islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
27,1418
EURO
28,9323
ALTIN
1.681,16
BIST
8.039,18
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
26°C
İstanbul
26°C
Az Bulutlu
Pazartesi Az Bulutlu
26°C
Salı Az Bulutlu
25°C
Çarşamba Az Bulutlu
24°C
Perşembe Az Bulutlu
23°C

ALLAH İNSANI NİÇİN YARATTI?

ALLAH İNSANI NİÇİN YARATTI?
12.08.2023
A+
A-

Öyle görülüyor  ki pek çok insan, niçin yaratıldığını bilmiyor, düşünmüyor ya da düşünmek istemiyor. Buna karşılık bazı insanların bu  konuya kafa yordukları, araştırdıkları ve  bazı sonuçlara ulaştıkları anlaşılıyor.  Konu ile ilgili eserlerde insanın  yaradılış amacının “kulluk” olarak zikredildiği ve “Ben cinleri ve insanları, bana kulluk etsinler diye yarattım” [1] ayetinin de  buna delil olarak gösterildiği  biliniyor. Buna bir de  hadis uzmanları tarafından  Hz. Peygamber’e aidiyeti onaylanmayan, fakat  sûfî düşünce  tarzını  yansıttığı için  meşhur olan “Bilinmeyen gizli bir hazine idim, bilinmek istedim, bilineyim diye  mahlukatı yarattım (Kenz-i Mahfî/ gizli hazine)”[2] rivayeti ilave edildiğinde, insanın  niçin yaratıldığı konusunda biri “kulluk”, diğeri  de  “Allah’ı bilmek” olan iki  farklı  düşünce  tarzının ortaya çıktığı ve yaygın  bir görüş  haline geldiği   anlaşılıyor. Fakat bu görüşler, Kur’anî  muhtevayı  tam olarak yansıtmıyor.  Zira Kur’an’da  kulluğa ilaveten  bir de  hangi  “insanın  ahsen-i amel/ işin en güzelini yapıp yapmayacağını denemek” için  yaratıldığını   açıklayan  ayetlerin  de  bulunduğu  görülüyor. Söz  konusu  bu ayetlerde şöyle deniliyor:

“(Yeryüzü yaşanır hale geldikten sonra Allah’ın) sizi yaratması, hanginizin  daha güzel  iş yapacağını denemek içindir.”[3]

“Biz yer yüzünde göz alıcı güzellikler  yaratarak kimin ( bu güzelliklere aldanmayıp) iyi ve güzel işler yapacağı konusunda insanları  sınamak istedik.”[4]

Hanginizin daha güzel iş yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratan O’dur. O Azizdir ve Gafurdur.[5]

Kur’an’ın genel muhtevasında yer alan  bilgilere  göre  Allah Teâlâ,  gökleri ve  yeri[6]  yarattıktan sonra insanı yaratmıştır.[7]  Yeryüzündeki bütün nimetleri  onun  emrine  tahsis etmiş[8]  ve bunun karşılığında da  ondan kendisini tanımasını ve emirlerini yerine getirmesini[9], yeryüzünü imar etmesini[10] ve yönetmesini[11] ,   kısaca kendi iradesine uygun  işleri “ahsen ve salih”  olarak  yapmasını,  diğer bir ifade ile  işlerini  doğru ve  en güzel bir  biçimde yapmasını istemiş ve ona bu konularda  bir sorumluluk yüklemiştir.

Amel “yapma, işleme, çalışma ve  iş görme” demektir. Salih ise doğru, dürüst, iyi, sağlam, kusursuz, mükemmel anlamlarına gelmektedir.  Buna göre salih amel, doğru iş, sağlam iş, iyi iş, kusursuz iş demektir.  Bu nedenledir ki Kur’an’da  amel sözcüğünün, iyi iş [12] ıslah etme[13], sulh yapma[14] işleri düzeltme[15] ve doğru iş [16]  anlamlarda kullanıldığı  anlaşılmaktadır. Bu nedenledir ki Ahmet  Hamdi Aksekisalih ameli, “Akl-ı selimin insan fıtratı  ve tabiatının reddetmediği bir takım hayırlı amellerdir ki, insanın kendi nefsine, ailesine, milletine ve bütün insanlara, hülasa hangi sınıftan olursa olsun, her insanın menfaatine olan şeylerle bağdaşan iyi, güzel işler ve davranışlardır[17]  şeklinde tanımlamıştır. Bu tanım,  Kur’an’ın genel muhtevasıyla  da örtüşmektedir.  Nitekim  Kur’an’da amal-i salihin,  iman,  ahlak ve ibadet  başta olmak üzere tabiatı tanıma ve keşfetme sorumluluğunu da kapsayan her türlü doğru, iyi ve güzel  eylemler  için kullanıldığı  da anlaşılmaktadır:

