
Uzun, incelikli bir yolda menzile varmak için yürüyoruz. Yolun başında zaman hiç bitmeyecekmiş gibi uzun görünüyor. Yolun sonu göründüğünde ise akıp giden zamanın nasıl da çabucak geçtiğine inanamıyoruz. Veysel’in “Yol bir dakka miktarınca” dediği gibi beşerlikten insan olmaya doğru yolculuğumuz, yolun sonuna doğru, yaşanan her şeyin bir an kadar kısa süreye sığdığı hissini veriyor. İşte o vakit, bizim için önemli olan yolculuğumuzun bize kazandırdıklarıdır. Yol boyu önümüze çıkan engelleri nasıl karşıladık, aşmaya mı çalıştık yoksa çıkmaz sokaklara mı daldık? Engellerin önünde bir çıkış aramadan oyalanıp hep aynı minval üzere dönüp mü durduk, nasıl davrandık? Nasıl davranacağımızı bilememenin sıkıntısı bizi arayışa sevk etti mi?
İstikamet üzere yürüyebilmek, dosdoğru yolun niteliklerini bilmeyi gerektirir. Oysa yollar çeşitlidir. Hayatın bir yol ya da yolculukla sembolize edilmesine farklı kültürlerde de rastlanır. Her kültürün kendi hedefine göre ulaşılması gereken yolu farklıdır. Mesela Çin kültüründe “tao”, “yol” demektir. Tüm varoluşun altında yatan temel ilkeyi temsil eder. Tao, yaşamın itici gücü olarak görülür ve bireyleri dünyayla ruhsal uyum içinde yaşamaya yönlendirir. “Hodos methodos” eski Yunancada hedefe giden doğru yol ve yöntem arayışı anlamını taşır. Kızılderililerde ise “kırmızı yol” vardır; ruhani, dengeli, doğaya saygılı yaşama biçiminin adıdır. Hint, Japon, İskandinav, Yahudi kültürlerinin hepsinde “yol” sembolojisinin kullanıldığını görüyoruz. Bütün yollar insanın hayata tutunmasını ve yaşam enerjisinin doğru yöne kanalize etmesini hedefler. İslamiyet ise insanın sadece hayatta kalması üzerine kurulu bir yaşamı sürdürmesini değil, dünyadan nasıl bir varoluşla ayrılacağını önemser. Bize verilen potansiyelin ne kadarını ortaya koyabildik, yetkin olmayı başarmış bir insan olarak mı hayata veda edeceğiz yoksa konfor alanının dışına çıkamamış biri olarak mı gideceğiz?
Kur’an’a göre insan, en güzel biçimde (ahsen-i takvim üzere) yaratılmıştır. Görünüşünün güzelliğinin yanı sıra, idrak, şuur ve gönül sahibi bir varlık olması, insanı hem şerefli kılar hem de ona sorumluluk yükler. İnsanın sorumluluğu hem yeryüzünü imar etmek hem de ahlâkî açıdan kemale ermektir. Bunu gerçekleştirmek için de özgür iradesini ve aklını kullanması gerekmektedir. İnsanın yapısında hem sakınma (takva), hem de kötülüğe meyletme (fücur) yeteneği vardır. “Nankörlük, geçici hazlara düşkünlük, cimrilik, umutsuzluk, unutkanlık, böbürlenme, acelecilik, gerçeğe karşı direnme, inkârcılık vb. zaafları bulunmakta ve ahlâkî gelişim sürecinde bu zaaflarını yenmeyi öğrenmek zorundadır. Özünde en güzel şekilde yaratılan insan, bunu başaramadığı zaman aşağıların aşağısına düşmeye mahkûmdur.” (İslam Ansiklopedisi, İnsan maddesi )
İnsanın yükselişi ise zaaflarını aşmaya yönelik davranışlarıyla gerçekleşir. İslâm dini insanı yalnızca Allah’la kurduğu ferdî ilişki üzerinden tanımlamaz, yani sadece Allah’a iman etmek yetmez. İman etmek, yüksek değerleri hayata taşımayı: hayra ve barışa yönelik davranışlarda bulunmayı da gerekli görür. Esasen insanı bir ahlâk varlığı kılan da onun toplumsal yönüdür. (İslam Ansiklopedisi, İnsan maddesi)
Kur’an’ın ölçülerini temel alarak insanın ahlâkî gelişiminin gerçekleşmesi için tatbik edilen çeşitli terbiye metotları vardır. Seyr u sülûk yöntemi de tasavvuf geleneğince kabul edilen bir yöntemdir. “Seyr” gitmek, yürümek, manevî yolculuğa çıkmak anlamına gelir. “Sülûk” ise bir yola girmek, o yolun terbiyesine dahil olmak demektir. “Seyr u sülük”Allah’a giden yolda yürüyüş, gönül yolu demek oluyor. Yunus, Hak sevgisiyle yola çıkıldıktan sonra hem şeriat yolunun hem tarikat yolunun insanı hakikate ulaştıracağını söylüyor:
“Seni ben severim candan içerû
Yolum vardır bu erkândan içerûŞeriât, tarikat yoldur varana
Hakikât mârifet andan içerû”
Marifet, ilahî sırları tanıma, irfan bilgisine erişim demek. Şeriat, tarikat, marifet ve hakikati insan-ı kâmil olma yolunda geçilmesi gereken dört kapı olarak kabul eden görüş de vardır.
