islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
48,1332
EURO
56,1921
ALTIN
7.145,37
BIST
14.610,92
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
30°C
İstanbul
30°C
Parçalı Bulutlu
Cuma Hafif Yağmurlu
26°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
26°C
Pazar Az Bulutlu
28°C
Pazartesi Açık
28°C

CENNET KORUNANLARIN MÜKÂFATIDIR

CENNET KORUNANLARIN MÜKÂFATIDIR
14/08/2026 10:31
A+
A-

CENNET KORUNANLARIN MÜKÂFATIDIR

Cennet, “örtmek” anlamındaki “cenn” kökünden türemiş bir isimdir. Bol bitkili, gür ağaçlı bahçe veyâ toprak parçası anlamındadır. Kur’ân açısından bakıldığında cennet, cehennemin tam karşıtı bir değerler bütününün veyâ mekânın ifâdesidir. Yeryüzünde kötülük sergileyenler cehenneme giderken, iyilik sergileyenler de cennete gideceklerdir. Yâni cehennem nasıl bir cezâlandırarak tekâmül ettirme aracı ise cennet de ödüllendirerek tekâmül ettirme aracıdır. İlâhi metinler incelendiğinde cennetin iki büyük gerçeği sembolize ettiği anlaşılmaktadır. Bunlardan biri cennetin ölüm sonrası sonsuzluk ödülünün adı olması, diğer de güzel, temiz, bereketli, mutluluk getirici bir yaşam ve çevre olarak anılmasıdır.

İşte Nebe/31-37. âyetler cennetin özelliklerini ve içinde inananların kavuşacağı ödülleri/nimetleri dile getirmektedir. Nebe/31. âyet şöyledir: “[Ama] Allah’a karşı sorumluluk bilinci taşıyanlar için büyük bir tatmin vardır.[1] Âyette geçen “takva” sahipleri anlamındaki “muttakiler” daha öncede tanımladığımız gibi Allah’ın emirlerine/irâdesine ters düşen eylemleri yapmaktan sakınanlardır. Başka bir ifâde ile bu kişiler, Allah’a karşı sorumluluklarının idrâkinde olanlar veyâ Allah’ın emirlerine karşı gelmekten kaçınanlardır. “Mefâz” kelimesi ise kurtuluş yeri, başarının sonucunda kazanılan yer anlamına gelmektedir. Aynı zamanda bu kelimeyi “kurtuluş/zafer” mânâsına da almak mümkündür. Böyle düşünüldüğünde “mefâz”, cehennemden kurtulmayı ve cenneti kazanmayı ifâde eder. Bütün bunlardan sonra anlaşılıyor ki; cennet, takva sahipleri için bir kurtuluş, başarı ve mükâfat yeridir. Bu kurtuluşun Kur’ân’daki bir başka büyük kurtuluş anlamına gelen “Fevz’ül Kebîr”dir: “[Ama] imana ermiş olup da doğru ve yararlı işler yapanlar, [öteki dünyâda] içinden ırmaklar akan bahçeler bulacaklardır; bu, büyük bir kurtuluştur![2]

Nebe/32. âyette bu büyük kurtuluşun mekânı olan cennetin “muhteşem bağlar ve bahçelerden[3] oluştuğu anlatılmaktadır. Âyette geçen “HadâikkelimesiHadikanın çoğuludur ve suyu olan, çeşitli meyve ağaçlarını/çiçekleri kapsayan, etrafı duvarla çevrili bostan veyâ bahçe demektir. A’nabise hem üzüm hem de üzüm bağları anlamına gelmektedir. Üzüm Kur’ân’da cennet tasvirlerinde çok kullanılan bir meyvedir ve yaklaşık 11 âyette yer almaktadır. Mekke’de yetişmeyen ve daha çok Taif gibi çevre kentlerden gelen üzüm o günkü Arap toplumu tarafından çok sevilen meyveler arasındadır. Belki bu yüzden olacak ki, cennetin güzellikleri anlatılırken âyetlerde onlara bildikleri ve hoşlandıkları bir meyve ile seslenilmiştir.

