islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
47,7144
EURO
55,1170
ALTIN
6.731,41
BIST
13.811,60
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
30°C
İstanbul
30°C
Parçalı Bulutlu
Salı Az Bulutlu
29°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
30°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
30°C
Cuma Parçalı Bulutlu
28°C

KUR’AN KELİMELERİNE İSABETSİZ MANA VERMEK

KUR’AN KELİMELERİNE İSABETSİZ MANA VERMEK
03/06/2026 10:00
A+
A-

KUR’AN KELİMELERİNE İSABETSİZ MANA VERMEK

Tipik bir örnek: Râbıta

Kendisine yazık edilen kavramlardan biri de râbıta’dır.

‘Ribât, râbıta, murâbıt’ daha çok birer cihad terimidir. Bunlar hem dış düşmanlara, hem de iç düşmanlara karşı bir mücadeleyi ifade eder.

Sözlükte; bağlamak, düşmanla karşılaşmaya hazır olmak” mânasındaki ‘rabt’ kökünden türeyen ‘râbıta’ kelimesi; iki şeyi birbirine bağlayan ip, alâka, bağ, münasebet anlamlarına gelir.

Tasavvufta Râbıta

Allah (cc) şöyle buyuruyor:

“Ey iman edenler! Sabredin, sabretmekte direnin (veya kararlılıkta yarışın), ribât yapın (hazırlıklı olun) ve Allahtan hakkıyla korkup-sakının. Umulur ki kurtuluşa erersiniz.” (Âli İmran 3/200)

Tasavvufta; sâlikin (tasavvuf yoluna girenin) kâmil bir mürşide –bağlamak manasından hareketle- gönlünü bağlaması, onun sûret ve sîretini (hem yüzünü hem ahlâk ve davranışlarını) düşünmesini ifade eder.” (Tosun, N. TDV İslâm Ansiklopedisi, 34/378-379)

Tasavvuf ehli bu âyette geçen “rabitû-ribât yapın” emrini, ‘râbıta yapın’ şeklinde yorumlarlar. Yani onların anladığı manada rabıta yapmak Allah’ın emridir (!)

(Yıllar önce bir mescide Cuma namazı için gitmiştim. Hatip efendi hutbede -hatırladığım kadarıyla-  üzerine basa basa; “duymayan kulaklara bir daha duyuralım, anlamayanlara bir daha açıklayalım, evet bir daha açıklıyoruz; râbıta vardır, hatta Rabbimizin emridir (!)” demişti.)

Onlara göre râbıta, müridin veya sâlik’in şeyhini (hocasını) düşünerek kalbinden dünyayı çıkarması, şeyhi aracılığıyla kalbini Allah’a ve Peygamber’e bağlamaya çalışması demektir.

Mürid sürekli Allah’ı düşünmelidir, O’nunla bağ (irtibat) kurmalıdır. Ama bunu tek başına başaramaz. Bu bağı (râbıtayı) şeyhiyle kurmaya çalışmalıdır.

Mürid, râbıta anında dizüstü çöker, gözlerini yumar ve şeyhinin alnını (çünkü burası feyiz mahalli imiş) hâyal ederek onun aracılığıyla Hz. Muhammed’le ve Allah’la manevi bağ kurmaya çalışır.   

Bu anlayış Tevhid açısından tartışmalı olsa da pek çok tarikatta hâlâ devam eden önemli bir uygulamadır.

Tasavvuf tarihinde önceleri şeyhi sevmek, kalbini ona bağlamak, bu sayede ondan feyiz almak ve davranışlarını taklit etmek gibi uygulamalar bulunurken zamanla bunlar şeyhin sûretini düşünme şeklini almıştır.

Bu konudaki diğer rivâyetlerden râbıta uygulamasının basit şeklinin H6. (M12.) ve H7. (M13.) yüzyıllarda mevcut olduğunu anlaşılıyor.

Bazı tasavvuf kaynakları sâlike ilk başlarda râbıtanın gerektiğini, olgunlaşınca gerekmesi gerektiğini söylerler.

Sûfîlere göre râbıta kalbi dünyevî düşüncelerden temizlemek ve korumak, mürşidin ruhâniyetinden feyiz almak, onun vasıtası ile Allah’ı hatırlamak, gıyabında onunla mânevî beraberlik ve muhabbet kurmak amacıyla yapılır.

19. ve 20. yüzyıllarda râbıtayı eleştirenlerin çoğu onu ibadet kabul ederek bid‘at olarak görürken, bazıları ona hem bid’at, hem şirk, hem de putperest âdeti dediler.

Özellikle Nakşîler râbıtayı savunmak üzere eserler yazdılar.  Âyet ve hadisleri kendilerine göre yorumladılar.

Bazı sûfîlere göre râbıta bir ibadet değil, şeyh ile mürid arasında sevgi ve feyiz alış-verişine vasıta olacak bir metottur.