İnsan-ı kâmil olmak günümüz şartlarında ulaşılması güç bir hedeftir. Halis bir mü’min olmak niyetiyle hareket etmek, Allah’a onun emir ve yasaklarına güvenmek, güvenilir bir insan olmayı başarmak, bence bu yolda kazanılan gerçek başarıdır. İnanan, güvenen ve güvenilen insanların yolu da sırat-ı müstakimdir. Sırat-ı müstakim ise “apaçık, dosdoğru ve hak yol”, “dengeli yol”, “hedefe ulaştıran en kestirme yol” “içinde çelişkiler bulunmayan mânevî yol” olarak tanımlanmaktadır. İslami bir terim olarak, her türlü aşırılıktan, sapmadan uzak, Allah’ın rızasına ulaştıran hak, adalet ve denge yolunu ifade eder. Kur’an’da peygamberlerin, sıddıkların, şehitlerin ve salihlerin yolu olarak tanımlanır.
“Âlimler, kişinin her durumda ve her zamanda sırât-ı müstakîm çizgisinden sapmadan yaşamasının güçlüğünü dikkate almış, bu sebeple olabildiğince istikamet sahibi olmayı tavsiye etmiştir. Gazzâlî, Kur’ân-ı Kerîm’de kurtuluş için sırât-ı müstakîme yakınlığın yeterli görüldüğünü belirtmiş, bunun için her müminin günde on yedi defa (beş vakit namazın farzlarında), ‘Bizi sırât-ı müstakîme ulaştır’ niyazında bulunmasının gerektiğine dikkat çekmiştir” (İslam Ansiklopedisi, Sırat-ı Müstakim Maddesi)
Peygamberimiz, İbn-i Ömer’e “Dünyada bir garip gibi veya geçip giden bir yolcu gibi ol” buyurmuş. Peygamberimizin bu sözünden sonra İbn-i Ömer: “Akşama ulaştığında sabahı gözetme, sabaha kavuştuğunda da akşamı bekleme. Sağlıklı anlarında hastalık zamanın için, hayatın boyunca da ölümün için tedbir al.” demiş. Hadis-i şeriften anlıyoruz ki dünya ebedî bir vatan gibi görülmemeli; dünya bir amaç değil, ebedî mutluluğa ulaştıran bir araç olarak görülmeli. Dünyevî uğraşların esiri olmadan, sağlığı ve zamanı ganimet bilerek yaşamalı. Böyle bir bilinçle yaşamak, insanı zorluklar karşısında sağlam ve dirençli kılar.
Beşerin bir ömür süren insan olma yolculuğu, hayatla uyum içinde yol almak için takip edilecek çeşitli yöntemleri içine alır. İnsan, biyolojik psikolojik yapısının yanı sıra içinde bulunulan kültürün ürünüdür. Her kültür kendi hedefi doğrultusunda kendi insanını yetiştirir. Kendimizi bilmek için başkalarının varlığına ihtiyaç duyduğumuz gibi, başka kültürleri de bilmek kendi varoluş sürecimizi anlayıp anlamlandırmamız açısından önemlidir. Anlıyoruz ki insanlığın ortak hedefleri olduğu kadar, ayırt edici farklılıkları da vardır. Farklı kültürlerde yol, çoğu zaman insanın evrenle, tabiatla, toplumla uyumunu temsil eder. Bu yol, İslam düşüncesinde ise yalnızca uyum değil, aynı zamanda hesap, sorumluluk ve kemal arayışıdır.
