islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
47,7144
EURO
55,1170
ALTIN
6.731,41
BIST
13.811,60
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
30°C
İstanbul
30°C
Parçalı Bulutlu
Salı Az Bulutlu
29°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
30°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
30°C
Cuma Parçalı Bulutlu
28°C

MİSYONER DAYATMASI DİN TASNİFİNE KARŞI DOĞRU DİN TASNİFİ

MİSYONER DAYATMASI DİN TASNİFİNE KARŞI DOĞRU DİN TASNİFİ
06/06/2026 09:54
A+
A-

MİSYONER DAYATMASI DİN TASNİFİNE KARŞI DOĞRU DİN TASNİFİ

Kur’an-ı Kerim ve Sünnet din konusunda bir sınıflama yapmıştır. Diri bir Kur’an okuyucusu bunu her zaman fark eder. Naslarda kullanılan; tahrif, tebdil, guluvv (aşırılık), ketm (hükümleri saklamak), ayetleri satmak gibi ifadeler, yapılacak din tasnifiyle ilgili anahtar kelimelerdir. Kur’an ve Sünnet bütünlüğü, Hz. Muhammed’in (sav) son peygamber olması, İslâm’ın nasihliği göz önünde bulundurulmadan ülkemizde kompleksli ya da misyoner etkili tasnifler ve tanımlar yapılmıştır. Yıllarca ders kitaplarında okutulmuştur. Akademisyenler, dinlerin eşitliği ile alakalı sempozyumlar düzenlemişlerdir. Bu ülkede Yahudilerin, Hristiyanların cennetlik olabileceğini, Hz. Muhammed’e (sav) iman etmeden de cennetlik olunacağını söyleyen Diyanet işleri Başkanı ve akademisyenler çıkmıştır. Allah Teâlâ’nın muharref olduğunu vahiyle bildirdiği günümüz Yahudiliği ve Hristiyanlığı için “vahiy tecrübesidir” diyen ilahiyatçı araştırmacılar çoğalmıştır.

Ülkemizde yapılan bazı tanımlar ve tasnifler batıl ve tahrif olmuş dinleri İslâm’ın seviyesine çıkarmak amacına yönelik olduğu gibi İslâm’ın ilahi oluşuna da gölge düşürülmek amacı gütmektedir. Tahrif olduğu vahiyle beyan edilmiş dinlere ilahi veya semavi ifadesini kullanmak Kur’an’ın verdiği haberleri boşa çıkarmaktır. Ayrıca batıl olduğu sabit bir dine semavi veya ilahi demek itikaden de tehlikeler içermektedir.[1] Kur’an ve Sünnet’ten kopuk, cahilane, kötü niyetli ve misyoner etkili din tasnifi şöyledir:

Bu tablodaki en büyük yanlış; Kur’an-ı Kerim’in “tahrif olmuştur” diye vurguladığı ve “Allah’a oğul isnat ederek şirke düştüklerini” ifade ettiği Yahudilik ve Hıristiyanlık gibi dinleri hak ve semavi din olarak göstermektir. Bu tasnif, tek bir insanın bile zihninde Yahudilik ve Hıristiyanlığın hak din olduğuna dair bir çağrışım oluşturuyorsa, sözde ulemaya vebal olarak yeter. Bu sınıflamada İslâm’ın söz konusu muharref dinler seviyesine indirgenmesi de yine en büyük hatalardan biridir. Bu yanlış ve çarpık tasnif onlarca yıl bu ilkenin çocuklarına Din Derslerinde ve Dinler Tarihi derslerinde okutulmuştur. Ülkenin uleması bu misyoner dayatmasına karşı hangi tedbirleri almıştır? İlgili makamları uyarmış mıdır? Bunları ciddi olarak araştırmak gerekir.

