islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
49,9971
EURO
55,9947
ALTIN
6.286,44
BIST
10.961,67
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Yağmurlu
19°C
İstanbul
19°C
Yağmurlu
Çarşamba Yağmurlu
16°C
Perşembe Çok Bulutlu
13°C
Cuma Çok Bulutlu
12°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
12°C

KUŞATICI BİR USUL DENEMESİ

KUŞATICI BİR USUL DENEMESİ
03/11/2026 12:22
A+
A-

KUŞATICI BİR USUL DENEMESİ

Mezheplerin farklı boyutlara sahip olması, onları dini anlamada bir yöntem olarak kullanabilmeyi mümkün kılarken, kuşatıcı vasfını geride bırakmayı öne çıkarmaktadır. Mezhepler, belirli yöntemler üzerinden din ile sahici bir ilişki kurmanın imkânlarını ortaya çıkarmaktadırlar. Ve bu onları önemli ve gerekli kılmaktadır. Ama Kuşatıcı Bir Usul, usul-id Din olma vasfını taşımalıdır. Mezhepler üstü bir yönteme haiz olmalı ve kendi iç işleyişinde mezheplere/farklılıklara imkân tanımalıdır. Bu temel yaklaşım, usulün neye tekabül edeceğini de açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

Dinin temel usulü; dinin kuşatıcılığını üstlenmesi ve ona göre bir bakış ve yaklaşım geliştirmesi esasa taalluk eder. Geçmişte de usul-id din meselesi konuşulmuştur. Hatta birçok ilke farklılıklarına rağmen mezheplerin ortak ilkesi olarak öne çıkarılmıştır. Daha anlaşılır olması açısından bu meseleye kuşatıcı bir usul diyerek devam edelim: Kuşatıcı bir usul ancak bütün Müslümanları kuşatacak bir özellik olarak öne çıkarılması elzem olandır. Bu usul, kendi oluş sürecinde ve ilk sahabe, tabiin dönemlerini de kuşatan bir yaklaşım olarak öne çıktığı bilinmelidir. Ayet, hadis, olay ve olgulara bakış; Peygamberliğin örnekliği ve benzeri noktalarda ortak zemin her zaman bulunmuştur. Bu farklılıklarına rağmen böyle olmuştur. Burada önemli olan bir görüş ortaya konduğunda bu görüşün haber kaynaklı oluşu ve doğru anlamlandırıldığı konusunda ortak bir görüşün varlığıdır.

Kuşatıcı bir usul; iki temel dayanağa sahiptir. Birincisi, ‘haber’ kaynaklı oluşudur. İkincisi, bu haberin kesin ve anlamının da kesinliğe; yani ortak uzlaşıyı taşımasına dayanır. Haber, beşeri boyutun dışında kalan bir özellik olarak öne çıkar. Haberin kesinliği ise ortak mutabakata dayanır. Yani aleyhine herhangi bir olumsuz bakışın olmadığı açıkça ortada olmasına bakılır. Bu haber, aynı zamanda bir anlam taşımaktadır. İşte bu anlamın çoğul karakter yerine ortak bir anlama sahip olduğu; üzerine uzlaşılmış, farklı bir boyut taşımayan bir anlamı ihtiva ettiği de tespit edilmelidir. İşte İslam, bu iki temel usulü karakter olarak ihtiva etmelidir. İslam bu iki temel üzerine bina edildiği gibi temel bir yaklaşım olarak kendi iç çoğul karakterini de beraberinde taşımaktadır. Tıpkı, emir, nehiy ve mubah alanın varlığı gibi; emredileni yapmakla mükellef her mümin; namaz ve beş vakit gibi ayrıca temel farzları konusunda da bir aykırılık olmayacaktır. Ama kişisel tercihler, mubah alanında kişinin Rabbi ile ilişkisinin mahiyetine bağlı olarak az veya çok ya da kişisel tercihler de serbest bırakılmıştır. Bu her alanda mümkün bir yaklaşım olarak öne çıkmaktadır.

Örneğin, nafile namazlar;  dileyen dilediği kadar kılmakla kendini yükümlü kılar. Ama bu bir mecburiyet değil, bilakis, ilahi rızaya erişmek ve Rabbine yakınlık kurmak adına kişisel bir tercihe dayanır. O yüzden herkes bundan sorumlu değil, ama herkes az veya çok bu alanda da bir çaba ortaya konmasını takva ile irtibatlı kılarak zorlayıcı değil gönüllü olarak yapılmasını irat eder. Örneğin, sadaka vermek temel bir düstur olarak ortaya konmuştur. Yardımlaşmanın temelini oluşturur.  Az veya çok vermek temel bir prensiptir. Ancak zekât farz kılınmıştır. Sadaka ise nafile olarak öne çıkarılmıştır. Ama bir gülümse de sadaka olarak tanımlanmaktadır. Böylece kim neye sahipse onu başkası ile paylaşması kendisine sadaka olarak yeter denilmektedir. Bu noktada sahip olunan şeyden vermek temel bir ilkedir. Az ya da çok vermek kişisel tercihe şayandır.

Bu noktada yeni bir usul kaidesi ortaya çıkmaktadır. Müslüman kişisel ibadet ve sorumluluğunu yerine getirirken, farzlar konusunda çok fazla hassas ve asla terk edilmemesi gereken olan olarak kabul eder. Ama takvasını güçlü kılmak, sorumluluğunu üstlenmek ve ilahi rızaya erişmek için gereken mubah alanda ise kendisine yeni yükümlülükler koymak bir gönüllülük esasına dayanır. Ve bu noktada hiçbir mümin kınanmamalıdır. Bu durum birçok fıkhi meselede de böyledir. Temel esaslara bütün müminler tabi olmakla yükümlü iken, kendi kişisel gelişimi noktasında ise kendi tercihi ile baş başa kalmayı mümkün kılmaktadır.

