
1. Allah tarafından seçilen insanlardan en güzel mürşidimiz Muhammed (sav), eceli gelince ölümünü erteleyemedi, Azraili geri göndermeye gücü yetmedi. Kimseyi çarpmadı. Değil bize geleni, kendisine gelen zararı bile savamazdı.
“De ki: Doğrusu ben (kendi başıma) size ne zarar verme ne de fayda sağlama gücüne sahibim.
…
“Ancak Allah’tan gelenleri tebliğ edebilirim ve O’nun vahiylerini açıklayabilirim.”
Kim Allah’a ve Rasûlüne karşı gelirse, şüphesiz onlar için, içinde ebedî kalacakları cehennem ateşi vardır.” (Cin 72/21-23)
2. Allah’ın dilemesi dışında bize de kendisine de bir fayda sağlayamaz.
“De ki: “Allah dilemedikçe ben kendime bir zarar verme ve bir fayda sağlama gücüne sahip değilim.
Eğer ben gaybı biliyor olsaydım, daha çok hayır elde etmek isterdim ve bana kötülük dokunmazdı. Ben inanan bir kavim için sadece bir uyarıcı ve bir müjdeciyim.” (A’raf 7/188)
3. Havada uçamazdı, denizde yürüyemezdi, aynı anda bir kaç yerde asla görünmedi, bir yerden bir yere şimşek hızıyla gitmedi, ölüleri diriltmedi, ölülerle toplantı yapmadı.
Bizim mürşidimizin böyle olağanüstülükleri yoktu.
“Bizi, âyetler (mu’cizeler) göndermekten alıkoyan tek şey, öncekilerin bu âyetleri yalanlamış olmasıdır…” (İsrâ 17/59. Ayrıca bkz: Ankebut 29/50)
4. Silsilesi İsa, Musa, İbrahim (as) gibi nebilerden Âdem’e kadar uzanır ama Allah’tan başka –yediler, kırklar, ğavs, kutub, aktab vb. gibi- sığınacağı kimsesi yoktu.
“De ki: “Gerçekten beni Allah’a karşı hiç kimse asla koruyamaz ve yine asla O’ndan başka sığınacak kimse de bulamam.” (Cin 72/22).
Darda kalınca da normalde yalnızca Allah’tan yardım isterdi.
“Ancak Sana ibadet ederiz, ancak Sen’den yardım dileriz.” (Fatiha 1/3)
“De ki: “Şüphesiz ben ancak Rabbime ibadet ederim ve O’na hiç kimseyi ortak koşmam.” (Cin 72/20) Çünkü başka yardım istenecek kimsesi yoktur.
5. Üstelik diğer mürşid denilenler gibi hatasız da (zellesiz de) değildir. Öyle ya da böyle bazı hataları, yanılmaları olmuş ve bunlar için Allah’tan af dilemiştir.
“Sen şimdi sabret, çünkü Allah’ın va’di mutlaka gerçekleşir; günahının bağışlanmasını iste (istiğfar et) ve sabah akşam Rabbini hamd ile tesbîh et (sübhânellah de).” (Mü’min 40/55)
“Bil ki Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. Hem kendinin, hem de inanmış erkek ve kadınların günahlarının bağışlanmasını dile!
Allah, gezip dolaştığınız yeri de, içinde kalacağınız yeri de bilir.” (Muhammed 47/19)
6. Bu günahlarının affedilmesi için araya koyabileceği kimsesi de yoktur. Bu yüzden direkt ve yalnızca Allah’tan af dilemiştir.
“De ki: “Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Fakat bana ilâhınızın yalnızca bir tek ilâh olduğu vahyediliyor. Artık O’na yönelin ve O’ndan bağışlanma dileyin.
Allah’a ortak koşanların vay hâline!” (Fussilet 41/6. Bir benzeri: Kehf 18/110)
7. Oldukça mütevazi idi, alçak gönüllüydü ve asla kibirli değildi. Halkın içinde halktan biri idi.
“Rahmân’ın kulları, yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürüyen kimselerdir. Câhiller onlara laf attıkları zaman, “selâm!” der (geçer)ler.” (Furkan 25/63).
8. Bize ve ümmetine efelik taslamazdı. O bizim (ümmetinin) sıkıntıya düşmemizi istemezdi. Ümmetine karşı çok merhametli ve yumuşak huylu idi.
“Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi.
Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile… (Âli İmran 3/159)
9. Mü’minlere karşı çok şefkatli ve merhametlidir.
“Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü’minlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir.” (Tevbe 9/128)
10. Onun sahabeleri, dava arkadaşları, yanında bulunanlar her sorununu ona götürebilirlerdi. Erkek veya kadın, dileyen herkes onunla görüşebilir ve hatta tartışabilirdi. Onun kapısında kapıcı, teşrifatçı, özel koruma, sekreteryası yoktu. Onun huzurundan kimse arka arkaya yürüyerek çıkmazdı.
“Allah, kocası hakkında seninle tartışan ve Allah’a şikâyette bulunan kadının sözünü işitmiştir. Allah, sizin sürdürdüğünüz konuşmayı (zaten) işitmekteydi.
Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (Mücâdile 58/1, 12)
11. O, Allah’ın hüküm koymadığı hususlarda arkadaşlarıyla istişare eder ve (hak ise) çoğunluğun kararına uyardı.
“… İş konusunda onlarla istişare et.
Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et, (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.” (Âli İmran 3/159)
Sayın Hüseyin K. Ece Bey..
Tasavvuf – Tarikat Erbabını eleştirmek ve onalrı müslümanalrın haytına hiç girmemek üzere çıkarmak için elinizden ne geliyorsa yapmayaçalışoıyrosunuz. Bu dorğu bir dvranış değildir, sizi “Zahid bizi tn eyleme” ilahisiyle uyarıyroum. Önce Rabıta’ya kafayı taktını ve onun dinde bir yei olmaığını izaha çalıştınız ! Szie cevabınızı verdim.Şimdi de bu yaznızıa cevab veriyorum.
Cin Sûresi 21. ve 22ç ayetlerini delil gösterek demişsiniz ki ; “””Allah tarafından seçilen insanlardan en güzel mürşidimiz Muhammed (sav), eceli gelince ölümünü erteleyemedi, Azraili geri göndermeye gücü yetmedi. Kimseyi çarpmadı. Değil bize geleni, kendisine gelen zararı bile savamazdı.””” Peki ya, Enfal Sûresindeki 33. Ayet-i Kerime Kuranda değil mi ? . “””Halbuki sen içlerinde iken Allah, onlara azap edecek değildi. İstiğfar ederlerken de Allah onlara azap edecek değildir.””” Bu ayet değil mi ? Rabbimiz Raulullah (S.A.V.) Efendimzin yüzü-suyu nhurmetine “Sen onların içinde iken, onalra azab edecek değilim.” idye buyurmuş ! Bu ayetten nasıl olur da habersiz olabiilrsin ?
“İçinizde Kevser havuzuna ilk ulaşan ben olacağım ve sizin Allah yolundaki hizmetlerinize şahitlik edeceğim. Vallahi şu anda havuzum gözümün önündedir. Yeryüzü hazinelerinin anahtarları (veya yeryüzünün anahtarları) bana verildi. Vallahi sizin benden sonra tekrar şirke dönmenizden hiç korkum yok. Ben asıl sizin dünyayı elde etmek için birbirinizle kapışıp kavga etmenizden korkuyorum.” (Buhârî, Cenâiz 71, Menâkıb 25, Megâzî 27, Rikâk 7, 53; Müslim, Fezâil 30)
Hz. Peygamber (asm), “Yeryüzü hazinelerinin anahtarları (veya yeryüzünün anahtarları) bana verildi.” buyurmakla da çok büyük bir mucize göstermiştir.
Hz. Peygamber (asm) bu sözüyle; ileride Kisraların, Kayserlerin ve diğer krallıkların hazinelerinin Müslümanların ellerine geçeceğini müjdelemiştir. Sonuç itibariyle, Hz. Peygamber Efendimiz (asm)’in verdiği bu müjdeli haber zamanla çıkmıştır.
Ayrıca, bu hadis-i şerifin manası, benim ümmetim bütün yeryüzüne İslâm’ın nurunu yayacaklardır demektir. Bu mucize de aynen gerçekleşmiş, İslâm’ın aydınlığı yerkürenin büyük bir kısmını kucaklamıştır.
Demişsin ki ; “””Havada uçamazdı, denizde yürüyemezdi, aynı anda bir kaç yerde asla görünmedi, bir yerden bir yere şimşek hızıyla gitmedi, ölüleri diriltmedi, ölülerle toplantı yapmadı.Silsilesi İsa, Musa, İbrahim (as) gibi nebilerden Âdem’e kadar uzanır ama Allah’tan başka –yediler, kırklar, ğavs, kutub, aktab vb. gibi- sığınacağı kimsesi yoktu.”””