Nebe/33. âyete gelince, bu âyet, üzerinde en çok tartışılan âyetlerden birisidir. Bu âyetin Türkçe çevirisinde meâl ve tefsirlerde yer alan cinsel odaklı, erkek ağırlıklı erotik dil birçok insânı rahatsız etmiş ve bu ifâdelerin âyetin rûhuna uygun olmadığı noktasında farklı yorumlar/yaklaşımlar getirilmiştir. Aslında, Kur’ân’da âhiret hayatına ilişkin yapılan cennet ve cehennem tasvirlerinin yaşadığımız dünyânın gerçekleriyle hiçbir ilgisi bulunmadığı ve sadece “isim benzerliği[4] olduğu temel kabulü çerçevesinde âyete bakıldığında bu tartışmaların gereksiz olduğu bir gerçektir.[5] Ama böyle yapılmamış ve tefsirciler bu konuda birbirlerine ağır suçlar yükletecek kadar ileri gitmişlerdir. Üstelik bu anlaşmazlık, İslâm düşmanlarının ekmeğine yağ sürmüş ve şüphe uyandırıcı birçok eleştiriye de malzeme teşkil etmiştir.

Şimdi âyetin Arapçası olan ve cennette inananlara verileceği söylenen “ve kevâıbe etrâbâ” ifâdesine meâllerde bulunan cinsellik yüklü karşılıklardan bazı örnekler verelim: “Göğüsleri çıkmış genç kızlar[6], “Ve memeleri yeni sertleşmiş yaşıt kızlar[7], “Göğüsleri tomurcuk gibi kabarmış yaşıt kızlar[8], “göğüsleri yeni kabarmış yaşıtlar[9], “Turunç göğüslü yaşıt (kızlar) var[10], “Ve nar memeli, hep bir yaşta (cariyeler vardır)[11], “turunç göğüslü genç yaşıt dilberler[12], “Göğüsleri turunç gibi yaşıtlar[13].

Âyete verilen bu anlamları savunan ve doğru bulan müfessirler, Arap dili sözlükleri ve klâsik tefsirlerdeki dilbilimsel karşılıkları kendilerine referans/delil olarak kullanmışlar ve “kevâib” kelimesinin gerçek karşılığının yukarıdaki âyetlerde verildiği gibi olduğunu söylemişlerdir. Onlara göre “kevâib” Arapçada “kâib” kelimesinin çoğuludur ve “kâib”, on beş yaş civarındaki kız demektir. Bu yaştaki kızın “kâib” diye nitelendirilmesi ise memelerinin tomurcuklanması ve bir bakıma topuk görüntüsü alması, yâni hem yuvarlaklaşması hem de çıkıntılı bir görünüm kazanmasından dolayıdır. Onlara göre âyetin bu kelimeyi kullanmasının nedeni, o günün Araplarını beğenilerine/zevklerine ve arzu ettikleri şeylere göre cennete özendirmek içindir. 

Bu karşılıklar dışında âyete şöyle anlam verenler de var: “Müthiş uyumlu harika eşler[14], “Genç ve yaşıt eşler[15] Bu anlamları tercih edenler “kevâib” kelimesinin Arapçada erkek ve dişi, her iki cinsi de kapsadığını ve “çarpıcı/göz alıcı/değerli olma, üstünlük, ihtişam, harika” gibi farklı mânâları içinde taşıdığını söylemişlerdir.[16]Etrab” kelimesi ise “uyumlu, denk, eşit, yaşıt” anlamlarına gelmektedir. Böyle düşünüldüğünde “ve kevâıbe etrâbâ” ifâdesinin, cinsiyet farkı gözetmeksizin cennete girmeyi hak etmiş bulunan kadın ve erkeklere Allah’ın bir ödül/mükâfat olarak vereceği “muhteşem, muhterem, sevgi dolu, harika ve göz alıcı” eşlere/dostlara/rûhânî varlıklara/bedenlere işâret ettiğini söyleyebiliriz. Bu eşlerin mahiyetini ise şüphesiz dünyevî yaklaşımlarla algılamak ve tarif etmek mümkün değildir. Çünkü bunlar ancak cennete gidilince hakîkati kavranabilecek eşler olarak kabul edilmek durumundadır.

