
Kur’ân-ı Kerîm’de yer alan kıssalar, geçmişte yaşanmış hadiselerin nakledilmesinden ibaret olmayıp her çağdaki insan için hidayet, ibret ve rehberlik vesilesidir. Saffât Sûresi’nin 100–111. âyetlerinde anlatılan Hz. İbrahim ve Hz. İsmail kıssası da iman, teslimiyet, sabır ve kulluk bilincinin en seçkin örneklerinden birini teşkil etmektedir.
Bu âyetlerde, Allah’a gönülden bağlılığın ve ilâhî emirlere tam teslimiyetin nasıl bir ahlâk ve karakter inşa ettiği gözler önüne serilmektedir.
Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
> “Rabbim! Bana salihlerden olacak bir evlat ihsan et.” (Sâffât, 37/100)
Hz. İbrahim (a.s.), uzun yıllar evlat hasreti çekmiş olmasına rağmen Rabbinden sadece bir çocuk istememiş; salih, Allah’a bağlı ve hayırlı bir nesil talebinde bulunmuştur. Bu dua, müminlerin evlat terbiyesi konusundaki önceliklerini göstermesi bakımından son derece önemlidir.
Kur’ân’da birçok peygamberin dualarında görüldüğü üzere, müminler için esas olan yalnızca neslin devamı değil; iman, ahlâk ve takva sahibi nesiller yetiştirebilmektir.
Allah Teâlâ bu duaya şöyle karşılık vermiştir:
> “Biz de ona halîm bir oğul müjdeledik.” (Sâffât, 37/101)
Âyette geçen “halîm” vasfı; sabırlı, yumuşak huylu, olgun ve ağırbaşlı kimse anlamlarına gelmektedir. Hz. İsmail’in bu özelliği, ileride karşılaşacağı büyük imtihan karşısında göstereceği teslimiyetin de bir işareti niteliğindedir.
Bu durum, ahlâkî erdemlerin ve manevî terbiyenin insan hayatındaki önemini ortaya koymaktadır.
Hz. İsmail büyüyüp babasıyla birlikte çalışabilecek çağa geldiğinde, Hz. İbrahim rüyasında onu kurban ettiğini görmüştür. Peygamberlerin rüyaları vahiy niteliğinde olduğundan Hz. İbrahim bu durumu ilâhî bir emir olarak telakkî etmiştir.
Kur’ân bu konuşmayı şöyle nakletmektedir:
> “Yavrucuğum! Rüyamda seni kurban ettiğimi görüyorum. Bir düşün, bu hususta ne dersin?” dedi. O da: “Babacığım! Sana emredileni yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.” dedi. (es-Sâffât, 37/102)
Burada dikkat çeken husus, baba ile oğul arasındaki güçlü iman bağıdır. Hz. İbrahim, oğlunu bu süreçten haberdar etmiş; Hz. İsmail ise Allah’ın emrine gönülden razı olarak sabır ve teslimiyet göstermiştir.
Bu kıssa, aile içerisinde iman, güven ve Allah’a bağlılık temelinde kurulmuş ilişkinin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.
Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
> “Her ikisi de Allah’ın emrine teslim olunca ve İbrahim onu alnı üzerine yatırınca…” (es-Sâffât, 37/103)
Âyette geçen “eslemâ” ifadesi, hem Hz. İbrahim’in hem de Hz. İsmail’in ilâhî emre tam anlamıyla boyun eğdiğini göstermektedir.
Teslimiyet, İslâm’ın özünü oluşturan temel kavramlardan biridir. Mümin, Allah’ın hükmünün hikmetine güvenerek O’nun emir ve yasaklarına gönülden bağlanır. Bu teslimiyet, kulluğun en yüksek mertebelerinden biridir.
Tam bu sırada Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
> “Ey İbrahim! Sen gördüğün rüyayı doğruladın. Şüphesiz biz ihsan sahiplerini böyle mükâfatlandırırız.” (es-Sâffât, 37/104–105)
Ardından da:
> “Biz ona büyük bir kurbanlık fidye verdik.” (es-Sâffât, 37/107)
Bu olay, Allah’ın kullarını çeşitli şekillerde imtihan ettiğini; samimiyet ve sadakatin karşılıksız bırakılmadığını göstermektedir.