İslam kültürünün yetiştirmeyi hedeflediği insan, hem yeryüzünü imar etmekle hem de ahlakını güzelleştirmekle Allah’a karşı sorumlu insandır. Huzur ve barış için gereken mücadeleyi veren insandır. İnsanları eşit gören, insanlara değer veren adaleti ve merhameti hayatın merkezine alan bir ahlak anlayışıdır bu…
Sözün özü, kişinin insan olma macerası bir ömür sürer. Yolun sonuna doğru bilgeliğe ulaşmış olanlar, yaşanan her şeyin bir hikmet üzere terbiye amacıyla gönderildiğini fark eder. Allah’tan razı olur, kader planını sever. Böyle bir seviyeyi herkes yakalayamaz, kimileri de olgunlaşamadan dünyadan ayrılır. Bütün anlatmak istediklerimizi bir de Yunus’un hikmetli sözlerinde arayalım:
Geldi geçti ömrüm benim
Şol yel esip geçmiş gibi
Hele bana şöyle gelir
Şol göz yumup açmış gibiİş bu söze Hak tanıktır
Bu can gövdeye konuktur
Bir gün ola çıka gide
Kafesten kuş uçmuş gibiMiskin adem-oğlanını
Benzetmişler ekinciye
Kimi biter kimi yiter
Yere tohum saçmış gibi
Ayşegül hanım yazınızda yine güzel bir konuya değinmiş siniz insan toplumsal bir varlıktır toplumun içinde yaşayacak insanlar birbirine imtihan olacak o yüzden Allah CC ankebut suresinde ( 2. ayet) insanlar imtihandan geçirilmeden sadece iman ettik demeleriyle bırakılabikeceklerini mi sandılar diyor.İnsanoglu Allah’ın kendine çizdiği yolu bilir ve bu yol üzerinde devam ederse toplumda huzurlu olur.Elinize yüreğinize sağlık Ayşegül hanım yazılarınızın devamını bekliyoruz selamlar
Mevlam ”sırat-ı mustakîm” üzere bir hayat sürmeyi nasip etsin.
Gönüllere hitap eden ve yaşanması gereken güzel bir yazı.
Gönlünüze sağlık,kaleminize bereket Ayşegül Hanım.
Böyle bir zamanda (İnsan-ı kâmil olmak günümüz şartlarında ulaşılması güç bir hedeftir.) sözü, zamanımız açısından çok yerinde bir söz olmuş Ayşegül Hanım gün geçtikçe daha da kötüye giden, insanlığımızı kaybettiğimiz, şu günlerde yazılarınızın daha, geniş bir kitleye ulaşması temennisiyle, saygılarımla
Değerli Ayşegül Hocam,
Yine güzel bir konu, yine güzel bir yazı ile başbaşa olduk. Çok değerli yazınızda özetle “İnsan olmak; sadece yaşamak değil, ahlâken olgunlaşıp doğru yolda kalabilme mücadelesidir. Hayat kısa bir yolculuktur ve asıl değer, bu yol boyunca insanın kendini ne kadar geliştirdiğinde saklıdır.” dediğinizi duyar gibiyim. Bendeki uyandırdığı hissi paylaşmak istedim. İstifade ettim.
Kaleminize kuvvet, Ömrünüze bereket duası ile;
Siz yazın biz okuyalım, Hoşçakalın.
Selam ve Dua ile….
Yine güzel bir konu secmişsiniz.Elinize sağlık. Üstad Necip Fazıl da şöyle söyler
Yol onun varlık Onun gerisi hep angarya
Yüzüstü çok süründün ayağa kalk Sakarya
Elinize gönlünüze sağlık Ayşegül hanım zevkle okudum. Maşallah Allah daim etsin.
Ayşegül Ünal Hanım, kaleminize sağlık… İnsan olmanın anlamını, hayat yolculuğunu ve manevi derinliği öyle zarif ve düşündürücü bir dille anlatmışsınız ki insan okurken kendi iç dünyasına dönmeden edemiyor. Özellikle Yunus Emre’den verdiğiniz örnekler yazıya ayrı bir hikmet katmış. Yüreğinize ve emeğinize sağlık.
Yine müstefid olduğumuz güzel bir yazı olmuş.Yüreğinize sağlık…Kaleminize kuvvet.