Nebe/34. âyeti yukarıda sözü edilen eşlerin yanında cennette bir de “dolup taşan [mutluluk] kadehleri[17] olduğunu söylemektedir. Âyette geçen “dihâk” kelimesi ağzına kadar dolu neredeyse taşmak üzere olan bardak/kadeh demektir. Bu içeceklerin özelliklerini ise tıpkı diğer cennet nimetleri gibi bilmek mümkün değildir. Ama kesin olarak bilinen tek şey kadehte sunulan bu içeceklerin dünyadakilerden farklı olduğu ve içenlere de bitimsiz bir zevk/tat/neşe verdiğidir. Anlaşılıyor ki; cennetin içecekleri –içinde sarhoşluk/sersemlik bulunmayan, baş ağrıtmayan– o anda ve daha sonra her türlü gam ve kederden uzak saf ve duru yoğunlaşmış bir hayat zevki veren niteliktedir. Üstelik bu içecekler, içenlerin arzusuna göre ard arda ölçülüp getirilecek ve doygunluk sınırına kadar öyle sunulacaktır. Bazı irfânî yaklaşımlar, cennette sunulacak bu içeceklerin sembolik “İlâhî bilgi”nin son derece tatlı/hoş kokusuna işâret olduğunu söylemişlerdir. Hattâ Mevlâna Celâleddîn Rûmî, bu cennet içeceğini Allah’ın cemâlinin –keyfiyetsiz– görülüşünün remzi olduğuna atıf yapmıştır. 

Müminler bütün bu güzellikleri yaşarken Nebe/35. âyetin ifâdesine göre cennette “ne boş sözler ne de yalanlar duyacaklardır.[18] Âyette geçen “lağv”, boş ve gereksiz/geçersiz söz demektir ama çirkin, yalanla karışık sözler de bu kelimenin anlamları arasındadır. Yine bu kelimenin “sataşmak, lâf atmak, kavga etmek” gibi bir yönü de vardır. Anlaşılıyor ki; cennet, bu anlamda bir sükûn ve huzur ikliminin sürdüğü bir ortamdır. Şüphesiz inananların böyle bir esenliğe kavuşması, onların dünyâ hayatında da bu tür sözlere karşı gösterdikleri tavrın bir göstergesidir. Bir başka âyetinde Kur’ân müminleri tanıtırken şu ifâdeleri kullanır: “Onlar ki, boş ve anlamsız şeylerden yüz çevirirler[19] veyâ “Onlar boş ve gereksiz sözlere rastladıkları vakit onurlu bir şekilde ondan yüz çevirip geçerler.[20] Yine âyette geçen “kizzâbâ” ise yalan, yalanlamak, yalan yere yemin/şahitlik anlamına gelmektedir. Cennette bu olumsuz davranışların da hiçbirisi yer almayacaktır. Yalan, Kur’ân’ın lânet sebebi saydığı büyük günahlardan birisidir.[21] Yalancı tanıklık ise dinin korumak amacı güttüğü “malı, nefsi, nesli, aklı ve onuru” zedelemekte, böylece hayata ve insâna ihânet sergilemektedir. İşte müminler yeryüzü yaşamlarında da bu tür günahlardan uzak durdukları için şimdi cennette de bunları duymayacaklardır.

Nebe/36-37. âyetler ise verilen bu nimetlerin, sunulan bu güzelliklerin Allah’ın bir lütfu olduğunu bize bildirmektedir: “[Bütün bunlar,] Rabbinden bir ödül, [Kendi] hesabına göre bir armağandır; göklerin ve yerin ve ikisi arasındaki her şeyin Rabbi[nden], Rahmân[dan bir ödül]![Ve] hiç kimse O’na karşı sesini yükseltme gücüne sahip değildir.[22] İlk âyetten anlaşılan odur ki; Allah, elde edecekleri mükâfattan ayrı olarak inananlara başka nimetler de verecektir. Yani onlara amellerinin karşılığından daha fazlasını sunacaktır. Çünkü bu Allah’ın lütuf ve ihsânının, rahmet ve merhametinin bir sonucudur. Aynı zamanda bu Allah’ın da bir sünnetidir. O, cehennem ehline, günahkârlara ancak işledikleri suçun karşılığını “tam uygun ceza” verirken, cennet ehline yalnızca onların güzel işlerine göre değil, ama onların da üstünde, kendisinin sınırsız lütfuna göre davranacaktır.