Yukarıdaki yanlış tasnifin yerine din kavramının anlamlarını da düşünerek Kur’an ve Sünnet bütünlüğünde şöyle doğru bir sınıflama yapabiliriz:

Tabloya baktığımızda da görürüz ki bütün dinler bir hayat tarzıdır. İslâm dini de bir hayat tarzıdır. Uygulanması ve yaşanması gerekir. İslâm geçerli ve hak olan tek dindir. Diğerleri küfürdür. Müslüman birisi bu muharref veya ideolojik dinlerden birini tercih edecek olursa mürtet olur. Salih amellerinin karşılığını ahirette göremez. İman üzerine Allah’a vuslatı gerçekleştiremeyen hiç kimsenin cennetlik olması mümkün değildir. Konuyla ilgili onlarca ayet içerisinden şu ayet yeterlidir: “Âyetlerimizi yalan sayan ve (buyruklarımıza itaat etmeyi gururlarına yediremeyerek) onlara karşı büyüklük taslayanlar var ya göğün (rahmet) kapıları onlara asla açılmayacak ve deve iğne deliğinden geçmedikçe, onlar da cennete giremeyeceklerdir. (Devenin iğne deliğinden geçmesi nasıl mümkün değilse, inkârcıların da cehennemden çıkıp cennete girmeleri öylece imkânsızdır.) İşte biz, suçluları böyle cezalandırırız!”[2] küfrü tercih edip o hâl üzerine ölenlere asla Müslüman uamelesi yapılmaz.

 Hz. Peygamber’in (sav), “Din; Allah, kitap, peygamber, Müslümanların idarecileri ve tüm mü’minler için nasihattir.”[3] buyruğu hem dine bağlılıktaki samimiyeti hem de Allah’ın emirlerinin, Kur’an ve Sünnet’in muhteviyatının gereği gibi yaşanmasının önemine vurgu yapar. Esasında İslâm’ı din olarak seçmek ve gereği üzere amel etmek Allah Teâlâ’nın mü’minlere bir lütfudur. Bu gerçeğe Hz. Peygamber (sav) şu buyruğu ile işaret etmiştir: “Allah Teâlâ tabiatlarınızı / karakterlerinizi ve rızıklarınızı belirlemiştir. O, dünyayı sevdiğine de sevmediğine de verir. Fakat dini (ve dindar olmayı) sadece sevdiklerine nasip eder. Allah (cc) kime dinini verip (dindar olmayı lütfettiyse) bilsin ki o kulunu seviyordur.”[4]

Önemine binaen yeniden başa dönecek olursak şu hususun özellikle vurgulanması gerekir. İlk dönemlerde yazılan kaynaklarla yeni çalışmalar arasında derin farklılıklar var. Bu derin farklılıkların olduğu konulardan biri de Ehli Kitap denilen Yahudi ve Hristiyanlara bakıştır. Üzülerek belirtelim ki yeni çalışmalar İslâm’ın karşısına yeni hak dinler üretmenin peşindedirler. Hz. Peygamber(sav) dönemine yakın ana kaynaklarda olmamasına rağmen, geçen yüz yıldan itibaren ülkemizdeki ilahiyat çalışmalarında Yahudilik ve Hristiyanlık için “ilahi” ve “semavi” ifadeleri çokça kullanılmaktadır. Kullanılan bu ifadeler insanımızın zihninde muharref kitapların aslı bozulmamış gibi muamele görmesine sebep olduğu gibi, Yahudilik ve Hristiyanlığın da elan geçerli hak bir din olduğu algısını uyandırmaktadır. Buradan olaya bakarsak misyonerlerin bile başaramadıkları müspet algı, bazı ilahiyatçılarımız tarafından sağlanmaktadır. Bu çalışmaların sonunda başlayan din değiştirmeler ileriki aşamalarda kitleselleşebiliyor. Kısacası; kurucuları insanlar olan günümüz Hristiyanlığı, “İsa Peygamber’in yaşadığı farklı bir vahiy tecrübesidir” diye ilmi bir form içerisinde(!) takdim edilince, ona yeni bir kabul alanı açılmış olmaktadır. Buna göre tercihler yapılınca da kitlesel din değiştirmeler olmaktadır. Kısacası ülkemiz çocukları mürtet yapılırken milli kimliğimiz de berheva edilmektedir. Olaya buradan bakarsak bu oryantalist propagandayı yapanların vatana ihanet suçundan yargılanmaları gerekmez mi? Çünkü milletimiz İslâm ile kaim bir millettir. Milletimizin diniyle kaim olduğunun bilincinde olanlar, milletin bekası için her türlü misyoner çalışmalarını zararlı faaliyetler içerisinde görmüşlerdir.

Hz. Peygamber’in Kur’an’ı beyan tarzını araştırırken gördük ki Resûlullah, sahabenin bilmediği kelimeleri, kavramları, deyimleri, mücmel ifadeleri, mübhemâtı, söz aktarımlarını ve mecazları açıklamıştır. Ümmetine kapalı bir şey bırakmamıştır. Bir anlamda kavramların izahı da risalet görevinin içerisinde mündemiçtir. Bunun anlamı, Müslümanlar kavramlarının anlamlarını evvela kendi kaynaklarında aramalıdırlar. Bu bağlamda Kur’an’ın Kur’an’la, Kur’an’ın sünnetle, sünnetin sünnetle tefsirleri çok önemlidir. Bu tefsirin özünde Kur’an ve sünnete tam vukûfiyet ve naslara bütüncül bakabilmek vardır. Buradan yola çıkarsak Kur’an ve sünnet, Müslümanlara din ve Ehli Kitap kavramlarını detaylıca açıklamıştır. Özellikle din bağlamında Hz. Muhammed(sav)’e gelen İslâm’ın dışında bir dinin geçerli olamayacağı beyan edilmiştir. Ayetlerin ilk muhatapları olan sahabe istikamet üzere bir yol tutup Yahudilik ve Hristiyanlığı Kur’an’ın anlattığı gibi anlamış ve onlara karşı herhangi bir sempati duymamışlardır. Buna bağlı olarak, kitap ehlinden kimseyi velî edinmemişlerdir. Sahabenin bu anlayışında şu hadisin çok önemli bir yeri vardır: “Muhammed’in canını elinde tutan Allah Teâlâ’ya yemin ederim ki bu (davet) ümmetinden ister Yahudi ister Hristiyan olsun kim benim kendisiyle gönderilmiş olduğum şeyi (şeriatı/dini) işitir de iman etmeyecek olursa mutlaka cehenneme girecektir.” (Ahmed, Müsned). Aynı anlayış ve değerlendirme Tabiin döneminde de devam etmiştir. Bunun en büyük kanıtı h. 110 tarihinde vefat etmiş olan Hasan el-Basri’nin, Bakara suresinin 42. Ayetinin tefsirinde Yahudilik ve Hristiyanlık ile ilgili yaptığı şu yorumdur: “Yahudilik ve Hristiyanlığı sakın İslâm ile karıştırmayın. Sizler bilirsiniz ki Allah’ın (gerçek) dini İslâm’dır. Yahudilik ve Hristiyanlık bidattır/sonradan uydurulmuş türedi dinlerdir. Bunlar Allah katından gönderilmemiştir.” (Hasan el-Basri, Tefsir. C. I, s. 37.) Hicri 309 tarihinde vefat eden Müfessir Ebu Cafer et-Taberi’de aynı ayetin tefsirinde; “İslâm’ı, Yahudilik ve Hristiyanlıkla karıştırmayın” demiştir. (Taberi, Cami’u-l Beyan, c. I, s. 293) Ayrıca Taberi’nin şu açıklaması da oldukça ilginçtir: İsrail oğulları Allah’ın Hz. İsa ile gönderdiği dinini değiştirdiler. Sonra da Hristiyanlaştılar, Yahudileştiler… (Taberi, a.g.e. C. XI, s. 690) Hz. İsa’nın ve daha önceki peygamberlerin hepsinin dinlerinin adı İslâm’dır. Yahudilik ve Hristiyanlık diye peygamberlere bir din gelmemiştir. (Hazin, Lübab’u-t Te’vil, C. I, s. 265.)  Örnekleri çoğaltmak mümkündür. İlk dönem İslâm âlimlerinin diğerlerinden ayrıldığı en temel noktalar; dilde, metodoloji/usulde ve dinde derinlikleridir. Buna Kur’an ve sünnetin bütünlüğüne vakıf olmayı da eklersek fark daha da belirgin hâle gelir. Bizim kanaatimize göre klasik dönem ulemasının istikamet üzere bir duruşu; âlim olmanın zorunlu sonucu olarak durması gereken yerin doğruluğuna önce iman, sonra da bu doğrunun hâkimiyeti için bilimsel yeterlilikle donanma ve mücadele azmi vardır. Onlar bu duruşu Resûlullah’tan ve onun eğitiminden geçen sahabeden almışlardır.