Bilesin ki; Peygamberimiz diğer paygamberlere verilen ve bu sydığın mucizelerin hepsini yapmaya muktedirdi. Hatta bunldan daha fazla mucizeleri de gerçekleştirdi. Onalrı belki idrak dünyanda boş bir yer kalmıştır diye hatrıltıyorum.
PEYGAMBERİMİZİN MUCİZELERİ
1. Peygamberimizin Kur’an Mucizesi
Kur’an-ı Kerim her çağdaki akıl sahibi insana hitap eden, akıllara durgunluk veren büyük ve ebedi bir mucizedir. Hz. Peygamber (s.a.v.) bir hadislerinde “Hiçbir peygamber yoktur ki, onlara kendi zamanlarındaki insanların inandıkları bir mucize verilmiş olmasın. Bana mucize olarak verilen ise, ancak, Allah’ın bana vahyettiğidir.”[1] buyurmuştur.
Kur’an-ı Kerim, hem söz, hem de mânâ yönünden mucizedir. O, Arap edebiyatının zirvede olduğu bir dönemde inmiş, Araplara kendisinin bir benzerini getirmeleri için meydan okumuş, onları, üslubu, şaşırtıcı nazmı, fesâhat ve belağatıyla aciz bırakmıştır.[2]
Dolayısıyla ona en büyük mucize olarak, kıyamete kadar devam edecek olan Kur’ân-ı Kerîm verilmiştir.
Kur’an mucizesinin ehemmiyeti âyet-i kerimede şöyle ifade edilir:
“«O’na Rabbinden mûcizeler indirilseydi ya!» dediler. De ki: «Mûcizeler ancak Allah katındadır, ben ise sadece açık bir uyarıcıyım.» Kendilerine okunup duran kitabı Sana indirmiş olmamız onlara (bir mucize olarak) yetmez mi? Elbette iman eden bir kavim için onda rahmet ve ibret vardır.” (el-Ankebût, 50-51)
İlâhî sözlerle (vahiyle) ilk kez karşılaşan Arapların dehşet ve şaşkınlık içinde Peygamber (s.a.v.) Efendimizden delil istemeleri üzerine bu ayetler nazil olmuş, Cenâb-ı Hak, en büyük delil ve mucizenin, Kur’ân-ı Kerîm olduğunu beyan etmiştir. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v.) zamanında şiir ve hitabet sanatları çok ileriydi. Belâğat, fesâhat, talâkat ve edebiyat son derece revaçta idi. En imrenilen ve takdir edilen kişiler, bu hususta şöhret sahibi olanlardı. Bu sebeple, Hz. Peygamber’e (s.a.v.), bütün diğer mucizelerine ilâveten ve bunlardan daha üstün olarak, insanları kıyamete kadar aciz bırakacak Kur’ân-ı Kerîm mucizesi lütfedilmiştir.
Kur’ân-ı Kerîm’in bir meşale gibi gönülleri aydınlatan ve aklı aciz bırakan sözleri, edebiyattan anlayan “Asr-ı Saâdet” insanının Hz. Peygamber’e (s.a.v.) itaatini sağlayan en tesirli mucize olmuştur. Hz. Ömer’in, Allah Resûlü’nü (s.a.v.) öldürmek için yola çıkmışken, tesadüfen dinlediği birkaç Kur’ân-ı Kerîm âyeti sâyesinde, küfür karanlıklarından hidayet nuruna ulaşması, bunun güzel bir misalidir.
Kur’an-ı Kerim fiziki ve fizik ötesi âleme dair en yüce gerçekleri kapsamakta ve asırlar boyu insanlığa ışık tutmaktadır. Bilim ve tekniğin sonradan ulaştığı gerçekleri, Kur’an asırlarca önce haber vermiş; hatta hiçbir keşif ve bilimsel gelişme, O’nun bildirdiği gerçeklerle ters düşmemiş hatta Kur’an’ı teyit etmiştir.
2. Peygamberimizin İsra ve Miraç Mucizeleri
Bir gecenin çok kısa bir anında Mescid- i Haram’dan, Mescid-i Aksa’ya gitmesiyle başlayan İsrâ ve mahiyetini insan aklının almayacağı semâvât âlemine yükselmesiyle yaşadığı Miraç hadisesidir.[3] Burada Allah’tan arada bir melek olmaksızın doğrudan vahiy almış ve namaz ibadeti de bu esnada farz kılınmıştır.