İşte Nebe/37. âyet de Allah’ın bu takdirine/adaletine/fiiline karşı hiçbir kimsenin sesini yükseltemeyeceğini, ağzını açıp itiraz edemeyeceğini söylemektedir. Başka bir ifâde ile hiçbir varlık Allah’tan sevabın çoğaltılması veyâ azabın hafifletilmesi için istekte bulunamaz. Çünkü O’nun “Rahmân” sıfatı yâni her şeyin tahtına/arşına oturan sonsuz rahmeti/irâdesi buna izin vermeyecek kadar tüm varlığı etkisi altına almıştır.

Âyette Allah’ın, müminlerin de müşriklerin de rabbi olduğuna bir ima vardır. Çünkü Allah yerlerin, göklerin ve evrendeki her şeyin Rab’bidir. O, Rahmân isminin bir tecellisi olarak bütün insânlara rahmetiyle muamele edip her türlü nimeti lütfettiği halde, müşrikler cehâlet ve nankörlüklerinin sonucu olarak Allah’ı bırakıp başka varlıklara tapmışlar, onların kendilerini Allah’a yaklaştıracağını[23] ve O’nun huzurunda kendileri için şefaatçi olacaklarını iddia etmişlerdir.[24] Böylece Allah’ın Rahmân isminin gereği olan rahmetten de kendi irâdeleriyle kendilerini mahrum bırakmışlardır. Hesap gününde bu yaptıklarının yanlış olduğunu anlayınca özür dilemeye kalkışsalar dahi kendilerine ne konuşma ne de özür dileme izni verilmeyecektir. Çünkü o gün, kulların kendilerine düşeni yapma günü değil, dünyâda yaptıklarının karşılığını görme günüdür, hüküm ve hesap günüdür.

Dipnotlar

[1] Nebe/31 “İnne lilmüttekıyne mefaza”.

[2] Buruc/11; Tevbe/89.

[3] Nebe/32  “hadâika ve a’nâba”.

[4] Abdullah b. Abbas.

[5] Secde/17.

[6] Diyânet işleri.

[7] Abdulbaki Gölpınarlı.

[8] Âdem Uğur.

[9] Celâl Yıldırım.

[10] Elmalılı.

[11] Ömer Nasuhi Bilmen.

[12] Suat Yıldırım.

[13] Yaşar Nuri Öztürk.

[14] Muhammed Esed.

[15] Edip Yüksel.

[16] Kur’ân’da eğer kadınlarla ilgili çok özel bir mesele gündeme getirilecekse, onlara ait dişi zamirler veya kullanımlar devreye sokulur. Eğer önemli bir fark yoksa o zaman cümlelerin içerisinde erkek ve kadın ayırımı yapılıyorsa da sonuçta tek sığa/kalıp tercih edilir ki bu da müzekker, yani erkek sığa/kalıpdır.

[17] Nebe/34  “Ve ke’sen dihâkâ(dihâkan)”.

[18] Nebe/35  “Lâ yes’meûne fîhâ lagven ve lâ kizzâbâ(kizzâben)”.

[19] Müminun/3.

[20] Furkân/72.

[21] Âl-i İmrân/61; Nûr/7.

[22] Nebe/36-37   “Cezâen min rabbike atâen hısâbâ(hısâben). Rabbis semâvâti vel ardı ve mâ beynehumer rahmâni lâ yemlikûne minhu hitâbâ(hitâben)”.

[23] Zümer/3.

[24] Yûnus/18.

Necmettin Şahinler

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.