
İnsanın varlık hiyerarşisindeki konumunu belirleyen en temel ve ayırt edici özellik ‘irade’ sahibi olmasıdır. İrade, sadece bir şeyi tercih etme veya karar alma mekanizması değil; maddi bir karşılığı olmayan, tamamen ‘manevi, ruhsal ve soyut’ bir niteliktir. Bir şeyi yapabilme kapasitesi (istidat) ile iradeyi birbirinden ayırmak gerekir; çünkü irade, insanın bütünlüğünden süzülüp gelen ve şahsiyetin üzerine bina edildiği ahlaki yapının temel taşıdır.
Şahsiyet, insanın toplam varlığından hareketle inşa edilen bir bütündür ve bu bütünlüğün en belirgin dışa vurumu ahlaktır. Ahlak ise gücünü ve meşruiyetini inanç ve imandan alır. Dolayısıyla iradeyi gerçek anlamda “irade” kılan şey, onun bir ‘istikamete’ sahip olmasıdır. İnsanın bağlı olduğu bu istikamet; sahip olduğu bilgi, bu bilgiye dair imanı ve bu imanın eyleme dönüşme sürecini kapsar. Bu süreçlerin toplamı, iradenin sağlam, kavi ve geri dönülemez bir güç haline gelmesini sağlar.
İrade, durağan bir yapı değil, yönlendirilebilir ve katmanlı bir süreçtir. Bir insanın bir şeyi yapma isteği iradenin bir uzantısıyken, o şeyle ilgili bir hükme varması ve bu hükmü karara dönüştürmesi iradenin bir sonucudur.
Hüküm ve Karar: İrade bir hüküm verir, bu hüküm karara dönüşür ve uygulanır.
İrade Zaafı: Eğer irade zayıflarsa, alınan karar uygulama aşamasında geri teper ve kişi amacından vazgeçer.
İrade, insanın hatalardan sakınmasını sağlayarak karakteri, doğruyu kurarak da şahsiyeti güçlendirir.
İrade ile hürriyet (özgürlük) arasında ayrılmaz bir bağ vardır. Bir insanın iradesinin kendisine ait ve sağlam olabilmesi için hür olması gerekir.
Kültürel Baskı ve Özgünlük: İnsanlar genellikle doğdukları çevrenin (Müslüman, Hıristiyan, sağcı, solcu vb.) kültürel kodlarıyla şekillenirler. Bu durumda irade, kültür tarafından baskılanmış olur. Gerçek irade, hürriyetin devreye girdiği ve insanın tarafsız (objektif) bir şekilde hakikati kavradığı noktada başlar.
Sorumluluk Bilinci: İrade, beraberinde sorumluluğu getirir. Bir insan kendi iradesiyle bir iş yaptığında onun sorumluluğunu üstlenmiş olur; ancak baskı ve zorlama altında (irade dışı) gerçekleştirilen eylemlerden, örneğin zorla işletilen bir günahtan dolayı insana sorumluluk yüklenmez.
İrade, bilgiden bağımsız olarak değerlendirilemez; aksine bilgi iradenin temelini oluşturur. İradeyi besleyen bilgi türleri çok katmanlıdır:
İlahi Bilgi: Vahiy yoluyla gelen bilgi…
Akli Bilgi: Muhakeme ve olaylar arası bağ kurma yoluyla elde edilen bilgi.
Mantıksal, Duygusal ve Tecrübî Bilgi: Ölçme, değerlendirme ve yaşanmışlıklardan gelen veriler.
Bütün bu bilgi türleri “irade potasında” eriyerek anlamlı bir çerçeve kazanır ve şahsiyeti açığa çıkarır.
İrade ve akıl, insanı diğer canlılardan ayıran en temel vasıflardır. Zekâ ve karar verme mekanizmaları diğer varlıklarda (hayvanlarda) bulunabilirken; soyut kavramsallaştırma yeteneği olan ‘akıl’ ve bilinçli bir yönelim olan ‘irade’ sadece insana mahsustur. İnsanın yeryüzündeki “halife” vasfı, onun bu iradeyle taçlandırılmış olmasından kaynaklanır.
İnsanın iradesi (cüzi irade), Allah’ın mutlak iradesiyle (külli irade) mahiyet bakımından benzerlikler taşısa da sınırları bakımından farklıdır. Külli irade mutlak iken, cüzi irade mukayyet (sınırlı) bir yapıdadır. İnsan, kendi varlığını ikame ederken tek sahibinin Rabbi olduğunu kabul edip O’na teslim olduğunda, iradesi kendi özünü yakalamış olur. Bu teslimiyet, insanı dünyevi güç odaklarından ve nefsanî arzulardan bağımsızlaştırarak gerçek özgürlüğe ulaştırır.
İradenin temelinde ‘niyet’ yatar. Niyet, istikametin temelidir; niyet yoksa istikamet de yoktur.
Hayal ve Rüya: Hayal ve rüya da irade gibi soyut ve manevidir. Ancak iradenin farkı, amele (eyleme) dönük olmasıdır; hayallerin gerçekleşmesini sağlayan güç iradedir.
İradi İncelik: İslam hukukunda niyetin önemi büyüktür. İyiliğe niyet edip gerçekleştirememek bir sevap (hasene) olarak yazılırken, kötülüğe niyet edip vazgeçmek cezai bir karşılık doğurmaz; bu da iradenin farklı bir tezahürüdür.
İrade, sadece bir seçme hürriyeti değil, bilginin şuurla birleşerek eyleme dönüşmesidir. Bir eylemi (örneğin namazı) geleneksel bir alışkanlıkla değil de, idrak ederek ve irade ederek yerine getirmek, o eylemi sahici kılar. Sonuç olarak irade şahsiyettir. İnsan, sahih bilgiyle donanmış, hürriyetiyle harmanlanmış ve Rabbine teslim olmuş bir irade ile ancak kemale doğru yürüyüşünü sağlarken kendisine yüklenmiş teklifin gereğini yerine getirme imkânını elde eder…