islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
31,0391
EURO
33,6226
ALTIN
2.032,18
BIST
9.374,20
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
18°C
İstanbul
18°C
Açık
Cumartesi Az Bulutlu
18°C
Pazar Az Bulutlu
15°C
Pazartesi Çok Bulutlu
13°C
Salı Az Bulutlu
15°C

İNSAN “EŞREF-İ MAHLÛKAT” MI ?

İNSAN “EŞREF-İ MAHLÛKAT” MI ?
9 Aralık 2023 09:24
A+
A-

İnsan, önemli ve değerli bir varlık. Bu önem ve değer onun diğer varlıklar karşısındaki konumdan ve ontolojik yapısından kaynaklanıyor ve Müslüman için bu durum,  bundan  daha da öte bir anlam ifade ediyor. Zira Kur’an, insanın mahlukatın pek çoğundan üstün olduğunu[1], bütün varlıkların onun hizmetine verildiğini,[2] vücut azalarının düzgün ve dengeli olduğunu,[3] en güzel şekilde yaratıldığını, [4]  ruhunun Allah’a  ait  olduğunu ,[5] ihtiyaç duyduğu her şeyin kendisine verildiği [6] ve nihayet yeryüzüne halife yapıldığını[7]  açıklıyor. Hiç şüphesiz bunlar,  insanoğlunun önemini ve değerini artıran niteliklerdir. Ancak  Kur’an’da yer alan  bu niteliklerden hariç olarak  bir de  bazı Müslümanlar tarafından  üretilen ve dinî terminolojide kullanılan bir diğer nitelik daha vardır ki o da  insanın “ eşref-i mahlûkat” oluşu ile ilgi  görüştür.

İnsan, gerçekten söylendiği gibi eşref-i mahkûkât mıdır, yoksa  bu  bir söylentiden mi ibarettir?  Şayet  söylediği gibi  insan eşref-i mahlûkat  ise bu şeref, verilmiş bir değeri mi, yoksa kazanılmış bir değeri mi ifade etmektedir?   Bu konuda  Kur’an’da  delaleti  kat’î bir bilgi var mıdır, varsa bu bilgi  nedir?

Kur’an’da böyle bir kavram, bulunmamaktadır,  ancak bazı  düşünürlerin,

Andolsun ki, Biz Âdemoğluna ikramda bulunduk. Onlara karada ve denizde ulaşım imkânları sağladık, temiz ve güzel yiyecekler, içecekler lutfettik. Ve onları, (yeryüzüne hâkim kılmakla ve ondan yararlanabilme kabiliyeti vermekle) yarattıklarımızın birçoğundan  üstün kıldık “[8]  ayetinden    böyle bir anlam  çıkarttıkları  da bilinmektedir. Nitekim bu ayette yer alan  “kerremnâ”  ifadesine kimi müfessirlerin ve meal yazanlarının “şerefli kıldık” anlamını; kimi müfessirlerin ve  meal yazarlarını  ise “değerli kıldık”, “üstün kıldık”, “saygıdeğer kıldık” anlamlarını verdikleri görülüyor ve “Allah katında en değerliniz/üstününüz takvalı olanınızdır” [9] ayetinin de bu anlama örnek olduğu, dolayısıyla “ eşref-i mahlûkat” görüşünün  delalet-i kat’î bir anlam ifade etmediği anlaşılıyor. Nitekim ilk müfessirlerden Mukâtil b. Süleyman’ nın  ikramda bulunmaya “üstün kılma”[10]; Maverdî’nin ise  “akıl ve temyiz gücü verme”[11] anlamlarını verdiği biliniyor.

Bilindiği gibi “başkalarının gösterdiği saygının dayandığı kişisel değerlere şeref” deniliyor. Kişisel değerler ise, “insanın kendine karşı duyduğu saygı, şeref, öz saygı, haysiyet ve izzetinefis” [12] olarak açıklanıyor. Diğer bir ifade ile kişisel değerler, insanın kendine olan saygısını, haysiyetini ve izzetinefsini ifade ederken; şeref  de  başkalarının  bu kişisel değerler sebebiyle insana gösterdiği saygıyı,  bu da verilmiş bir statüyü değil, kazanılmış bir statüyü ifade ediyor.  Bu nedenle  ayette geçen “tafdil” kavramı  ile Allah’a nispet edildiğinde “kerem” kavramının “lütuf ve ihsanda bulunma” [13] anlamında kullanılmış olması  dikkate alındığında, “kerremnâ” ifadesine verilen değerli ve üstün kılma anlamının daha uygun olduğu anlaşılıyor.  Zira  insanın,  diğer canlılardan  farklı olarak   akıl, irade, vicdan ve  bazı  duygulara  sahip oldukları  biliniyor.  Dolayısıyla insan,  bu fıtrî yetilere sahip olmakla değerli,  bu yetileri olumlu yönde kullanmakla da şerefli oluyor.

İnsan sahip olduğu bu yetileri sayesinde , bir çok canlıdan üstündür ve bu üstünlüğe de  sahip olduğu  yetilerini  iyiye, doğruya, güzele ve hayra  kullandığı sürece erişebilmektedir.  Bu yetilerini  kullanmadığı   veya kötüye kullandığı takdirde ise insan, hayvanlar  derekesine inmekte,  hatta onlardan daha aşağıya “esfel-i safilin” e düşebilmektedir.  Bu nedenledir ki Allah Teâlâ,  Kur’an’da  insanın cahilliğinden ve zalimliğinden[14],  nankörlüğünden,[15] aceleci oluşundan[16]; zayıf,[17] kıskanç,[18] kaba[19], az­gın,[20] tartışmacı,[21] riya­kar,[22]  cimri,[23] hasetçi[24]  kibirli [25]oluşundan söz etmekte,  bu olumsuz  duygu, tutum ve davranışlardan kurtulduğu ölçüde insan olabileceğini ifade etmiş olmaktadır.            Nitekim bir tarafta  merhametli, şefkatli, yardım sever bir insan tipinin, diğer tarafta  zalim, gaddar, acımazsız bir insan tipinin mevcut olduğu görülüyor.

Bir tarafta şükreden vefalı insan, diğer tarafında  nankörlük eden  insan,  Bir tarafta bilgide, iyilikte, “mekârim-i ahlak”ta ve  sevgide yarışan insan; diğer tarafta cahillikte kötülükte, nefrette, vahşilikte  sınır tanımayan insan.   Bir tarafta  hayvanlara acıyan ve koruyan insan, diğer tarafta bebekleri katleden  insan.  Dolayısıyla insan,  fıtrî olarak şerefli olma potansiyeline  sahip olsa da,  bunu  iyiye, güzele, doğruya yöneltmediği sürece o  şerefi hak edememektedir.  Bu nedenle insanın şerefli olabilmesi için onu hak etmesi, kısaca “insan-ı kâmil olması” için çaba  göstermesi gerekiyor. Bundan da şerefin verilmiş bir kimlik değil; kazanılmış bir kişilik olduğu anlaşılıyor.  Neticede  insanlıktan nasibi  olmayanların onurdan  da nasipleri  olmuyor. Bu nedenledir ki Kur’an, insanın hüsran içinde olduğunu, ancak iman edip salih amel işediğinde, hakkı ve sabrı tavsiye ettiğinde  hüsrandan kurtulabileceğini  ifade ediyor. Bu da gösteriyor ki insan, verilmiş bir şerefe değil, şerefi elde edebilecek  potansiyel değerlere sahiptir. Bu nedenle insan,  şayet şerefli olmak istiyorsa onu kazanmak   zorundadır.   Nitekim Ferit Kam,

“Şeref-i zat iledir  insanlık

Himmetin kesbine masruf olsun,

Sûretin kıymeti yoktur aslâ,

Nazarın sîrete  ma’tûf olsun.”  der.

Ziya Paşa da bunu,

“Âsaf’ın mikdârını bilmez Süleymân olmayan,

Bilmez insan kadrini âlemde insan olmayan.” Beyti ile  ifade eder.