Onlar, Allah’a ve ahiret gününe inanırlar. İyiliği emrederler. Kötülükten men ederler, hayır işlerinde birbirleriyle yarışırlar. İşte onlar sâlihlerdendir.” [18]       

“Hesap vermek üzere bir gün Bizimle karşılaşacaklarını ummayanlar, dünya hayatından  hoşnut olup onunla tatmin olanlar ve Bizim varlığımıza ve kudretimize işaret eden delillerimizi görmemezlikten gelenler var ya!  İşte onların yeri  cehennemdir, çünkü onlar çok kötü işler yapmışlardır. İman edip güzel iş yapanları ise Rableri imanları sebebiyle altından ırmaklar akan , nimetlerle dolu cennetlere yerleştirir.”[19]

“Kadın, erkek, inanmış olarak kim iyi iş işlerse, ona hoş bir hayat yaşatacağız. Ecirlerini yaptıklarından daha güzeli ile ödeyeceğiz ”[20]   ayetleri, buna işaret etmektedir.

“Ahsen-i amel” ile ilgili  ayetlerin yer aldığı  sureler, nüzul sırasına göre  ele alındığında  bunların Hûd,  Zâriyât, Kehf ve Mülk  şeklinde  sıralandığı  görülmektedir.  Buna göre ilk nazil olan  Hûd suresinde  Allah Teâlâ’nın, insanın yaradılış amacını, “ahsen-i amel ile imtihan” olarak  açıkladığını;  ikinci olarak nazil olan  Zariyat  suresinde ise ona kulluğunu  hatırlattığı; diğer iki surede yer alan “ahsen-i amel”  kavramının ise -tekrar edildiği için- te’kit ifade ettiği  anlaşılmaktadır. Dolayısıyla  Zariyat suresinde zikredilen “kulluğun”,ahsen-i amel” den daha özel bir anlam ifade   ettiği   görülüyor. Zira söz konusu bu  ayetin  öncesinde yer alan ayetlerdeki  muhteva,  bu anlama  işaret ediyor.  Nitekim   bu ayetlerde  Mekkeli müşriklerin, Allah’a kulluk etme yerine, aracı olarak gördükleri putlara  taptıkları ve  onlara yaptıkları hizmetleri  kulluk olarak  algıladıkları için Allah Teâlâ’nın da “Ben cinleri ve insanları, başka değil, sırf bana kulluk etsinler diye yarattım. Onlardan bir rızık istemiyorum, beni doyurmalarını da istemiyorum”[21] dediği, dolayısıyla onların bu davranışını şiddetle ret ettiği  görülüyor.  İç bağlamından koparılarak  ayete literal bir anlam    verildiğinde, insanın yaradılış amacının  kulluk  olduğu, ama iç bağlamı ile birlikte ele alındığında ise    kulluğun sadece  Allah’a yapılması gerektiği   anlamı  ortaya  çıkıyor. Bu anlam ile   “(Yeryüzü yaşanır hale geldikten sonra Allah’ın) sizi yaratması, hanginizin  daha güzel  iş yapacağını denemek içidir”[22] ayeti  birlikte ele alındığında insanın yaradılış amacının  ahsen-i amel için imtihan olduğu anlaşılıyor.  Bu nedenle  ahsen-i amel, bir diğer ifadesiyle  ile  amel-i salih, insan oğlunun  var oluş sebebi olarak görülüyor.  Zira amel-i salih,  bütün yönleri  ile  hem kulluğu,  hem insanlığı, hem de  halifeliği kapsıyor.   Kur’an’da  sık sık imandan sonra  amal-i salihin  zikredilmesi de  bunu ifade ediyor.

