraç edilmişti. Mesela 1933 üniversite reformuyla birlikte toplam 114 profesörden yaklaşık 100’ü emekliye sevk edilmişti. Darülfünun’un 151 kişilik kadrosundan 92’sinin işine son verilmişti. Görevlerinden alınan profesörlerden bazıları isteyerek veya istemeyerek inkılâpları benimser görüşler beyan etmeleri sonucunda yeniden akademik ve siyasî görev alma hakkını elde edebilmişti. Rejime sadakat gösterip devrimci Atatürk’e övücü sözler söyleyen bilim insanları, bilimsel kariyer yapabiliyor ama sisteme yönelik eleştirel fikir beyan eden akademisyenler ise dışlanıyor veya susturuluyordu.

Ezcümle;

Pozitivist bilimlere meraklı olan ve rasyonel aklı her daim ön plânda tutmak isteyen Atatürk, bazı konu ve durumlarda ilme ve akla aykırı görüş ve fikirler beyan etmiş, bu doğrultuda bazen toplum hayatımızı da etkileyebilecek radikal kararlar almış, yeni rejimin tesisi noktasında akademik hayata müdahale etmiş, bazen de hatasını anlayarak Güneş Dil Teorisinde olduğu gibi iddialarından vazgeçebilmiştir.

Dolayısıyla bir bilim insanı olarak Metin Akpınar’ın “Mustafa Kemal’in söylediği her şey bilime ve akla dayalıdır.” sözünün, objektif kriterler açısından gerek yaşanmış tarihî vakıalar, gerekse ‘İnsan Beşer, Kuldur Şaşar’ atasözümüz mucibince geçerliliği olmayan bir ifade olduğunu söyleyebilirim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir