islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
18,8099
EURO
20,6768
ALTIN
1.179,84
BIST
4.713,39
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
10°C
İstanbul
10°C
Az Bulutlu
Perşembe Az Bulutlu
8°C
Cuma Yağmurlu
7°C
Cumartesi Yağmurlu
5°C
Pazar Çok Bulutlu
3°C

Hûd Suresi Bağlamında Nuh Kıssası -2-

Hûd Suresi Bağlamında Nuh Kıssası -2-
08.12.2022
A+
A-

Önceki yazıda Hûd suresinde yer alan Nûh kıssasına dair ilk üç ayet (Hûd 11/25-27) değerlendirilmiş ve Hz. Nûh’un risalet vazifesini güzelce yerine getirdiğinden, insanları Allah’a inanmaya davet ederken “şirksiz bir iman” vurgusunda bulunduğundan, inkârı seçenlerin “nüfuz sahibi kimseler olmalarını” hakkın kriteri kabul ettiklerinden bahsedilmişti. Bu yazıda ise klasik ve modern tefsirler ışığında Hûd 11/28.-30. ayetler bağlamında Hz. Nûh’un inkârcıların çelişkilerine nasıl dikkat çektiğinden ve İslam’a yönelen yoksul kesime karşı tutumundan söz edilecektir.

Hz. Nûh’un inkârcı tezlere itirazı

Kur’an’a göre Hz. Nûh’a, mesajını destekleyici türünden açık bir delil verilmiştir; ancak rahmet olan bu delilin ne olduğu belirtilmemiştir: “(Nûh) dedi ki: Ey kavmim! Eğer ben Rabbim tarafından (bildirilen) açık bir delil üzerinde isem ve O bana kendi katından bir rahmet vermiş de bu size gizli tutulmuşsa buna ne dersiniz? Siz onu istemediğiniz halde biz sizi ona zorlayacak mıyız?” (Hûd 11/28). Delil basirettir, onu inkâr körlüktür. Hz. Nûh, inkârcıların donmuş zihinlerinin buzlarını çözmeye çalışmaktadır. Bu noktada delili vahiy de olabilir akli delil de olabilir. Her ikisi de rahmettir. Bu ayetteki Hz. Nûh’un susturucu delilleri âdeta inkârcıların, “Bizden, basit görüşle hareket eden alt tabakamızdan başkasının sana uyduğunu görmüyoruz.” (Hûd 11/27) şeklindeki önceki ayette yer alan sözlerine bir yanıttır. Basit görüşlü olan müminler değil, kâfirlerdir. Söz konusu delilin Hz. Nûh’a verilen bir mucize olduğu da söylenmiştir ancak ona mucize verilmiş olsa bile Kur’an, onun niteliği konusunda ayrıntı vermemiştir. Hz. Nûh’un “O bana kendi katından bir rahmet vermiş de bu size gizli tutulmuşsa” şeklindeki sözü, inkârcıların göremedikleri/bilemedikleri bir şeyden sorumlu tutulmaları şeklinde anlaşılmamalıdır. Onların delillere karşı kör kalmaları, hakikatin onlara gizli kalması sonucunu getirmiştir. Allah’ın varlığına ve tekliğine ilişkin söz konusu deliller vahiy kapsamındakiler olabileceği gibi evrendeki deliller de olabilir. İnkâr etme yolunu seçenleri her iki tür delil de etkilememektedir. Ayetin sonundaki “Siz onu istemediğiniz halde biz sizi ona zorlayacak mıyız?” ifadesi, istemedikleri halde insanların Müslüman yapılamayacağı ilkesinin Hz. Nûh döneminde de geçerli olduğunu göstermektedir.

Hz. Nûh’un insanların Müslüman olmasına odaklanması

Kâfirlerin, muhtemelen iman etme izlenimi vererek, Hz. Nûh’tan yoksul Müslümanları çevresinden kovma talepleri karşılıksız kalmıştır: “Ey kavmim! Allah’ın emirlerini bildirmeye karşılık sizden herhangi bir mal istemiyorum. Benim ödülümü verecek olan ancak Allah’tır. Ben iman edenleri kovacak değilim; çünkü onlar Rablerine kavuşacaklardır. Fakat ben sizi, bilgisizce davranan bir topluluk olarak görüyorum.” (Hûd 11/29). İnkârcıların ne yaratanın ne de ona kulluğa yönelen ihtiyaç sahibi kimselerin değerini bilmeleri söz konusudur. İnkârcıların Hz. Nûh’tan İslam’ı seçen yoksulları yanından kovmasını istemeleri, o inkârcılardaki kibri göstermektedir. O muhtaç kimselerin rablerine kavuşacaklarına inanmaları onları değerli kılmaktadır. İnkârcıların “sığ görüşlü” bulduğu o yoksul Müslümanlar, gerçekte iki hayatı (dünya ve ahiret) doğru kavramış aziz kimselerdir. Onların kovulması, bir peygamberden istenecek şey değildir. Kovsa dini tebliğ görevini gereği gibi yapmamış olur ve bu yaptığı şey, ahirette karşısına çıkar. Gerçekte “sığ görüşlü” olanlar, o yoksul Müslümanlar değil, dünya hayatına kanan kâfirlerdir. Fakirliği alçak, zenginliği yüksek görmeleri, insan onurunun ne olduğu konusundaki cahilliklerinin kanıtıdır. Benzer bir talep, son peygamber Hz. Muhammed (s) için de söz konusu olmuş, Allah asla böyle bir şey yapmaması konusunda onu uyarmıştı: “Rablerinin rızasını umarak sabah akşam O’na yalvaranları yanından kovma. Onların hesaplarından senin üzerine senin hesabından da onların üzerine bir sorumluluk yok ki onları yanından kovup da zalimlerden olasın.” (el-En`am 6/52).

Yoksul Müslümanlardan uzak durmanın kabul edilemezliği

İnsanın fakir müminleri yanından uzaklaştırması azap sebebi olabilir: “Ey kavmim! Ben onları kovarsam beni Allah’tan (onun azabından) kim korur? Düşünmüyor musunuz?” (Hûd 11/30). Yoksul Müslümanlar ebedi nimete kavuşacaktır. İnkârcılar ise dünyada ne kadar zengin olurlarsa olsunlar bir gün ellerindeki nimetlerden ayrılmak zorunda kalacaklardır. Ahirette ise onları bekleyen ateştir.

Görüldüğü gibi Hûd suresinin bu üç ayetinde (Hûd 11/28-30) Hz. Nûh’un inkârcıların tutarsızlığına, Allah rızası için dini tebliğine, inkârcılara karşı açık sözlülüğüne ve onları düşünmeye davet ettiğine yer verilmiştir.

Kelimeler: Kur’an, tefsir, Nûh, inkârcılar, yoksullar.

 

ETİKETLER: ,
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.