islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
47,7354
EURO
55,1566
ALTIN
6.759,47
BIST
13.811,60
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
29°C
İstanbul
29°C
Parçalı Bulutlu
Çarşamba Açık
30°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
30°C
Cuma Parçalı Bulutlu
28°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
28°C

LAİKLİĞİ ELEŞTİRİLEMEZ KILMAK: HAKİKATİN ÜZERİNE DEVLET MÜHRÜ BASMAK

LAİKLİĞİ ELEŞTİRİLEMEZ KILMAK: HAKİKATİN ÜZERİNE DEVLET MÜHRÜ BASMAK
07/06/2026 11:58
A+
A-

LAİKLİĞİ ELEŞTİRİLEMEZ KILMAK: HAKİKATİN ÜZERİNE DEVLET MÜHRÜ BASMAK

Bir ülkede herhangi bir ilke, ideoloji, tarihsel tercih veya anayasal kavram eleştiriden muaf tutulmak isteniyorsa, orada mesele artık sadece hukuk meselesi değildir; aklın, vicdanın, ilmin ve toplumun geleceği meselesidir. Çünkü eleştirilemeyen her fikir zamanla hakikat olmaktan çıkar, dokunulmaz bir put hâline gelir. Put ise yalnızca taştan, tahtadan, heykelden ibaret değildir; insan zihninin sorgulayamadığı, tartışamadığı, itiraz edemediği, üzerine düşünemediği her mutlaklaştırılmış beşerî kavram da zihinsel bir puttur. Laiklik de dâhil olmak üzere hiçbir siyasal kavram, hiçbir anayasal tercih, hiçbir tarihsel düzenleme eleştirinin dışına çıkarılamaz. Çünkü eleştiri kötüleme değildir; eleştiri hakarete denk değildir; eleştiri karalama, yıkıcılık ve düşmanlık anlamına gelmez. Eleştiri, aklın nefes almasıdır. Eleştirinin susturulduğu yerde bilgi donuklaşır, toplum ezberle yaşar, fikir korkuya dönüşür, insan ise düşünme kabiliyetini kaybederek ruhsuz bir kitleye indirgenir.

Eğer bugün muhafazakâr olduğunu söyleyen bir iktidar, dün ağır biçimde eleştirdiği laikliği bugün kanun zırhıyla koruma altına almak istiyorsa, burada sadece siyasi bir çelişki değil, derin bir ahlaki kırılma vardır. Çünkü insan gerçekten neye iman ediyorsa onu korur; neye sadakat duyuyorsa onun hukukunu savunur; neyi varoluşunun merkezi görüyorsa ona göre tavır alır. Allah’a ve Resûlü’ne sadakat iddiasında bulunanların, beşerî ideolojileri eleştirilemez kılmak yerine, vahyin hakikatini, adaletini, özgürleştirici çağrısını, tevhidî duruşunu ve insanı kula kulluktan kurtaran ilkesini savunması gerekir. Müslüman bir siyasal akıl, herhangi bir beşerî düzeni dokunulmazlaştırmaz; çünkü bilir ki mutlaklık yalnız Allah’a aittir. Devlet de, anayasa da, ideoloji de, rejim de, yönetim biçimi de insan ürünüdür; insan ürünü olan her şey tartışılabilir, denetlenebilir, eleştirilebilir ve gerekirse değiştirilebilir.

Laiklik ile İslam arasındaki temel ayrım burada başlar. Laiklik, modern devletin din karşısındaki konumunu belirleyen tarihsel ve siyasal bir ilkedir. İslam ise yalnızca bireysel inanç, vicdani kanaat ya da mabede sıkıştırılmış ritüel değildir; insanın Allah, toplum, adalet, iktidar, ahlak, hukuk, emanet ve sorumlulukla ilişkisini kuşatan ilahi bir dünya görüşüdür. Laiklik, devletin din karşısında tarafsızlığını iddia eder; fakat Türkiye tecrübesinde çoğu zaman tarafsızlık değil, dinin kamusal alandaki etkisini sınırlandırma, yönlendirme ve denetleme mekanizması olarak işlemiştir. Bu yüzden laiklik tartışması basit bir “din-devlet ayrımı” tartışması değildir; kimin hakikat iddiasının kamusal alanda konuşabileceği, kimin değerlerinin meşru kabul edileceği, kimin itirazının suç sayılacağı meselesidir.

İslam açısından asıl sorun, bir devletin kendisini hangi teknik modelle örgütlediğinden daha derindir: İnsan kime kulluk edecektir? Nihai hüküm kaynağı kim olacaktır? Ahlakın, adaletin, meşruiyetin ve hukukun ölçüsü neye göre belirlenecektir? Kur’an’ın temel çağrısı insanı tağutî otoritelerin, sahte mutlakların, kutsallaştırılmış güçlerin ve Allah’ın yerine geçen hüküm merkezlerinin esaretinden kurtarmaktır. Bu sebeple Müslüman akıl, hiçbir siyasi ilkeyi “eleştirilemez kutsal” hâline getiremez. Çünkü eleştirilemezlik iddiası, beşerî olana ilahi dokunulmazlık atfetmektir. Bu, yalnızca düşünce özgürlüğüne değil, tevhid bilincine de aykırıdır.