Buradaki amaç bir canın ortadan kaldırılması değil; Allah’a olan bağlılığın, sadakatin ve teslimiyetin ortaya konulmasıdır. Nitekim Hz. İbrahim ve Hz. İsmail bu imtihanı başarıyla geçmiş, Allah Teâlâ da onları büyük bir mükâfatla onurlandırmıştır.
Kur’ân’da şöyle buyrulmaktadır:
> “Sonraki nesiller arasında ona güzel bir nam bıraktık. Selâm olsun İbrahim’e.” (es-Sâffât, 37/108–109)
Hz. İbrahim, Kur’ân’da “Hanîf”, “Halîlullah” (Allah’ın dostu) ve “tek başına bir ümmet” olarak anılmıştır. Onun tevhid mücadelesi, samimiyeti ve teslimiyeti kıyamete kadar bütün müminler için örnek olmaya devam edecektir.
Bugün milyonlarca Müslüman namazlarında ona salât ve selâm getirmekte; hac ve kurban ibadetleri de onun hatırasını canlı tutmaktadır.
İslâm’ın bazı temel ibadetleri doğrudan Hz. İbrahim, Hz. İsmail ve Hz. Hacer validemizin yaşadığı hadiselerle ilişkilidir.
Sa‘y ibadeti, Hz. Hacer’in oğlu İsmail için su arayışını hatırlatmaktadır. Bu ibadet, tevekkülün yanında gayret göstermenin de kulluğun bir gereği olduğunu öğretmektedir.
Minâ’da gerçekleştirilen remy-i cimâr ibadeti, insanın kendisini Allah’ın yolundan uzaklaştırmaya çalışan her türlü vesvese ve kötülüğe karşı kararlı duruşunu sembolize etmektedir.
Kurban ibadeti, Hz. İbrahim’in teslimiyetini ve Allah’a olan sadakatini hatırlatan önemli bir ibadettir. Kurban, aynı zamanda paylaşma, yardımlaşma ve Allah’a yakınlaşma bilincinin bir göstergesidir.
Kâbe’nin inşası Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’e dayanmaktadır. Bu sebeple Beytullah, tevhid inancının ve kulluk şuurunun en önemli sembollerinden biridir.
Müminler her gün namazlarında okudukları salavatlarda Hz. İbrahim ve ailesini anmakta; böylece peygamberler silsilesi içerisindeki bu mübarek mirasa bağlılıklarını ifade etmektedirler.
Saffât Sûresi’nin bu âyetleri, müminlere Allah’a güvenmeyi, ilâhî emirlere teslim olmayı ve zorluklar karşısında sabır göstermeyi öğretmektedir.
Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in kıssası; iman, sadakat, fedakârlık ve teslimiyetin unutulmaz bir örneğidir. Bu kıssa yalnızca geçmişte yaşanmış bir olay değil, her çağdaki müminler için canlı bir rehberdir.
Müminin görevi; Hz. İbrahim’in samimiyetini, Hz. İsmail’in teslimiyetini ve Hz. Hacer’in tevekkülünü hayatına taşımaya çalışmaktır. Böylece insan, Allah’ın rızasına ulaşma yolunda sağlam bir kulluk bilinci geliştirebilir.
> “Şüphesiz ki İbrahim, başlı başına bir ümmetti; Allah’a gönülden itaat eden, hakka yönelen bir kimseydi.” (en-Nahl, 16/120)
Bu sebeple İbrahimî teslimiyet yalnızca kurban günlerinde hatırlanacak tarihî bir hatıra değil; her müminin hayatına yön veren daimî bir kulluk mektebidir. Rabbine güvenen, emrine boyun eğen ve imtihanlar karşısında sadakatini koruyan kimseler için Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in örnekliği kıyamete kadar yol göstermeye devam edecektir.