
Allah (cc) şöyle buyuruyor:
“İnkâr edenler grup grup Cehenneme sevk edilirler. Cehennem’e vardıklarında oranın kapıları açılır ve Cehennem bekçileri (hazene) onlara şöyle derler:
“Size içinizden, Rabbinizin âyetlerini size okuyan ve bu gününüze kavuşacağınıza dair sizi uyaran elçiler gelmedi mi?”
Onlar da “Evet geldi” derler.
Fakat inkârcılar hakkında azap sözü (kelimetü’l-azab) gerçekleşmiştir.
Onlara; içinde ebedi kalacağınız Cehennem’in kapılarından girin, kibirlenenlerin yeri ne kötüdür denir.” (Zümer 39/71-72)
Bu, onların kendilerine karşı elçi gönderildiğine dair bir itirafları olacağını gösterir.
Demek ki Allah (cc) hükümleri, ölçüleri, sorumlulukları (şeriatini) bildirmeden kullarını sorumlu tutmaz. Burada Cehennem bekçilerinin cehennemlikleri kınayacakları haber veriliyor. Bunun sebebi ise onların kendilerine gelen elçileri dinlememeleri, büyüklük taslamaları (istikbar etmeleri), bu yüzden Cehennem’i hak etmeleridir.
Cehennem’in bekçileri onları karşılar ve oraya gelişlerinin nedenlerini kendilerine hatırlatırlar.
Burası, boyun eğmenin ve kabul etmenin yeridir. Tartışma ve çekişme yeri değil… Onlar şimdi suçlarını kabul ediyor ve teslim oluyorlar. (Kutub, S. fî-Zilâli’l-Kur’an, 5/3062)
Âyette geçen ‘hazene’ kelimesi ‘hâzin’ kelimesinin çoğulu olup hazinenin ve içinde bulunan şeylerin muhafızı demektir.
Burada ise maksat Cehennem’de görevli bekçi melekler, zebanilerdir. (Alak 98/18)
Bu âyetteki “kelimetü’l-azap-azap sözü” Allah’a isyan edenler hakkında verilmiş olan kesin bir karardır.
Mahşerdeki hesaptan sonra; “Kâfirler de cehenneme zümre zümre sürülecek” âyeti her bir kişinin amelinin (yaptıklarının) karşılığının kendisine eksiksiz verileceğini açıklamaktadır. O vakit kâfirler Cehennem’e sürüklenecek, mü’minler ise Cennet’e doğru götürülecek…
‘Zümer’, zümreler, cemaatler demektir. Bunun tekili “zümre” şeklinde gelir. Bazılarına göre bu “zümre zümre”; biri diğerinin arkasından giden, ayrı ayrı cemaatler demektir. (Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmi’l-Kur’an 2/2690)
Kimileri de bu kesin azap sözüne dünyada iken ulaşırlar. Çünkü onlar, aşırı derecede isyankâr olmuşlar, peygamberleri dinlememişler ve azaba meydan okumuşlardır. (Şankıtî, el-Keşfu’l-Beyân, 3/284)
Dünyada iken azgın inkârcı olanlar kıyâmet gününde, -mümkün ki- hesaptan sonra Allah’ın, kendileri için hazırladığı Cehennem’e melekler tarafından bölük bölük sevkedilecekler.
Onlar Cehennem’e yaklaşınca onun yedi kapısı da (Hicr 15/44) açılacak ve görevli melekler yukarıda, âyette geçen soruyu soracaklar.
Cehennem’e sevkedilen inkârcılar ‘evet’; yani “bize içimizden elçiler gelmişti ve bizi böyle bir durum (hesap) ile karşılaşacağımız konusunda uyarmıştılar. Fakat biz onlara ‘yalancı’ dedik. Sonuçta Allah’ın bu azgın ve zalim kâfirlere verdiği ceza (karşılık) yani “azap sözü-hükmü” bizim hakkımızda gerçekleşti.”
Allah, bu âyette Hesap gününde kâfirlerin Cehennem’e azarlanarak sert bir şekilde sevkedileceklerini haber veriyor. (Taberi, İbni Cerir. Câmiu’l-Beyân, 11/32)
Şu âyetlerde de haber verildiği gibi:
“O gün (kıyâmette) takvâ sahiplerini heyet hâlinde çok merhametli olan Allah’ın huzurunda toplarız, günahkârları da susuz olarak Cehennem’e süreriz.” (Meryem 19/85-87)
“Allah kime (kendi istediği) hidâyet verirse, işte doğru yolu bulan odur; kimi de hidâyetten uzak tutarsa, artık onlara, Allah’tan başka veliler (koruyucular) bulamazsın.
Kıyâmet gününde onları kör, dilsiz ve sağır bir hâlde yüzükoyun haşrederiz.
Onların varacağı ve kalacağı yer Cehennemdir ki, ateşi yavaşladıkça onun alevini artırırız.” (İsrâ 17/97)
İnsanlara öteden beri uyarıcı ve müjdeleyici elçilerin gönderildiği gerçeğini haber veren başka âyetler de var:
“Peygamberleri onlara apaçık bilgiler getirince, onlar kendilerinde bulunan bilgiye güvendiler (onu alaya aldılar). Alaya aldıkları şey kendilerini boğuverdi.” (Mü’min 40/83)
“Ateş (cehennemliklerin) yüzlerini yakar; orada suratları çirkin ve gülünç bir hâlde bulunurlar. Size âyetlerim okunurdu da, siz onları yalanlardınız değil mi?
Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Eğer bir daha (ettiklerimize) dönersek, artık belli ki biz zalim insanlarız.” (Mü’minûn 23/104-107)
“Neredeyse Cehennem öfkesinden çatlayacak! Her ne zaman oraya bir topluluk atılsa, onun bekçileri onlara: Size, uyarıp korkutan (nezîr) bir peygamber gelmemiş miydi? diye sorarlar.
Onlar şöyle derler: Evet, doğrusu bize, uyaran bir elçi gelmişti. Fakat biz (onu) yalanlamış ve: Allah’ın bir şey gönderdiği yok; siz olsa olsa büyük bir sapıklık içindesiniz! demiştik.
Ve: Şayet kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, (şimdi) şu alevli Cehennem’in mahkûmları arasında olmazdık! diye derler.” (Mülk 67/8-10)
İnkâr edenler grup grup Cehennem’e sevk edildiği “o vakit”ten maksat kıyâmet (ölümden sonra diriliş) vakti değil, Cehennem’i hak edenlerin oraya atılacakları zamandır. Âyetin böyle anlaşılması daha uygundur.
Arapçada “yevm ve eyyâm” kelimeleri şiddet ve sıkıntı anları için çok kullanılır. (Bkz: İbrahim 14/5. Casiye 45/14) Bu sebeple âyette yer alan ‘yevm’ kelimesine vakit anlamına verilmesi isabetlidir.
Bu âyeti kerime şeriat gelmeden herhangi bir kimsenin mükellef tutulmayacağına delildir. Zira kâfirlerin azarlanmalarının sebebi kendilerine gelen elçileri yalanlamaları, Vahyi kabul etmemelerdir.
Onlar: ‘Evet geldi!’ derler. Evet bize peygamberler geldi, bize Allah’ın âyetlerini okudular. Bizi uyardılar, derler. Böylece onlar kendilerine peygamber geldiğini, ikrarın ve itirafın hiç fayda vermeyeceği hesap gününde itiraf ederler.
Ama azap sözü (hükmü) kâfirlerin üzerine hak/vacip olur. Zira bu sonucu kendileri kazanmışlardır.
Bu azap sözü Allah’ın şu kelâmı; “… Rabbinin, “Andolsun ki Cehennem”i tümüyle (onu hak eden) insanlar ve cinlerle dolduracağım” sözü yerini buldu.” (Hûd 11/119),
ve iblise söylediği şu sözü gibidir: “Mutlaka sen ve sana uyanların hepsi ile Cehennem’i dolduracağım.” (Sâd: 85)
Cenennemlikler bu itiraftan sonra:” Bizler iblise uyanlardandık. Peygamberleri yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmedi, siz sadece yalancısınız dedik” derler. (Bursevî. İ. H. Rûhu’l-Beyân, 8/142)
“İnkâra sapanlardan başkası Allah’ın âyetleri hakkında tartışmaya girişmez…
Bunlardan önce Nûh’un kavmi, onların ardından da çeşitli topluluklar ilâhî gerçeği yalanlamış, her topluluk kendi peygamberlerini yakalayıp etkisiz hâle getirmeye kalkışmış, asılsız iddialarla gerçeği ortadan kaldırmak için mücadele vermişlerdi; sonunda onların yakalarına yapıştım.
Nasılmış benim cezalandırmam, gördüler!
Böylece Rabbinin, inkâr edenler hakkındaki, “Onlar cehennemliklerdir” sözü gerçekleşmiş oldu.” (Mü’min 40/4-6)
“Mekke putperestlerinin akıllarınca Mü’min 40/2. âyette vurgulanan Kur’an’ın Allah’tan geldiği hakikatini inkâr amacıyla tartışmaya girişerek onu engellemeye ve çürütmeye çalışmaları söz konusu ediliyor.
Kur’an, inkâr ve haksızlıkta ısrar eden hiçbir toplumun bu tutumunu devam ettirdiği sürece ayakta kalamayacağını, mutlaka günün birinde kahredici bir ceza ile yok olup gideceğini, âhirette de Cehennem’e atılacaklarını, bunun ilâhî bir yasa olduğunu sık sık vurguluyor. (Komisyon, Kur’an Yolu (DİB), 4/557)
“İşte böylece Rabbinin yolundan çıkanlar hakkındaki “onlar inanmazlar” sözü (kelimetü Rabbike) gerçekleşmiş oldu.” (Yûnus 10/33. Bir benzeri: Yûnus 10/96-97)
“Hor görülüp ezilmekte olan o kavmi de, içini bereketle doldurduğumuz yerin doğu taraflarına ve batı taraflarına mirasçı kıldık.
Sabırlarına karşılık Rabbinin İsrailoğullarına verdiği güzel söz/hüküm (kelimetü Rabbike’l-hüsnâ) yerine geldi. Firavun ve kavminin yapmakta olduklarını ve yetiştirdikleri bahçeleri helâk ettik.” (A’raf 7/137)