Bazı sûfîler râbıtayı “şeyhe tam bir muhabbet” diye tarif etmişler. (Tosun, N. TDV İslâm Ansiklopedisi, 34/378-379)

Ateş günümüzdeki râbıta anlayışını şöyle eleştiriyor:

“İlk sûfiler mürşidin gerekli olduğuna inansalar da 6. Hicri asra kadar, bugünkü anlamda bir râbıta uygulamadılar. O döneme kadar yazılan kitaplarda da böyle bir şey yok… 

Onlar şeyhi sevmek gerektiğini söyleseler de şeyhin sûretini göz önünde hayâl etmek gibi bir şey demediler.

İslâm kul ile Allah arasında düşünülen bütün aracıları, vasıtaları reddeden bir dindir. Bütün sûretlerin yaratıcısı da O’dur. 

Şeyh bir eğitici, rehber, mürşid olarak, öğrencilerine şeytanın tuzaklarından korunmayı, Allah yolunda yürümek isteyenlere bu yoldaki engelleri tanıtır ve onları nasıl aşacağını öğretebilir.

Önceki sûfiler sadece Allah’ı tefekkür ediyorlardı. Bugünkülerin yaptığı gibi şeyhinin hayâlini karşısına alıp, âdeta olağanüstülük verircesine Hakkı bırakıp şeyhle meşgul olmak, İslâm’a uygun değil…

Üstelik şeyhle meşgul olmak tasavvuf yolunda yürümeye de engeldir. Peygamberden feyz almaya perdedir.

Zikir ve ibadet de sadece Allah’a yapılır. Bunlarda aracı bulmak Tevhid inancına aykırıdır.” (Ateş, S. İslâm Tasavvufu, s: 135-137)

Bir muhterem yazar râbıta’yı yumuşatmaya calışmış:

“Kur’an’da fizikî (lafzî) anlamda geçen bu kelimenin metafizik ve mistik anlamı da var. Nitekim ‘râbıt’ zâhid (çok ibadet eden) anlamında kullanılmış.

 Râbıtaya “kültürlerarası ortak özelliktir” denilebilir. Zira ideal kahramanların ahlâkından faydalanma, onlarla aynîleşme mümkündür. Görüntü, ahlâk ve kişilikler başkalarını olumlu veya olumsuz etkiler.

Tasavvufta da kâmil insan yetiştirmek için gönüllere kâmil model konulmaya çalışılır. Kalbî bağlılık ve fizik beraberlik etkiyi de beraberinde getirir.

Râbıtanın gayesi “râbıta-i huzur”dur, yani sâlike sürekli Allah’ın huzurunda olduğu duygusunu sağlamaktır. Her an Allah’ı görüyor gibi yaşamaktır. Bu ise ise imkansızdır (!) Zira Allah cisim değil. Bunu sağlayacak olan da görünen bir objeye ihtiyaç var (!)  -yani aracıya, Hâşâ billah-

Bu da Allah’ın tecellilerinin mazharı insan-ı kâmil sûretindeki şeyhtir (!) Sâlik önce insan-ı kâmile, sonra Rasûlüllah’a, ardında da Allah’a kalbi raptetmeyi böylece sağlayabilir.

Râbıta, başkasına benzeme, taklid etmenin görüntüsü olarak tasavvuf eğitimindeki bir araçtır. Bu çocuğun ebeveyni, öğrencinin hocasını benzeme çabasına benzer.

Bu da fıtrîdir. Bu taklit de geçici heves değil, aynîleşmedir. Taklid edenler farkına varmadan bir biçim kazanır.

Râbıta kâmil ahlâk sahibi kişilerle kurulması istenen sevgi bağıdır. Sevenin sevilen ile bir olmasıdır. (Yılmaz, H. K. Ana Hatlarıyla Tasavvuf ve Tarîkatlar, s: 327-330)

Şüphesiz bu görüşlerde eleştirilecek pek çok şey var.

Sevilen Allah ise, seven kul O’nunla Kur’an’ın ve Elçi’nin öğrettiği gibi, ibadetle, dua ile, zikir ile, secde ile v.s. bağ kurar.

Kul Allah (cc) ile doğrudan bağlantı kurması gerekirken veya mümkünken neden araya başka bir obje, başka bir insan girsin? Üstelik ihsan ve takva bilinciyle yaşamak her müslümana farz iken…

Kâmil insan, kâmil mürşid iddiaları da hem tartışmaya açık, hem de isbat edilmeye muhtaç bir görüştür.

Halbuki yukarıdaki âyetin ve âyetteki “râbitû-ribat yapın” emriyle bunların ‘râbıta’ diye iddia ettikleri uygulama arasında hiçbir ilişki yoktur.

Âyet üç tane önemli ibadetten ve bu ibadetleri yerine getirmedeki bilinçten bahsediyor. Diri bir şuurla, farkında ve sorumlu olarak bu ibadetleri ifa etmeyi de felahın (kurtuluşun) şartı olarak takdim ediyor.

İster iyi niyetle, ister isabetsiz yaklaşımla, isterse kasdi yanlış anlama şeklinde olsun; Kur’an’a onun demediğini dedirtmek, ya da işine geldiği mana vermek bilinçli mü’min bakışı değildir.

Onun ne dediğini yoğun bir çaba ile anlamaya çalışmak yerine, kendi iddiasını ona onaylatmak da, Kur’an kelimelerine isabetsiz anlam vermek de veya yorum yapmak da sahih bir yaklaşım değildir.

Hüseyin K. Ece

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.