3. Şakku’l Kamer (Ayın Yarılması) Mucizesi
Mekke’de Kureyş halkının kendisinden bir mucize istemesi üzerine Peygamber (s.a.v.) Efendimizin parmağıyla gökyüzünde ayı işaret etmesi ve orada bulunanların ayı ikiye bölünmüş halde görmeleri. [4]
4. Hurma Kütüğünün Ağlaması Mucizesi
Allah Resulü’nün (s.a.v.) daha önceleri mescitte kendisine yaslanarak hutbe okuduğu kuru bir hurma kütüğünün, minber inşa edildikten kenara konmuştur. Sonrasında Hz. Peygamber’in hutbesini yeni minber üzerinde okurken o hurma kütüğünün Resulullah’a (s.a.v.) hasret ve muhabbetinden ötürü bir ağlamış ve inlemiş mescitteki sahabeler bu sesi işitmişlerdir.[5]
5. Zehirli Etin Kendisini Haber Vermesi
Hayber fethinde bir Yahudi kadının, Hz. Peygamber’i (s.a.v.) öldürmek amacıyla sahabeleri evine davet etmiş ve onlara kızartılmış zehirli koyun eti sunması üzerine etin, kendisinin zehirli olduğunu haber vermiştir.[6]
6. Müşriklerin Nerede Öldürüleceğini Haber Vermesi
Allah Resulü (s.a.v.), Bedir harbinden önce, muharebe günü müşriklerin ileri gelenlerinden kimlerin hangi mevkide öldürüleceklerini önceden haber vermiştir ve harp meydanında söyledikleri aynen gerçekleşmiştir.[7]
7. İslam’ın Bütün Dünyaya Yayılacağını Bildirmesi
Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadislerinde “Yeryüzü önümde dürülmüş ve onun doğusu ile batısı bana gösterilmiştir. Ümmetimin hâkimiyeti bana gösterildiği yerlere kadar ulaşacaktır.” buyurmuştur. [8] Gerçekte de öyle olmuş, bugün İslam’ın, dünyanın her tarafına ulaşmıştır.
8. Az bir yiyecekle çok sayıdaki insanı doyurması,[9]
9. Parmaklarından suların akması ve susuz olan büyük bir ordunun kanıncaya kadar bundan içip bütün ihtiyaçlarını gidermesi,[10]
10. Önünü gördüğü gibi aynı anda arkasını da görebilmesi,[11]
11. Gündüz ışıkta gördüğü gibi gece karanlıkta da görmesi,[12]
12. Ne Güneş ne de Ay ışığında yürürken gölgesinin görünmemesidir.[13]
Dipnotlar:
[1] Buhari, İ’tisam:1. [2] Bkz. Bakara sûresi, 23-24; Hud sûresi, 13; İsrâ sûresi, 88; Tür sûresi, 33-34. ayetler [3] İsra sûresi, 1. ayet [4] el-Kamer, 1-3; Buhârî, Menâkıb 27, Menâkıbu’l-Ensâr 38, Tefsîr 54/1; Müslim, Münâfıkîn, 43, 47, 48; Ahmed, I, 377, 413. [5] Buhârî, Menâkıb, 25; Tirmizî, Cum’a 10, Menâkıb 6; Nesâî, Cum’a, 17; İbn-i Mâce, İkâme, 199; Dârimî, Mukaddime 6, Salât 202; Ahmed, I, 249, 267, 315, 363. [6] Buhari, Tıb, 55; Müslim, Selam, 18; Ebu Davud, Diyat, 6. [7] Müslim, Cennet, 17. [8] Ebu Davud, Fiten, 1. [9] Buhârî, Megâzî 29, Menâkıb 25, Et’ime 6; Müslim, Eşribe, 141, 142; Tirmizî, Menâkıb, 6; Muvatta’, Sıfatü’n-Nebi, 19. [10] Buhârî, Menâkıb 25, Şurût 15, Cihad 132; Müslim, Fezâil, 6; Tirmizî, Menâkıb, 6. [11] Buhârî, Ezân, 88. [12] Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, VI, 75. [13] Süyûtî, el-Hasâisu’l-Kübrâ, trc. Naim Erdoğan, İstanbul 2003, s. 186. (Kaynak: İslam Akaidi, Erkam Yayınları)
Hidayet ve tevfik ALLAHTANDIR…