İslâm’a karşı yeni bir din üretmek çerçevesinde ülkemiz ilahiyatçıları zaman zaman ayetlerden de istişhad etmişlerdir. Yeni yaklaşımlara göre ayetler, mutlak doğrunun hayatı anlamlandırılmasında delil olmaktan ziyade akademik bir meta konumuna indirgenmiştir. En sonunda dinsizliğe veya eskilerin deyimiyle zındıklığa ayetlerden deliller(!) de getirdiler. Veya arzu ettikleri hususlarda Kur’an’ı konuşturdular. Ellerine aldıkları yalın ve muharref meallerle yapılan şovlar bunun göstergesidir. Ayetlerden hareketle modernitenin yolunu sonuna kadar açmak istediler. Kısacası hak dini, batıl din anlayışıyla vurmak yolunu seçtiler. Bu sürecin kaybedenleri tartışan gruplardan ziyade dine mutlak anlamda teslim olup onu tek hak yol olarak bilen samimi halk kitleleri olmuştur. Yapılan mesnetsiz akademik gevezelikler sayesinde insanlar dinlerinden, imanlarından, ibadetlerinden ve âlimlerinden hem soğudular hem de uzaklaştılar. Bu tartışmalarım halka kazandırdığı bir şey olmadı ama onlara çok şeylerini kaybettirdi. Binaenaleyh söyleyeceğimiz odur ki dinleri eşitleme veya İslâm’ın karşısında yeni dinler üretme hususlarında bazı ilahiyatçı akademisyenlerin en çok istismar ettiği ayet Bakara suresinin 162. ayetidir. Tüm bağlamlarından kopuk, ön kabullü ve ideolojik bir yaklaşımla yanlış anlam verilen meallerden aşırarak köksüz bir çevriyle, ilgili ayeti Yahudilik ve Hristiyanlığın da kurtuluş yolu olduğuna delil getirdiler. Daha kaba söylemle İslâm’a gavurluğu onaylattılar(!) İslâm’ın seviyesine muharref iki dini çıkardılar veya İslâm’ı Yahudilik ve Hristiyanlık gibi iki bidat ve hurafe dinin seviyesine indirdiler. “Cennet Müslümanların tekelinde değildir” hezeyanıyla başlayıp salih amele, “barışa hizmet” anlamını yükleyerek ibadetsiz din projesini deklare ettiler. Konuyla ilgili batıl fikirlerine taraftar bulmak için kitaplar yazıp makaleler yayınladılar. Uluslararası sempozyumlar düzenlediler. Sonuç; batıl düşünce sahipleri taraftar bulamadı, bu fesat düşüncelerin öncülerinin birçoğu öldü gitti. Söylemlerinin karşılıklarını mutlaka göreceklerdir. Unutulmamalı ki Hakk’ın yeryüzündeki şahitleri olan istikamet ehli Müslümanlar onları hiçbir zaman rahmetle anmayacaklardır.

Dipnotlar

[1] Yahudilik ve Hristiyanlık için “Semavî, ilahî, ve İbrahimî” ifadesini kullanmak tam bir cehalet ve sapıklık örneğidir. Ülkemizdeki yapılan “Abant Toplantılarının” amaçlarından biri de Hristiyanlığın da bir kurtuluş yolu olduğunu insanımıza kabul ettirmekti. Durum böyle olmasına rağmen bu batıl dinler için semavi ve ilahi ifadeleri hem siyasetin hem de Diyanet’in zirvesindeki insanlar tarafından rahatça kullanılmaktadır. Onların vesilesiyle halk da bu sapkın dinlere müspet nazarıyla bakar hâle gelmiştir. Muharref dinler için bu ifadeleri kullanmak küfrün propagandasını bilerek vey a bilmeyerek yapmaktır. Bilen zevatın bunları uyarması dini bir görevdir. Günümüzde yaşayan ve kıyamete kadar baki tek ve Allah katında geçerli din vardır o da İslâm’dır. (M. S.)

[2] A’raf 7/40.

[3] Nesaî, Bey’at, h. no: 31, VII / 157.

[4] Hâkim, Müstedrek, h. no: 3671, II / 485; Heysemî, Mecmau’z Zevaid, I / 53.

Mehmet Sürmeli

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.