İnsanın niçin yaratıldığını bilmesi, neden  önemlidir?  Sorusu akla gelebilir.   Bu soru da,  cevabı  da çok önemlidir;  çünkü  insan,  bu sorunun cevabı sayesinde  ne yapacağını ve  nasıl bir hayat yaşayacağını; buna  göre bir hayat felsefesi  oluşturup oluşturamayacağını,  ilkeli  ve kurallı  bir hayatı  amaçlayıp amaçlamayacağını   bilecektir.  Dolayısıyla niçin yaratıldığını bilen insan da  Allah’ı tanıyacak,“ Allah’tan geldik, yine O’na döneceğiz” anlayışı ile hareket edecek, aidiyet  duygusu gelişecek, vahyin sesine kulak verecek, bir  ideali olacak, hasbî  davranacak, aklını kullanacak ve   vicdanının  sesini dinleyecek, iyi insan olmaya çalışacak, güzel işler yapacak ve yaptığı işlerin  de  güzel olmasına  özen  gösterecektir

Niçin yaratıldığını bilmeyen insanın ise böyle  bir amacı olmayacak,   dünya hayatını sadece  yeme, içme,  oyun, eğlence ve zevkten  ibaret sayacak,  bu nedenle de   duygularına ve içgüdülerine  mahkum  olacaktır.  Olumsuz duygularını  ve içgüdülerini  tatmin etmek için  de kural ve ilke tanımayacak, helal-haram  demeden kazanç elde etmeye çalışacak,  kul hakkı yiyecek ve bunlardan da asla bir kaygı  duymayacaktır.   Hedonist, narsist ve konformist bir hayat, onun için  erişilmesi ve yaşanası gereken  cazip bir hayat  haline gelecektir. Dolayısıyla  bu insan için ahiret, sadece imanın  bir şartı olarak  hatırlanan, fakat onun  için   hazırlık  yapmayan  bir kavramdan ibaret kalacaktır.  Allah ile yeterli bir  ilişkisi olmayacak; O’nun emirlerine, tavsiyelerine, yönlendirmelerine ve ikazlarına  aldırmayacak,  kulak ardı edecektir. Bu da ona   Allah’ı unutacak, Allah’ı unuttuğu için  Allah da onu unutacaktır. Neticede  bu insanlar,  sahip olma tutkusu, ve   menfaat hırsı  ile gözleri görmez, kulakları  duymaz, akılları ermez  bir halde   yaşamaya devam edeceklerdir.  Zira menfaatin  etkin olduğu  bir  ortamda, insanın  gözleri görmez, kulakları  işitmez olur;   aklı  atıl kalır ve  vicdanı körelir.  Bu nedenle  Allah Teâlâ, “Aklını kullanmayanları pisliğe, küfre ve her türlü belaya dûçâr[23] edeceğini   açıklamış ve  bu tip insanları  şöyle tanımlamıştır:

Benim yarattığım insan ve cinlerin bir çoğu (yaratılış amaçlarına uygun davranmadıkları için) cehennemliktirler. Bunların kalpleri/akılları  var gerçeği kavramazlar; gözleri var gerçeği görmezler; kulakları var gerçeği  duymazlar. Onlar hayvanlar gibidirler, hatta onlardan daha  şaşkın , daha aşağıdırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendileridir” [24] 

Dolayısıyla aklını kullanan, duyu organlarını köreltmeyen ve olumsuz duygularının  esiri olmayan  insanlar, Allah’ı tanıdıkları  ve  yaradılış gayesini bildikleri için bu   ayetlere   muhatab  da olmayacaklardır.

Prof. Dr. Celal Kırca

[1]Zâriyât 51/56-57.

[2] Acluni, Keşfü’l-Hafa, II/132; İbrahim Hakkı Aydın, Kenz-i Mahfî, TDV İslam Ansiklopedisi, Ankara 2022, 25/258.

[3] Hûd, 11/7.

[4] Kehf, 18/7.

[5] Mülk,67/2.

[6] Meryem 19/65.

[7] Bakara 2/21.

[8] Câsiye 45/12,13.

[9] Furkân 25/63-77.

[10] Hûd 11/61.

[11] Bakara 2/30

[12] Tevbe,9/102.

[13] A’raf 7/56.

[14] Nisa,4/128.

[15] Ahzab,33/71.

[16] Hud,11/46.

[17] Ahmed Hamdi Akseki, Ahlak İlmi ve İslâm Ahlakı (sad. Ali Aslan Aydın)Ankara tarihssiz,s.18.

[18] Âl-i İmrân, 3/114.

[19] Yunus,11/7-9.

[20] Nahl, 16/97.

[21] Zâriyât 51/56-57.

[22] Hûd, 11/7.

[23] Yunus,10/100.

[24] A’raf, 7/179.

ETİKETLER: ,
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.