Burada muhafazakâr iktidarlara düşen en ağır soru şudur: Siz gerçekten muhafaza etmek istediğiniz şeyi biliyor musunuz? Eğer muhafaza edilen şey Allah’ın dini, adalet, emanet, ahlak, hür düşünce, ilim ve insan onuru ise; eleştiri alanını genişletmeniz gerekir. Eğer muhafaza edilen şey iktidar konforu, devletle bütünleşmiş ideolojik güvenlik, bürokratik meşruiyet ve sistem içi kabul görmek ise; o zaman laikliği eleştirilemez kılmanız anlaşılır ama bu artık İslami sadakat değil, siyasal teslimiyettir. Dün laikliği zulmün, başörtüsü yasaklarının, imam hatip mağduriyetlerinin, dindar insan üzerindeki baskının aracı olarak eleştirenlerin bugün aynı kavramı dokunulmazlaştırmaya yönelmesi, toplumun hafızasıyla alay etmektir. Bu, ilkesel dönüşüm değilse bile, en hafif tabirle derin bir fikrî savrulmadır.

Bir Müslüman için mesele laik bireylerle kavga etmek değildir; mesele, herhangi bir ideolojinin hakikatin yerine geçirilmesine itiraz etmektir. Müslüman, insanların inanç özgürlüğünü, düşünce hakkını, vicdan alanını, hukuki güvenliğini savunur. Fakat bunu yaparken kendi inancının kamusal iddiasından vazgeçmez. İslam’ın adalet, hukuk, ahlak ve toplum tasavvurunu “özel alan”a mahkûm etmeyi kabul etmez. Çünkü İslam, Allah ile kul arasına sıkıştırılmış soyut bir duygu değil; hayata yön veren bir hidayettir. Namazı olan ama adaleti olmayan, camisi olan ama hukuku olmayan, duası olan ama iktidar ahlakı olmayan bir dindarlık Kur’an’ın inşa etmek istediği şahsiyet değildir.

Eleştiriyi suç saymak, toplumu korumaz; toplumu çürütür. Çünkü toplumlar eleştiriyle arınır, bilgi eleştiriyle güçlenir, düşünce eleştiriyle derinleşir, siyaset eleştiriyle denetlenir. Eleştirinin olmadığı yerde hakikat değil propaganda büyür. İlim değil ezber çoğalır. Ahlak değil korku hâkim olur. İnsanlar konuşmayı bırakınca düşünmeyi de bırakır; düşünmeyi bırakan toplum ise kolay yönetilen ama derinliksiz, kalabalık ama şahsiyetsiz, gürültülü ama ruhsuz bir kitleye dönüşür. Oysa Kur’an insanı akletmeye, tefekküre, tedebbüre, basirete çağırır. Aklı susturan, soruyu cezalandıran, itirazı bastıran, eleştiriyi suçlaştıran bir düzenin Kur’an’ın insan tasavvuruyla bağdaşması mümkün değildir.

Bu sebeple kalem sahipleri, âlimler, düşünürler, ilahiyatçılar, hukukçular ve Müslüman entelektüeller bu konuyu hafife alamaz. Bugün susmak, yarın düşüncenin zincire vurulmasına ortak olmaktır. Bugün “bizi ilgilendirmez” demek, yarın İslam’ın en temel kavramlarının bile sistemin izin verdiği sınırlar içinde konuşulmasına razı olmaktır. Eğer laiklik eleştirilemezse, yarın kapitalizm de eleştirilemez olur, ulus-devlet de eleştirilemez olur, resmî tarih de eleştirilemez olur, iktidar da eleştirilemez olur. Bir kere düşüncenin boğazına hukuk eliyle ip geçirildiğinde, o ipin kimin boynuna dolanacağını kimse belirleyemez.

İslami düşünürlerin görevi iktidarların konforunu korumak değil, hakikatin hukukunu savunmaktır. Âlimin şerefi saraya yakınlığıyla değil, hak karşısındaki sadakatiyle ölçülür. Kalem sahibinin değeri, güçlülerin hoşuna giden cümleler kurmasıyla değil, toplumun unuttuğu hakikati cesaretle hatırlatmasıyla ortaya çıkar. Bugün yapılması gereken, laikliği savunan insanlara düşmanlık üretmek değil; laikliği eleştirilemez, tartışılamaz, sorgulanamaz bir kutsal hâline getirme teşebbüsüne karşı ilmi, ahlaki, hukuki ve tevhidî bir itiraz yükseltmektir. Çünkü bir Müslüman için hakikat, devletin izin verdiği kadar konuşulacak bir şey değildir.