Bu kişisel tercihler ile toplumsal tercihler arasında da benzerlikler bulunmaktadır. Bir farkla: toplumu ilgilendiren konularda farklı görüşler, yaklaşımlar mümkündür. Buna itiraz yoktur. Ama herhangi bir tercihte bulunacağı zaman çoğunluğun kararı elzem görülmektedir. Bu da yukarıda izah ettiğimiz herkesi bağlaması bakımından önemli bir ilkedir. Yani bir konuda farklı görüşler olabilir. Ancak üzerinde uzlaşılan mesele, bağlayıcı bir hükme dönüşmektedir. Kişisel tercih saklı kalmakla birlikte yeni duruma uyum göstermek herkes için geçerlidir. Bu noktada istişarenin ehemmiyeti ve usul açısından değeri de ortaya çıkmaktadır. Yani kişisel tercihler kişiyi bağlarken, toplumsal bir tercihte eğer dini bir emir ve yasak söz konusu değilse ortak görüş, üzerinde uzlaşılan bakış tercih edilmeli ve kişisel tercih geride tutulmalıdır.

Bu usul açısından kişisel gelişimde farklılığın sorumluluk çerçevesinde kişisel tercihe bırakılmasını ve asla kınanmaması gerektiğini belirtirken, toplumsal zeminde ise ortak kararın bağlayıcı bir özellik olarak öne çıkarılmasını şart olarak öne çıkarmaktadır. Böylece, bir kararı ortak bir karara dönüştüren çoğunluğun bağlayıcılığı da açığa çıkmış olmaktadır.

Bu noktada şu ince ayrımı yapmakta yarar var. Birincisi, vahyin temelini inşa ettiği bakış ve usul ile uygulama habere dayalı olmakla yükümlüdür. Ve bu noktada kişisel yaklaşım, beşeri yorumun bir değeri olmayacaktır. Haber, ancak haber ile birlikte ve habere dair bir habere istinaden ilgi görecektir. Ama beşeri tecrübenin devreye girdiği her zeminde emir ve yasaklar dışında kalan olay ve olgularda ise kişisel takva ile ilgili mubah alanda yapıp etmeleri kendisini bağlar, toplumsal zeminde ise ortak istişare ve kabulü önceler. Bu noktada din ve yorum arasındaki derin kopukluğu da işaret etmekte yarar var. Haber yorumlanmaz, anlaşılmaya çalışılır. Ve anlaşılmasının koşulları ile yorumun koşulları da epistemik olarak farklıdır. Bu temel gerçekliği anlamadan İslami bir biliş sürecini doğru anlamakta zorlanılacağı bilinmelidir. Ki modern dönemde bu yanılgılar giderek çoğalmakta ve din beşeri bir tecrübeye indirgenerek asli hüviyetini yitirmesine neden olunmaktadır.

Bunu bir hüküm üzerinden değerlendirelim: kasten adam öldürmenin cezası ölümdür. Bu noktada bir çelişki söz konusu olamaz! Ama kastın dışında birinin ölümüne neden olmak, vahyin işaretine göre üç öneride bulunmaktadır: Affetmek, bedelini ödetmek ve ölümünü istemek… Bu üç halin kararı da ölünün ailesine bırakılması meselenin doğru anlaşılmasını ve çoğul karakterin nedenini ortaya koymak açısından önemlidir. Mutlak bir karar için gereken subuti kat’i ve delaleti kat’i olma vasfı bu yüzden temel bir ilkedir ve asla vazgeçilemez olandır. Bu şartları ihtiva eden ilkeler ve doğrulama yöntemi de bu iki temel ilkeyi devre dışı bırakamaz!

Bu temel yaklaşımın tefsir ve hadis alanında da değerlendirilmesini sağlamak, kesinlik ile çoğulluk arasındaki dengeyi idrak etmek ve uygulamaya koymak açısından vazgeçilmez olandır. Bir hadisin dayanağı peygamber ise ve haber ona kadar aracılı bir şekilde ulaşıyorsa bu başka bir şeydir. Haberin varlığı açısından önemlidir. Ama haberin ihtiva ettiği konu ve bu konunun emir ve nehiy ile mi irtibatlı olduğu ya da bir adap ve terbiye meselesi mi olduğu olgusu ise başka değerlendirme imkânları sunacaktır. Ama yukarıdaki temel usulü dikkatten kaçırmadan bunun yapılması elzemdir.

Bir asli hüviyet usul ile kendini izhar eder. Bir usul ise asli olanı izah ederek varlık kazanmasını mümkün kılar. Bu yüzden usul öncelikli olarak kuşatıcı bir özellik taşıması ve birlik ve bütünlük açısından vazgeçilmez olana tekabül etmesini sağlamak gerekir.

Toplumsal bir sorun ile ferdi bir sorunu aynı kefeye koymak doğru olmaz! Farz ve haram kılınmış bir olgu ile mubah alanda ve kişisel tercih ve sorumluluk taşıyan da bir olmamalıdır…

Bu temel olguyu dikkate alan her usul kuşatıcı bir yaklaşımı öne çıkarmak sorumluluğunu duyacaktır.

Abdülaziz Tantik

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.