2. Cihan savaşı sırasında Almanya’da yaşanan faciaya şahit olan bir lise müdürünün, her eğitim-öğretim  yılı başında öğretmenlerine  gönderdiği şu mektup, bu hususu  açık bir şekilde gözler önüne  serer:

“Bir toplama kampından sağ kurtulanlardan biriyim. Gözlerim hiçbir insanın görmemesi gereken şeyleri gördü. İyi eğitilmiş ve yetiştirilmiş mühendislerin inşa ettiği gaz odaları, iyi yetişmiş  doktorların zehirlediği çocuklar, işini iyi bilen hemşerilerin vurduğu iğnelerle ölen bebekler, lise ve üniversite mezunlarının vurup yaktığı insanlar…Eğitimden bu nedenle kuşku duyuyorum. Sizden istediğim şudur:

Öğrencilerinizin insan olması için çaba harcayın. Çabalarınız bilgili canavarlar ve becerikli psikopatlar üretmesin. Eğitim, çocuklarınızın daha fazla insan olmasına yardımcı olursa, ancak o zaman önem taşır.”

Ne hazindir ki  bu acıyı yaşayanların çocukları, bugün  Gazze’de  çocuk, kadın ve yaşlı demeden halka  zulmediyor, benzer kıyımı yapıyor ve   bu vahşeti   onlara yaşatıyorlar. Gazze’de bu vahşeti yaşatanlar, Birinci ve ikinci cihan savaşlarında milyonlarca insanı öldürenler, nasıl  “eşref-i mahlûkat” olabilirler? Bu nedenle  Kur’an, insanın eşref-i mahlûkat olduğunu söylemiyor, ama yaratılmışların bir çoğundan potansiyel olarak  değerli ve üstün olduğunu ve  bunu  hak etmesi için de çaba göstermesi gerektiğini söylüyor.

Prof. Dr. Celal Kırca

 

YAZARIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ

 

MiratHaber.com – YouTube 

 

 

[1] İsra, 17/70

[2] Casiye, 45/13

[3] İnfitar, 82/7

[4] Tin, 95/4)

[5] Hicr,  15/29,  Sad, 38/72

[6] İbrahim, 14/34

[7] Bakara, 2/30

[8] İsra,17/70.

[9] Hucurat, 48/13.

[10] Mukatil b. Süleyman, Tefsir, Beyrut 2003,  2/266.

[11] Maverdi, en-Nüket ve’l Uyûn, Beyrut 1992, 3/257.

[12] TDK Türkçe  Sözlük, Onur maddesi.

[13] Bekir Topaloğlu, Kerim, DİA İslam Ansiklopedisi,  Ankara 2022, 25/287.

[14]  Ahzab,33/72

[15]  Lokman, 31.

[16]  Enbiya, 21/37.

[17]   Nisâ, 4/28.

[18]  Nisâ, 4/128.

[19]  Bakara, 2/74.

[20]  Alak,  96/6-7

[21]  Hacc, 22/8-9

[22]  Tevbe, 9/75-76

[23]  A’raf, 7/100.

[24]  Nisâ,  4/54, 2

[25]  İsra, 17/37

Yorumlar
  1. Recep Uzun dedi ki:

    Tin suresi 4.ayet :
    Biz insanı, yaratılış amacını gerçekleştirmesi için ihtiyaç duyduğu her türlü zihnî ve bedenî özelliklerle donatarak, varlık mertebelerinin en yükseğine çıkabilecek bir yetenek ve kapasitede, yani, olması gereken en güzel biçimde yarattık.Mahmut kısa meali

  2. Mürsel Gündoğdu dedi ki:

    Celal Hoca, İnsana dair savrulmalara, boyun ağrılarına ve kırılmalara harika bir teşhis koymakla işe başlamış;
    “insan, verilmiş bir şerefe değil, şerefi elde edebilecek potansiyel değerlere sahiptir.
    Bu nedenle insan, şayet şerefli olmak istiyorsa onu kazanmak zorundadır.”
    Yazısının sonunda ise bunu çok çarpıcı bir misalle noktalamış;
    “Gazze’de insanlığa vahşeti yaşatanlar, birinci ve ikinci cihan savaşlarında milyonlarca insanı öldürenler, nasıl “eşref-i mahlûkat” olabilirler? Bu nedenle Kur’an, insanın eşref-i mahlûkat olduğunu söylemiyor, ama yaratılmışların bir çoğundan potansiyel olarak değerli ve üstün olduğunu ve bunu hak etmesi için de çaba göstermesi gerektiğini söylüyor.”

    Bizler dini ve ahlakı hazır bulduğumuz için yani Celal Hoca’nın deyimiyle onları kazanmak için çaba harcamadığımız için onların ışığından yeterince faydalanamıyor ve şiddetli savrulmalar yaşıyoruz vesselam.
    Kaleminize sağlık hocam.