Muhafazakâr iktidarlar şunu anlamalıdır: Dindar kitlelerin desteğiyle iktidara gelip, sonra o kitlelerin en temel fikrî itiraz alanlarını daraltmak, sadece siyasi bir yanlış değil, tarihsel bir emanete ihanettir. Başörtüsü mağduriyetlerini, katsayı zulmünü, Kur’an kurslarına yönelik baskıları, imam hatiplerin önünün kesilmesini, dindar insanların kamusal alanda aşağılanmasını hatırlayan bir topluma bugün “laiklik eleştirilemez” demek, hafızaya vurulan bir prangadır. Eğer dün laiklik adına yapılan baskılar eleştirilebildiyse, bugün de laikliğin kendisi, uygulaması, tarihsel rolü, felsefi zemini ve İslam’la ilişkisi özgürce eleştirilebilmelidir.

Laikliği eleştirmek suç değil; düşüncenin, ilmin ve inanç sadakatinin doğal sonucudur. Hakaret ayrı şeydir, eleştiri ayrı şeydir. Şiddet çağrısı ayrı şeydir, fikrî itiraz ayrı şeydir. Toplumsal barışı korumanın yolu düşünceyi cezalandırmak değil, düşünceyi ahlak, ilim ve hukuk zemininde serbest bırakmaktır. Müslümanlar da bu meselede açık konuşmalıdır: Biz hiçbir beşerî ideolojiyi Allah’ın hükmünün, vahyin rehberliğinin ve tevhid hakikatinin üstüne çıkaramayız. Laiklik tartışılabilir, eleştirilebilir, reddedilebilir, savunulabilir; fakat eleştirilemez kılınamaz. Çünkü eleştirilemeyen fikir hakikat değil, iktidar aygıtıdır.

Bugün ihtiyaç duyulan şey korkak bir dil değil, vakur ve ilmi bir cesarettir. Ne kör öfke ne ucuz slogan; ne hakaret ne hamaset. Gereken şey net, tavizsiz, derinlikli ve ahlaklı bir itirazdır: Allah’a sadakat iddiası taşıyanlar, beşerî ideolojilere dokunulmazlık zırhı giydiremez. İslam’ın izzeti, iktidarın gölgesinde değil, hakikatin aydınlığında korunur.

İslam Başaran

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar
  1. Ahmet Ziya İbrahimoğlu dedi ki:

    Muhterem Kardeşim,

    Öncelikle bu yazınız için sizi tebrik ederim. Günümüzde birçok kişinin yüzeysel sloganlarla konuştuğu bir meseleye fikrî bir çerçeve kazandırmaya çalışmanız, düşünmeye sevk eden sorular sormanız ve tenkit hakkının önemine dikkat çekmeniz takdire şayandır.

    Yazınızın en güçlü taraflarından biri, eleştiri ile hakareti birbirinden ayırma gayretinizdir. Bir fikrin, ideolojinin veya siyasî tercihin eleştirilebilmesinin, düşünce hayatının tabii bir gereği olduğunu vurgulamanız önemli bir noktadır. Ayrıca hiçbir beşerî sistemin mutlaklaştırılamayacağı yönündeki temel yaklaşımınız da İslâm düşüncesinin köklü prensipleriyle irtibatlıdır.

    Bununla birlikte, yazının daha da kuvvetlenmesi için bazı hususların gözden geçirilmesi faydalı olabilir. Metin boyunca yer yer fikrî tahlilden hitabete doğru bir geçiş görülüyor. Güçlü ifadeler okuyucunun dikkatini çekse de, bazı yerlerde delillendirme ve meselelerin daha derin tahlili biraz daha artırılırsa yazı yalnız taraftarlarını değil, farklı düşünen okuyucuları da ikna etme kudreti kazanabilir.

    Ayrıca laiklik kavramının tarih içinde ortaya çıkan farklı uygulamaları ile kavramın nazari çerçevesi arasında daha belirgin bir ayrım yapılması, metnin ilmî ağırlığını artıracaktır. Türkiye’de yaşanan bazı yanlış uygulamaların eleştirisi ile laiklik fikrinin mahiyetine yönelik eleştirinin ayrı başlıklar altında ele alınması, okuyucunun meseleyi daha berrak görmesine yardımcı olabilir.

    Bir diğer husus da şudur: Yazıda haklı olarak hiçbir beşerî düzenin dokunulmazlaştırılamayacağı savunuluyor. Aynı ilkenin Müslümanların tarih boyunca geliştirdiği siyasî yorumlar ve insan ürünü, mesnedi zayıf görüşler için de geçerli olduğunun hatırlatılması, metne daha kuşatıcı bir adalet ve tutarlılık kazandırabilir.

    Bütün bunlarla beraber, genç yaşta fikrî meseleler üzerinde düşünmeniz, kaleminizi günlük tartışmaların ötesine taşıyarak ilke ve değerler ekseninde kullanmanız sevindiricidir. Kalem sahibi için asıl sermaye, hakikati arama samimiyetidir. Bu samimiyet korunduğu müddetçe zamanla üslup da derinleşir, muhakeme de olgunlaşır, tesir de artar.

    Kaleminize bereket, fikrinize vukuf ve istikamet diliyorum.

  2. Nuh dedi ki:

    Kur’an ve Sünnetin referans alınmadığı her durumda referans şeytan ve adamları olur. İnsan hiç farkına bile varmadan kayıp gider. Bu ilahi bir kuraldır. Şaşmaz.